Dünyanın Yerlisi
 

Agra – Taj Mahal’i İkinci Defa Görmek

Jaipur’daki turumuzdan 01:00 gibi geldikten sonra ilk yaptığımız şey, uyumak oldu.

Bir sonraki gün (daha doğrusu artık aynı gündü), Jaipur’a yaptığımız şekilde Agra’ya gidecektik. Bir tur firması bizi alacak, götürecek, gezdirecek ve getirecekti.

Tabii ki, Hindistan’da her zaman olduğu gibi, beklediğimiz dışında bir çok şey oldu. Hem pozitif hem negatif anlamda.

Bu sefer insaflılardı, sadece 10 dakika beklettiler. Bindiğimiz otobüs bir otobüstü, minibüs değil. Yine bir önceki sabah gibi yorgunluktan uyuya uyuya 4 saatlik yolu bitirdik (Agra Delhi’ye Jaipur’dan biraz daha yakın).

İlk gördüğümüz yer ünlü Agra Fort (Agra Kalesi) oldu. Jaipur kalesi gibi, gruptan biraz ayrı takılarak bu harika mimarinin tadını çıkarttık.

Biz asıl kreşendo anını, yani Taj Mahal’i bekliyorduk. Yine dünkü tur gibi önce öğle yemeği, sonra alışveriş vs vs derken saat yaklaştı 15:00’e. Fakat bu uygundu, çünkü 18:00’da dönülmesi planlanıyordu, 2-3 saat Taj Mahal için süperdi.

Öğle yemeğimizi yine güzelce yedikten, sonraki hediyelik eşya dükkanından da bu sefer bir şeyler aldıktan sonra (alınca da daha çok al diye ısrar ediyorlar), Taj Mahal’e doğru gittik.

Bu arada dün 10 kişilik minibüste bizim dışımızdaki herkesin Hint olması gibi, bu sefer 40 kişilik otobüste bizim dışımızdaki herkes Hint idi. Yine surlara ve Taj Mahallere neredeyse 1 dolara giren Hintlerin yanında biz her girdiğimiz yere 5’er, 10’ar dolar ödüyorduk (Taj Mahal’in yabancı giriş fiyatı 1000 rupe, yani 15 dolar civarı. Hintlere 60 rupe (1 dolar).

Taj Mahal’e 1 km kala bir yerde durup tam yürüyecektik ki, tur lideri bizi durdurdu. Tüm Hintler güzel güzel yollarına devam ederken bizimki bize (yabancıların bilet alımı 30 dakika sonra) diyordu.

Beklemeye başladık. 15 dakika, 25 dakika, 35 dakika. Adam da ortadan kayboldu. Biraz yürüyünce adamı buldum. ‘Biraz daha’ deyip sohbetine devam etti.

1 saat sonra yanımıza gelip, bilet işinin bir şekilde hallolmadığını söyleyip, bize bilet paramızı verip kendimizin alması gerektiğini söyledi. Girerken de Hint sırasından değil, yabancı sırasından girmemizi ve beklememizi söyledi.

Bilet sırasına girdik. Yabancılar bir tarafta ve Hintler diğer taraftaydı. Yabancılar tekli sıra yaparken Hintler sırayı üçlüye çıkarmış, bazıları yabancı tarafından bilet almaya çalışıyordu. İnanılmaz bir hengamede ezilenler, sıkışanlar arasında biletimizi almaya çalışırken, yaklaşık bir 30 dakika sonra bunu başardık. Saat olmuştu 16:30.

1 km’lik yolu yürümeye başladk, 16:45 gibi oradaydık. Hintlerin olduğu çılgın bir sıra vardı. Fakat yabancıların olduğu bir sıra görememiştik. Polislere sorduğumuzda yarım ağızla aynı sıraya girmemiz gerektiğiniz söylediler.

Ve hengame başladı. Sanki ülkemizdeki savaştan kaçan mülteciler gibi, üstü çadırla kapanmış, inanılmaz kalabalık, insanların birbirlerini ittiği ve inanılmaz gürültülü bir yerde, deyim yerinde ise hayatta kalmaya çalıştık.

Ter, sıcak arasında yaklaşık 45 dakikada içeri girebildik (kendimize gelmemiz de 5 dakika sürdü).

Saat 17:30’du ve bizim otobüsümüz 18:15’te idi! Yani Taj Mahal’i gör, resim çek ve geri dön için 45 dakikamız vardı. Allahtan hava kararmadan 15 dakika önce girip aydınlıkta biraz bu harika yapının tadını çıkartıp, resimlerimizi çektik.

Taj Mahal’e 2011’de gitmiştim. O zaman da gerçekten heyecanlı ve mutluydum. Bu harika yapıyı çıplak gözle görmek bir onur, bir keyifti. Şimdi tekrar görmek eski bir arkadaşı görmek gibiydi. Koşuşturmadan dolayı biraz kötü hissetsem de, görmeyi başarmıştık ve ben bu güzel binaya selamımı tekrar verebilmiştim.

Hızlıca Taj Mahal’i görüp, tavaf edip, resimlerimizi çektikten sonra (zaten artık hava kararmıştı) geri dönmeye başladık. Saat 18:10’du ve 5 dakikada orada olmamız lazımdı.

Yaklaşık 18:30’da oraya varınca otobüsün olmadığını, ama bizim gibi geç kalan 8 kişi ve başımızda birinin olduğunu gördük (en azından tamamıyla bizi bırakmamışlardı).

Bizi IETT’den bozma bir otobüse alıp, 3 saat süren bir yolda bizim otobüsün mola aldığı durakta bıraktılar (daha doğrusu attılar). Akabinde grubumuzla buluştuk. Herkese tek tek nerede olduğumuzu açıklaya dururken otobüsteki yerimize geçtik.

Bundan sonra uyuruz ve Delhi’de uyanırız diye umuyorduk ama nafile.

Bir çay molası için durduk.

Akabinde bir ‘akşam yemeği’ (saat 23:00 idi) için durduk.

Yemekten sonra tam ‘tamam artık rahata eriyoruz’ derken otobüste bir bağrışmalar ve heyecan başladı. Sonra anladık ki rehber grubu yolda bir köyde bir tapınaktaki ayine götürmek için gaza getiriyormuş. Anlamadığımız için biz de otobüsten inip grupla birlikte gayba yürüdük. Tapınaktaki ayin için artık çok geç olmuş ve biz de çok yorgun olmuş olsak da böylesine yerel bir tecrübeye şahit olmak güzeldi.

Ve burada da gördüm ki, din gerçekten manipülasyona en açık ve üzerinden en fazla rant yapılan olgu. Dini törenlerden sonra gruptakilerden ‘gönüllü’ olarak para toplandı (biz de bu tecrübe üzerine birşeyler verdik elbet).

Artık daha fazla aktivitenin olmadığını umup 00:00 gibi yola devam ettik. Delhi’ye geldiğimizde saat 04:00 olmuştu. Tek hayal ettiğimiz sağlam bir uyku çekmekti artık.

Ki çektik de. Sonraki gün 12:00’de uyandık.

Yorum yok

YORUM BIRAKIN