Dünyanın Yerlisi
 

Arnavutluk – Aynı Yer, Başka Perçin

2020 Şubat’ta Arnavutluğa 3. Defa gelmiştim. Daha önceki iki ziyaretimde Arnavutluk yolumun üstünde diye gerçekleşmişti.
İlkinde Arnavutluk’tan İtalya’ya gemiyle geçiyordum. İkincisinde de Arnavutluk’tan Karadağ’a geçecektim.
  1. seferimde de, Karadağ’dan Yunanistan’a geçerken Arnavutluğa yolum düştü. Ama bu sefer toplamda 3 gece kalarak, Arnavutluk’taki kişisel kalış rekorumu kırdım.

 

2 gün daha önce gördüğüm Tirana’da, 1 gün de Yunanistan sınırına yakın ufak ve tatlı Korce’de kaldım.
Tirana her zamanki gibi güzeldi. Başkent olmasına rağmen nispeten ufak ve sakin bir yerdi. Her yere yürüyerek gidiyordum, güzel ve ucuz yemeklerin, keyifli kafelerin tadını çıkartıyordum. Bu seferki gelişimde girişimci gençlerle bir konuşma gerçekleştirdiğim için, daha çok yerel insanı tanıma fırsatım da oldu. Hatta bir akşam, hem Couchsurfing’den tanıştığım hem de konuşmama gelen Ola beni güzel bir yemeğe götürdü. Hesabı öderken elimi tutup ‘’burada misafirsin, para ödeyemezsin’’ dedi, tüm ısrarlarıma rağmen. Sonrasında bir şeyler içmeye gittiğimizde içtiklerimizi ödeyerek vicdanımı rahatlattım en azından.
Bu sefer Tirana’da bir yürüyüş turuna da katıldım. Bu tur ülke hakkında çok daha fazla bilgi sahibi olmamı sağladı. Eri ismindeki genç rehber ülkenin bayrağı, dinlerin bir arada yaşayışını, kültürünü, tarihini, özellikle de 40 yıldan uzun süren Enver Hoca’lı komünist dönemi uzun uzun anlattı.
‘’O günler nostalji duyduğumuz günler değildi maalesef’’ dedi Eri. Ve komünism 1991’da Arnavutluk’ta sonlandıktan sonra ülkenin kapitalizme ayak uydurmaya çalışmasını dedesinin hikayesiyle anlattı.
Kapalı bir ülkeyken birden her şey ülkeye girmeye başladı. Coca cola, kot pantolon, muz vs… Ömrünün büyük bir kısmını kapalı bir ülkede geçiren dedem için tüm bunlar çok fazlaydı. Ama tabii ki hoşuna da gidiyordu. Bir gün babama ‘’bana marketten muz al’’ dedi. Babam gitti Çikita muzlardan aldı, en dirisinden.
Dedem muza bakıp ‘’ben bu muzu istemedim!’’ dedi.
Babam şaşırmıştı. ‘’Muz bu işte baba, hangi muzu istedin?’’
‘’Ben kırmızı muzu istedim!’’ Diye cevap verdi dedem. ‘’Kırmızı muz’’dan kastı da Coca cola. O kadar çok yeni şey girince hayatına, isimlerini aklında tutamamış, hepsine ‘’banana’’’ (muz) demeye başlamış. Yani dedim ‘’muz’’ istiyorsa, ya doğru tahmin edeceksin, ya da coca cola, muz vs hepsini bir arada alıp getireceksin, o kendi muzunu seçecek.
Böyle güzel hikayelerle bizi Tirana’da gezdirdi Eri.
Bir gün sonra Korce isimli, Yunanistan sınırına yakın, tatlı bir kasabaya gittim. Çok eski gözüken, ama çok güzel dekore edilmiş bir hostelde kaldım. Uzun bir süreden sonra soba alevinde ısındım. Tirana çok sıcaktı, ama dağlık Korçe çok soğuktu. Bu kadar soğuk olmasaydı bir geceden fazla duracaktım, ama açıkçası dayanamadım havanın birden bu kadar değişmesine. Ve kendimi bir gün sonra Selanik’e attım.
Bu yazıyı da Selanik’e giden otobüsümden yazıyorum sizlere. Arnavutluk’a 3 kere gitsem de, her gittiğimde farklı bir Perçin olduğu için, daha farklı bir gözle görüyorum gittiğim yerde. Tıpkı bu sefer, ve her sefer olduğu gibi.
Bir dahaki sefere Arnavutluğun güzel deniz kıyısı şehirlerine gidip orada güzelce keyif yapmaya söz verdim kendime. Yani, 4. sefer de ufukta. O zaman nasıl bir Perçin gelecek, zaman gösterecek.
Yorum yok

YORUM BIRAKIN