Dünyanın Yerlisi
 

Aralsk, Kazakistan – ”İskandinavya” Hissini Yaşamak

Kyzl-Ordi’dan trene binip yaklaşık 10 saat süren bir yolculuktan sonra Aralsk’a vardım. Aralsk’ta kalacağım arkadaşımı daha önceden tanımıyordum. Genelde yaptığım gibi, Couchsurfing’den de bulmamıştım bu arkadaşımı. Bir önceki durağım Kyzl-Ordi’da evinde kaldığım, Couchsurfingden arkadaşım Timur’un arkadaşıydı Ercan. Timur’layken, Ercan’a telefon açıp bir arkadaşının Aralsk’a geleceğini ve beni misafir etmesinin mümkün olup olmayacağını sordu Timur.
Ercan’da ‘’elbette’’ dedi. Beni tanımıyordu ama Timur’un referansı onun için yeterliydi.
Aralsk’a vardığımda, şu ana kadar deneyimlediğim en soğuk havalardan birini deneyimleyeceğimi (eksi 20) biliyordum. Her ne kadar bunun farkında olsam da, o soğuğu yaşayınca, buna hiç bir zaman gerçekten hazırlıklı olamadığınızı anlıyorsunuz.
Tıpkı Timur gibi, Ercan’da beni trenin vardığı yerden aldı. Aralsk çok ufak bir şehirdi. Bu sebeple evine doğru yürüdük. Normalde Astana’da öğrenci olan Ercan, memleketi Aralsk’a tatil için gelmişti. Timur’la olduğu gibi, Ercan’da annesinin evinde misafir edecekti beni.
Yine, Timur’la olduğu gibi, Ercan’larda da, çok mütevazi bir evleri olmasına rağmen, beni rahat ettirmek için ellerinden geleni yaptılar. Harika bir sofra kurdular, her şeyin iyi olup olmadığını sordular. Misafirperverliklerinden çok Ercan’ın ne kadar kaliteli bir çocuk olduğu beni daha çok etkilemişti. Her genç gibi onun da hayalleri vardı. Pilot olmak ve dünyayı gezmek istiyordu. Ufak bir kasabadan Astana gibi büyük bir şehire gitmeyi başarmış ve iyi bir üniversiteye girmişti. İngilizce öğrenmişti. Nereden geldiği Timur için olmadığı gibi, Ercan için de bir bahane değildi.
Evlerinde güzel bir yemek yedikten sonra, her ne kadar soğuk olsa da, bu ufak ve şirin kasabada yürümeye başladık. İyice sarınıp sarmalanarak çıktık yola. Evden kasaba merkezine doğru giderken, limanımsı bir yere vardık. Burada kimse yoktu (kasabanın birçok yerinde olduğu gibi). Gökyüzü çok berrak gözüküyordu. Geniş bir arazide, eski, ufak ve şirin evlerin arasındaydık. Birden bire kendimi bir İskandinav ülkesinde hissettim. Ve tekrar hatırladım, bilmediğin yerlerin seni pozitif anlamda ne kadar şaşırtabileceğini.
Kasabanın merkezindeki pazara gidip etrafa bakındık. Burada genelde 50-60 yaşlarında kadınlar kat kat giyinmiş halde, bir şeyler satıyorlardı. İnsanların para kazanmak için nelere katlandıklarını tekrar gördüm.
Sonrasında ise, kasabayı hemen hemen 1 saat içinde bitirdiğimiz için, gece burada kalmaktansa, trenle yoluma devam etmeye karar verdim. Ercan ile birlikte tren istasyonuna gittik, bir sonraki durağım olacak olan Aktobe’ye biletimi aldım.
Eve dönüp akşam yemeğimizi yedikten sonra, biraz dinlendik. Sonrasında benim için yola devam etme vakti gelmişti. Ercan sağ olsun tren istasyonuna kadar bana eşlik etti. Ben de 1 günden bile az vakit geçirsem de, bana kardeşi gibi davranan bu güzel insana teşekkür ettim ve onu İstanbul’da misafir etmekten onur duyacağımı söyledim.
O da tüm samimiyeti ve sıcak bir gülümseme ile, bundan memnun olacağını, burada her zaman bir evim olduğunu unutmamamı söyledi.
Vedalaştık ve bu seyahattaki son durağıma doğru yola çıktım.
Yorum yok

YORUM BIRAKIN