Dünyanın Yerlisi
 

Bangkok, Tayland (2019)- Gece Hayatından Çok Daha Fazlası

Daha önceki bloglarımda Tayland ile ilgili yazmıştım. 2013’de gittiğim Tayland’da Bangkok ve Chiang Mai’de vakit geçirmiştim.
Şu an uluslararası bir eğitmen olarak, Haziran 2019’da Bangkok’da bir eğitim için davet aldım. Bu bahaneyle de Tayland’a ikinci kere gelmiş oldum.
İlk 5 günüm Bangkok’ta geçti, o yüzden şehir ile ilgili çok yeni bir şey söylemeyeceğim. Eğitimden sonra 5 günlüğüne, Bangkok’a 3 saat uzakta bir şehir olan Hua Hin’e 5 günlüğüne gittim. Hua Hin daha önce görmediğim bir yerdi.
Fakat bu yazıda Tayland’dayken fark ettiğim bir şeyi de eklemek istiyorum. 2013’de Tayland’da olan Perçin ile 2019’da Tayland’a gelen Perçin arasındaki farkları görmek (kişisel, profesyonel ve daha birçok) enteresandı. O yüzden, daha önce gittiğim bir yere gitmeyi seviyorum. Oradayken kendimi eskiden orada olduğum zamanlarda, o halimi hayal ediyorum. Ve genellikle o zamanki Perçin’in gençliğine, toyluğuna ve saflığına gülüyorum. Muhtemelen 6 sene sonra aynı yere gittiğim zaman da şimdiki Perçin’e bakıp tebessüm edeceğim.
Ve tabii ki daha önce gördüğüm yerlerden geçtiğimde hem tebessüm ediyorum, hem de duygulanıyorum. Yaşadığım anıları, tecrübelerini hatırlayıp tebessüm ediyorum, bu günkü insan olmama vesile oldukları için yaşadığım anılara teşekkür ediyorum. Ama bazen de eskiyi hatırlayıp nostalji hissediyorum, üzülüyorum. 2013’te Tayland’a gittiğimde askerden yeni gelmiştim. Herhangi bir sorumluluğum yoktu ve en önemlisi, annem hayattaydı. Hemen hemen her gün onunla yazışıp, ona fotoğraflar atıyordum. 2019’da Tayland’da olan Perçin’in artık hayatta bir annesi yoktu. Yaşadıklarını severek paylaşacağı bir annesi.
Bangkok’a indikten sonra, havaalanından trenle, eğitim öncesi, Couchsurfing’de beni misafir edecek Paat ile buluşacağımız metro durağına gittim. Paat sağ olsun beni durakta karşıladı. Paat’ın hem eğitim öncesinde, hem de sonrasında hem misafiri olmak dışında, çok da vakit geçirme fırsatım oldu. Ve Paat ile ilgili söyleyebileceğim ilk şey, hayatımda gördüğüm en misafirperver insanlardan biri olduğuydu. Couchsurfing hesabını yeni açmıştı ve ben ilk misafiriydim. Ama Paat bana sanki onun onur konuğuymuşum gibi davranıyordu. Rahat etmem için (benim ısrarla reddetmeme rağmen) bana kendi odasını vermişti. Ne zaman yemeğe gitsek hesabı ödetmiyordu ve ben keyif alayım diye elinden geleni yapıyordu. Misafirperverliği dışında Paat harika bir insandı da.
Türkiye’ye tatile geldiğinde bir adama aşık olan Paat, şu an adam (ne sebepten bilmiyorum) onunla kontakta olmasa da, adama eliyle yazdığı mektuplarla, ortak arkadaşlarına adama vermesi için yolladığı ufak hediyelerle ve gerçekten tüm kalbiyle iletişime geçmeye çalışıyordu. Bu kadar safça birine aşık olunabildiğini görmek beni gerçekten çok etkiledi.
‘’Bu adam seni kesinlikle hak etmiyor Paat’’ diyebildim ona sadece.
Paat dışında Couchsurfing’den başka kişilerle de vakit geçirdim. Tanıştığım bir kız (daha önce görmeme rağmen) Bangkok gece hayatını mutlaka görmem gerektiğini söyleyip beni çok ‘’havalı’’ bir gece kulübüne götürdü. Bu gece kulübündeyken iki tespitte bulundum.
  • ‘’Gece hayatı’’ her yerde aynıydı.
  • Bunun için fazla yaşlıydım.
Bangkok’ta eğitim başlamadan önce hem daha önce gördüğüm (tapınaklar, yatan Buda heykeli vs…) tekrar görüp hafıza tazeledim, hem de ‘’yüzen pazar’’ gibi daha önce görmediğim ve yeni deneyimleyebildiğim yerler gördüm.
Genel olarak şehirde iki gün geçirdikten sonra 5 günlük proje yönetimi eğitimim başladı. Bu 5 gün boyunca bir otelde kalıp, sabah 9’dan akşam 5’e kadar eğitim verip, akşamları da sadece yemek yemek için dışarı çıkabiliyordum. Tabii ki Bangkok’a geliş sebebim bu olduğu ve hayatımı idame ettirdiğim işim bu olduğu için, bu 5 gün konsantrasyonumu başka bir şeyle bozmadım.
Eğitimin bir akşamında, organizatör firma katılımcıların gideceği bir kukla şovuna katılmamı istedi. Normalde çok turistik ve oldukça pahalı olan bu aktiviteyi firmanın organizasyonu sayesiyle izledim. Normalde, belli bir bütçeyle seyahat ettiğim için, böyle ‘’lüks’’ bir aktiviteye gidebilmek güzeldi.
Eğitimden sonra ise günü birlik katılımcılarla Pattaya’ya gittik. Yaklaşık 5-6 saat geçirdiğim Pattaya’yı şahsen hiç beğenmedim. Ama bu Pattaya’nın ‘’çirkin’’ olduğundan dolayı değil. Tayland’ın (ve dünyanın) en turistik şehirlerinden biri olarak, tüm orijinalliğini kaybettiğinden, 5 metrede bir turistleri gördüğümden ve Tayland’a has hiç bir enerji alamadığımdan dolayı sevmedim Pattaya’yı. Ama elbette yeni bir şehri görmek güzeldi.
Bangkok’taki son günümde de tekrar Paat ile buluşup ‘’yüzen pazar’’a gittik. ‘’Floating Market’’ adındaki bu yer, bildiğini bir pazar yeri. Farklı yemekler bulabileceğiniz, farklı şeyler alabileceğiniz. Fakat tek farkı, suyun üzerinde olması. Kanalların sağında ve solunda dükkanların olduğu, sizin bir tekne kiralayıp bu dükkanlarda durup alışveriş yapabileceğiniz, hatta yemek alıp teknenizde yiyebileceğiniz bir yer.
‘’Floating Market’’ Bangkok’a çok yakın değildi. Yaklaşık 2 saatlik bir tren yolculuğundan sonra, 1 saatlik br minibüs yolculuğu ve belli bir süre yürümenin sonunda ulaşmıştık bu yere. Sabah çok erken çıkmamız gerektiği için Paat ile (ben başka bir arkadaşımda kalıyordum) sabah 05:30’da buluşmak için sözleştik. Bir önceki gece geç yattığım için, buluşmamıza 15 dakika geciktim. Geldiğimde Paat beni istasyonun önünde bekliyordu. Ve o andan sonrası bir film sahnesi gibiydi.
Görünen o ki, tren 15 saniye sonra kalkacaktı (evet, kelimenin anlamıyla 15 saniye). O yüzden Paat beni görür görmez yanıma koştu (ben hala uykulu ve yavaştım), elimi tuttu ve istasyona doğru koşmaya başladık.
İstasyona girdik, ve 10 metre önümüzdeki tren hareket etmeye başladı. Hızımızı arttırdık (Paat 2 kat daha hızlıydı). Paat trene atlayan kondüktöre kendi dilinde bir şeyler bağırdı. Ben sadece bir aksiyon filmindeymişçesine, sırtımda çantam ve ayaklarımda terliklerimle kalkan trene doğru koşuyordum. Ve Paat’ın bağırmaları işe yaradı, tren yavaşladı. Trenin kapısı açıldı (bu arada tren durmadı, sadece nispeten yavaşladı) ve trene atladık.
Yaklaşık bir 5 dakika nefesimizi toparladık. Sonra biraz halimize güldük. Sonra da harika manzaranın tadını çıkarta çıkarta yolumuza başladık.
Floating Market’a geldikten sonra bir tekne (ve tekneyi süren biri) kiralayarak (Paat sayesinde saçma derecede pahalı olan turist fiyatının çok altında bir fiyatla) bu güzel pazarı yaklaşık 1 saa boyunca turladık. Çok turistik olan bu pazarda bazen teknelerin fazlalığından dolayı trafik sıkışıklığı yaşadık. Boyumdan dolayı iki büklüm olan bacaklarım ağrısa da, başka bir yerde yaşamadığım böyle güzel bir tecrübeyi yaşadığım için çok mutluydum.
Tayland 2019 deneyimim bununla bitmeyecekti. Bir sonraki durağım, bir Tayland’lıya (turistlerin etrafta olmadığı, kafa dinleyebileceğim neresi var?) diye sorduğumda aldığım öneri olan Hua Hin olacaktı.
Ve Hua Hin gerçekten gittiğime değecekti.
Yorum yok

YORUM BIRAKIN