Dünyanın Yerlisi
 

Austin, Texas, ABD: Hiç Texas Gibi Değil

Houston’dan 2,5 saatlik bir yolculuk sonrası Austin’e giderken, geçen haftalarda okuduğum bir gazete makalesinden dolayı Austin’i oldukça merak ediyordum. Makalede Austin’i dünyada en çok görülmesi gereken 3. Şehir olarak nitelendirmişlerdi.

Otobüs terminaline geldiğimde hostum Jeremy sağ olsun beni karşılayıp eve arabasıyla götürdü. Amerika’nın bir çok şehrinde olduğu gibi Austin’de de otobüs bağlantıları oldukça pratiklikten uzaktı. Hostum Jeremy 40 yaşlarında, 3 çocuğu olan, 2 kere boşanmış ve çok entelektüel bir insandı. Austin’deki iki günümde de zaten çok keyifli vakit geçirecektik kendisiyle.

Tipik Amerikan filmlerinden çıkmış evine girdikten sonra, biraz dinlenip birlikte yemeğe çıktık. Beni yine tipik, Amerikan ‘’suburban’’ evlerine yakın bulunan dükkanların bir arada bulunduğu bir bölgede Tex-Mex (Texas ve Meksika yemeği karışımı) restoranına götürdü. Burada sınırsız taco dışında, harika birer margarita (Jeremy 2 tane içti daha doğrusu) ve çok lezzetli enchilada yedik. Günlük bütçem sınırlı olduğu için olabildiğince dışarıda yememeye çalışsam da, bu keyifli yere vereceğim paraya acımayacaktım. Çünkü hiçbir ücret, anının ve tecrübenin yerini alamazdı. Hakeza çok da pahalı bir yer değildi (Taco’lar bedava, Margarita happy-hour’da 5 dolar ve yemek 10 dolardı). Hesap geldiğinde tam cüzdanımı çıkaracakken, Jeremy bu yemeği ısmarlamak istediğini söyledi. Ona istem dışı ‘’zorunda değilse’’ dediğimde sırıtarak ‘’biliyorum, burası özgür bir ülke’’ dedi.

Harika bir akşam için teşekkür ettikten sonra eve gidip biraz Jeremy’nin iki harika köpeğini sevdim ve dışarı çıkmadan biraz dinlendim. 30 dakikalık bir siesta çektikten sonra (hala jetlag peşimdeydi) Jeremy beni Texas’a çok özgü, Texas müziğinin çalındığı ve danslarının edildiği bir bara götürdü. Barda ‘’honky-ponky’’ dansı öğretiliyor, çiftler öğrendikleri dansları canlı müzik eşliğinde yapıyordu. Ben de ‘’Lone-Star’’ isimli Texas biramla bu şahsına münasir tecrübenin tadını sonuna kadar çıkartıyordum.

Akabinde eve dönüp, Jeremy’nin 2 köpeğinin de katılımıyla güzel bir uyku çektikten sonra bir sonraki gün için uyandım. İngilizce dersimi verdikten sonra, Austin şehir merkezine otobüsle gittim. Austin, Houston gibi diyagonal, kolay bir şehirdi (Houston’dan biraz daha estetikti). Ünlü binaları The Capitol ve ünlü göl kenarında uzun uzun yürüyüşler yapıp beğendiğim her yerde biraz durup, bu güzel yerleri özümsedim. 4-5 saatlik yürüyüşten sonra otobüse binip tekrar eve döndüm. Akşam için Jeremy bu sefer tipik Amerikan yemeğinin yapıldığı bir restorana götürdü bizi. Burada hayatımın en güzel Brüksel lahanasını yedikten sonra hamburgerimi bir güzel yedim. Bu keyifli yemeklerin ve mekanların arasında en çok keyif aldığım şey Jeremy ile yaptığımız sohbetlerdi. Bir çok konuda fikri olan ve bunu söylemekten kaçınmayan Jeremy ile yaptığımız sohbetler çok kafa açıcıydı.

Örnek olarak, atletlerin doping almasıyla ilgili, taksiyle giderken bu konuyu tartıştığımız sırada şöyle bir şeyi söyledi.

‘’Roma döneminde gladyatörler seyirciler için ölüyordu. Bu dönemde de genelde fakir ailelerden gelen bu sporcular, günümüz seyircilerini eğlendirmek için kendi sağlıklarını hiçe sayarak bu dopingleri alıyorlar. İzleyici memnun olduktan sonra bu dopingi yapmak zorunda bırakılan bu çocukların sağlığı ve geleceği hiç ama hiç umursanmıyor. Beni en çok öfkelendiren şeylerden biri bu’’.

Bu konuda kendini ifade ediş şekli dışında, konuya bakış açısı beni çok etkilemişti. Zaten harika bir host olması dışında, bu 2 gün içinde iyi de bir arkadaş oldu Jeremy.

Amerikan yemeği yediğimiz bu akşamdan eve dönünce, Jeremy’e dışarı çıkmadan önce 30 dakika dinleneceğimi söyledim. Yatağa uzandığım 20:00 gibi alarmımı 30 dakika sonrasına kurdum. Uyandım ve alarmı bir 30 dakika sonrasına daha erteledim. Sonra bir de 20 dakika sonrasına erteledim. Bir daha uyandığımda saat 01:00’di. Sonra bir daha uyandığımda saat 05:00 di.

9 saatlik, 20:00’da başlayan uykumdan sonra bilgisayarımla işlerimi halletmeye başladım. Jeremy 08:00 gibi uyanıp ‘’uykuya dışarı çıkmaktan daha çok ihtiyacın var gibiydi’’ dedi. O günkü İngilizce dersimi verdikten sonra Jeremy ile kahvaltıya çıkıp Austin’e özgü ‘’breakfast tacos’’ yapan bir yere gittik. Özet olarak taconun içine omlet koydukları bu kahvaltıyı yaptıktan sonra Jeremy sağ olsun beni tekrar otobüs terminaline bıraktı.

Ve bundan sonraki destinasyonum benim için çok değerli. 10 yaşında 15 gün geçirdiğim San Antonio’ya gidiyorum. Hayatımın en güzel zamanlarından birini geçirdiğim San Antonio’da tekrar olacak olmak benim için hem çok heyecan verici, hem de çok duygusal bir deneyim olacak.

San Antonio’ya yola çıkmadan önce, bu yazıyı yazdığım terminalde Jeremy’ye misafirperverliğinden, Austin’e de bana çok iyi davrandığından ötürü teşekkür ederek, çok güzel anılarla ayrılıyorum.

Yorum yok

YORUM BIRAKIN