Dünyanın Yerlisi
 

Aynı Anda Bir Çok Duyguyu Yaşayacağınız Yer: Varanasi, Hindistan

Birçok arkadaşım Varanasi’nin tecrübe açısından en özel şehirlerimden biri olacağını söylemişti. Bunu söyleyen arkadaşlarım genelde gezgin oldukları için sözlerinin doğru olacağını biliyordum. Bu beni Varanasi’yi görmek konusunda daha da heyecanlandırıyordu.

Ganj nehrinde yıkananlar, ölülerin yakılması, ineklerin ortalıkta cirit atması, inanılmaz bir pislik, harika bir ambians.

Gitmeden önce Varanasi ile ilgili duyduğum genel şeyler bunlardı.

Hindistan’ın kuzeyinde, Nepal sınırına çok uzak olmayan (yine birkaç yüz kilometre var) bu farklı şehirde 2 gün geçirdim. Delhi’den bindiğim trenin 12 saat sürmesi planlanmasına rağmen, Delhi’nin meşhur hava kirliliğinin getirdiği sis sayesinde yolculuğum 20 saatten fazla sürdü (akşam trene binip sabah kalkıp haritaya baktığımda, daha yarı yolu bile geçmediğimizi fark ettiğimde surat ifademi görmeliydiniz).

Tren vardığında iyice hava kararmıştı. İstasyona girip biraz yürüyünce bıçkın bir genç önümü kesip, tahmin ettiğim soruyu sordu.

‘Tuk tuk?’

İstasyondan hostelin oraya 200 rupenin kabul edilebilir bir fiyat olduğunu öğrenmiştim. Bıçkın gence fiyatı sorunca ‘350 rupe’ dedi. Ben de 200 rupeden fazla vermeyeceğimi kendime güvenli bir şekilde söyleyince ilk 300, sonra da 250’ye indi ve orta yolu bulduk.

Hindistan’da fark ettiğim bir şey, kaosun ve trafiğin sadece Delhi gibi büyük şehirlerde değil, Hindistan’ın her şehrinde olması ve toplumun genel yapısına nüfuz etmiş olması. İstasyondan hostele tuk tuk ile gelişte birkaç arabaya hafif çarpma, birkaç kişiyi neredeyse ezme ve arabanın birkaç kere istop etmesi ile dolu bir macera oldu.

Varanasi’nin nehir kenarına doğru geldikçe sokakları karmaşıklaşmakta. O yüzden hostelimi bulmak biraz zaman alsa da, sonunda bulabildim. Kendi özel odamın olduğu ve buna gecelik 10 dolar verdiğim Lotus Hostel’de (öneririm) bavullarımı bırakıp, biraz sohbet edip nehir kenarına doğru yürüdüm. Karanlık ve sisli olduğu için çok bir şey göremesem de, nehir kenarında yürüyüp tek tek insanları izlemek, ve birden bire ölülerin yakıldığı alana girip o atmosferi görmek dikkat çekiciydi.

Ama asıl macera yarın başlayacaktı.

Upuzun bir tren yolculuğundan sonra tek kaldığım bir odada güzel bir uyku iyi geldi. Sabah kalktığımda yine zor bir şehrin beni beklediğini biliyordum. Böyle zor yerlerde de ne kadar uykunu alıp ne kadar dinç olursan, dayanıklılığın o kadar artıyor. Bir sonraki destinasyonum olan Gorakhpur’a bilet almak için şehir merkezine giderek başladım güne. Varanasi’de şunu fark ettim. Hindistan’da sadece Delhi ya da Mumbai gibi büyük metropoller kaotik değil. Hindistan genel yapı itibari ile, özellikle de trafik anlamında kaotik bir yer. Varanasi gibi nispeten ufak bir şehirde bile trafiğin korkunçluğu, korna sesleri, ineklerin her yerde cirit atması, yerlere tükürenler büyük şehirleri aratmıyordu. O yüzden diyorum, bu zorluk ile başa çıkabilmek için en dinç halinizde olmanız büyük avantaj. Çünkü gün içinde enerjiniz birçok dış etken ile çok çabuk düşebiliyor.

Yine kontrastlar ülkesi olan Hindistan’ın her yerinde olduğu gibi, Varanasi de kaotikliğinin hemen yanında harika bir güzelliği sunuyordu. Ganj Nehri. Bir önceki akşam sisli bir karanlıkta yaptığım yürüyüşün aynısını bu sefer daha temiz bir havada, daha da önemlisi güneş ışığında yapıyordum. Yarım saat süren ve ölülerin yakıldığı o mistik alanda biten nehir kenarı yürüyüşü gerçekten çok keyifli. Burada keyifli olmayabilecek en büyük unsur ilk fırsatta yanınızda biten dilenciler ve türevleri. Hindistan’ın toplumsal ekonomik durumundan dolayı bu durumun çok olduğunu bilmemize rağmen, dakikada bir farklı versiyonlarda ‘dilenciler’in yanınıza gelmesi gerçekten yorucu. Oturup tek isteğiniz Ganj Nehrinin manzarasının tadını çıkartmak isterken, birden yanınızda bir kızı dilenirken, sonrasında bebeği kucağında bir kadını para isterken, sonrasında size bir şey satmaya çalışan bir adamın mallarının ne kadar ucuz olduğunu dinlerken, sonrasında size bir şey satmıyormuş gibi sadece sizle tanışmak istediğini söyleyen ve 5 dakika sonra bir şey satmaya çalışan bir adamın oradan girip buradan çıkmasını izlerken, sonrasında rahip kılığında bir adamın gelip elini kafanıza koyup, size dualar okuduktan sonra 2 dolar isterken bulabilirsiniz. Bir süre sonra bunlara alışsanız da gün içinde sürekli karşılaştığınızda yorucu olabiliyor.

Günü güzel Varanasi’yi gezerek, benden bir şey almak ya da bana bir şey satmak isteyen kişilerden ustalık ile sıyrılarak ve harika nehir kenarında yürüyerek geçirdikten sonra hava kararmaya başladı. Hostelin sahiplerinden biri nehir kenarındaki akşam seremonisine mutlaka katılmamı önerdi. Yemeğimi yedikten sonra nehir kenarına geçince, çılgın bir kalabalığın açık hava sineması izleyecek gibi yerlerini aldığını, yer bulamayanlarında ayakta beklediğini gördüm. Hasbelkader bir taşın üstünde yer bulduktan sonra duaları ritmik bir şekilde söyleyen bir adamı izlemeye başladım. Bir adamın mikrofon ile duaları okumasından, bir yarım saat sonra etraf 5 Budist rahibin şarkılar, danslar, ateşler ve tütsüler ile senkronize bir halde gösteriler yaptığı, bine yakın insanın izlediği görsel bir şölene dönmüştü.

Bu gösteri öncesi gezgin arkadaşlarımdan Şükran’ın (Pustoo Dünya) önerisi ile Mintu adında bir otel sahibini ziyarete gitmiştim. Zaten yapmak istediğim Ganj Nehri kayık gezisini kendilerinin de yaptığını söyleyince, en azından güvenilir bir yerden referans aldığım birinden almak adına, bir sonraki sabah onların turuna katılabileceğimi söyledim.

Mintu’nun otelinin manzarası.

Bir önceki paragrafta bahsettiğim akşam seremonisinden sonra hostelime dönüp yattım, çünkü sabah 05:00’te kalkıp güneş doğumu ile birlikte kayık turuna katılacaktım. Kayıt turu için geldiğimde otelin resepsiyoniste koltukta uyuyordu. Ben birkaç turist daha beklerken bu sabah bir tek benim geldiğimi öğrendim. Buna şaşıran resepsiyonist dışarı çıkıp birkaç kişi ile konuştuktan sonra yanıma geldi ve kayığın hazır olduğunu, fakat sadece tek kişi olduğum için normalde 180 rupe (3 dolar) olacak turun 300 rupe (6 dolar) olacağını söyledi. Makul gördüğüm bu durum karşısında bir şey demedim ve kayığa doğru yöneldim.

1,5 saat süren bu güzel tur Ganj Nehri’nde, güneşin doğuşu ile, sisin kalktığı güzel hava ile, etraftaki onlarca kayık ile, ölüleri yaktıkları alanın önünde geçmemiz ve hep yanan ateşi görmemiz ile ve en güzeli sanki sonsuzluğa uzanıyormuş gibi görünen uçsuz bucaksız nehir manzarası ile harika bir tecrübe oldu.

Turum bittikten sonra hazırlık vakti gelmişti, çünkü 4 saat sonra Gorakhpur’a trenim vardı. Hostelden eşyalarımı alıp, son hazırlıklarımı yapıp tren istasyonuna doğru yola koyulacaktım. Bu sefer tren yolculuğum 20 saat sürmeyecekti, ama hesaba katmadığım bir şey olacaktı.

Çok fena hastalanıyordum.

Yorum yok

YORUM BIRAKIN