Dünyanın Yerlisi
 

Aktau, Kazakistan – Neredeyse Koca Bir Kıta Kadar Yolu Teptikten Sonra

Soğuk Aralık’tan sonra, trenle Aktobe isimli bir şehire gittim. Ama bu şehire gitme sebebim oradan Aktau’ya uçakla geçecek olmamdı. Artık dönüş için çok vaktim kalmamıştı, bu sebeple de trenle bir 30 saat daha yol tepmek istemedim.
Aktobe’ye gittikten, biraz etrafı gezip biraz oyalandıktan sonra, uçakla Kazakistan’daki son adresim olan Aktau’ya geçtim.
Akşam saatlerinde geldiğim Aktau havaalanından taksiyle şehir merkezine geçip (Kazakistan, Özbekistan gibi ülkelerde taksi bizim standartlarımıza göre çok ucuz olduğu için, rahatlıkla havaalanından da taksiyle bir yere gidilebiliyor), airbnb’de kalacağım evin sahibiyle buluşup, kalacağım eve götürüldüm. Aktau’da genelde yaptığım gibi Couchsurfing kullanmak istemedim, çünkü son günlerimde biraz mahremiyet ve biraz rahatlık istiyordum.
Aktau, Hazar Denizi’ne kıyısı olan, iklimi nispeten daha sıcak, uzun bir sahil şeridi olan, güzel bir şehirdi.
Aktau’da 4 gün kalsam da, aslında yazacağım çok bir şey yok. Genelde bu yazılarımda tanıştığım insanlardan, edindiğim tecrübelerden bahsediyorum. Aktau ise 4 gün boyunca genelde kendi başıma (onun dışında sadece Aktau’da yaşayan Kazak bir kızla tanışmıştım ve boş vakitlerimizi beraber geçiriyorduk) geçirdim. Bu 4 gün benim için daha çok kendi içimde yansıma, 20 günlük seyahatimden sonra biraz dinlenmek, çalışmak, yazmak, özet olarak kendimle vakit geçirdiğim günler olmuştu.
Genel olarak seyahat eden arkadaşlarıma da önereceğim bir unsur bu aslında. Özellikle uzun seyahatlerde (15 günü geçen) arada bir durup, bir kaç gün dinlenip, ağırdan alıp, yansıma yapmak hem sizi şarj ediyor, hem de seyahat boyunca edindiklerinizi hazmetmenizi sağlıyor. Ben de uzun seyahatlerimde keyifle yapıyorum bu yansıma ve dinlenme günlerini.
Aktau’da birlikte vakit geçirdiğim Jannat’la ise Couchsurfing’de tanıştık. Uluslararası bir firmada çalışan Jannat, zaten yapısı ve işi gereği oldukça uluslararası bir yapıya sahip. İngilizceyi iyi konuşan, açık görüşlü ve oturup sohbet etmesi keyifli biriydi. Jannat’la Aktau’unu uzun sahil şeridinde bol bol yürüdük (daha önceki şehirler kadar soğuk olmasa da, hala oldukça soğuktu), oturup kahve eşliğinde sohbet ettik, hatta karaoke’ye bile gittik.
Jannat’la geçirdiğimiz vakitte şu duygu çok hoşuma gitti. Farklı ülkelerden, farklı kültürlerden geliyorduk, daha yeni tanışmıştık, fakat uzun senelerdir arkadaşmışız gibi vakit geçirebiliyorduk. Nereli olduğumuzun, daha önce tanışmayışımızın hiç bir önemi olmada. Sadece birbirimizde bulduğumuz ortak noktalar, ve kısa zaman içerisinde birbirimize verdiğimiz güven buna yetiyordu.
Kazakistan’da takriben 10 gün geçirdikten sonra, ve öğrendiğim birçok şey içerisinde kendime hatırlattığım en değerli şey de bu oldu aslında. Sizin nereden olduğunuzun ya da karşınızdaki insanlarla aranızdaki yetiştiriliş, inanış vs farkların çok da önemi yok. Bir insanla, dünyanın neresinde olursa olsun, yeterince açık, güvenilir ve iyi niyetli olduğunuz takdirde, değerli vakit geçirebiliyor, ve o insandan çok şey öğrenebiliyorsunuz.
Türkiye’ye dönerken bu ve edindiğim diğer tüm deneyimler benim kendimin daha iyi bir versiyonunu yaratma yolunda, her seyahatimde olduğu gibi katkıda bulunmuştu.
Yorum yok

YORUM BIRAKIN