Dünyanın Yerlisi
 

Bosna Hersek – İşte Şimdi Oldu

2015’te Karadağ’da Bosna Sınırında bölgede rafting yapmıştık. Bir yerden bir yere giderken araç durup ‘’burası Bosna Hersek sınırı, inip sınırdan 100 metre içeri yürüyebiliriz buradan’’ demişlerdi. İşte teknik olarak Bosna Hersek’e teknik olarak ilk girişimiz o zaman gerçekleştirmiştim. 5 dakika bile sürse.
2020 Şubat ayında ise tam anlamıyla Bosna Hersek’e girdim. Zagreb’den otobüsle Bosna Hersek sınırına girdim. 1 gün Banja Luka, 1 gün başkent Saraybosna ve yarım gün Mostar olmak üzere, Bosna Hersek’te 2,5 gün geçirdim.
 Banja Luka tatlı, ufak bir şehirdi. Couchsurfing’den tanıştığım, orada yaşayan Meksika’lı bir kız sağ olsun beni şehrin merkezinde gezdirdi. 30 dakika içerisinde tüm merkezi görmüştük. Akşam da Aleksei isiminde, burada mühendislik yapan Rus bir çocuğun evinde kalmıştım. Sabah erken saatte Saraybosna’ya otobüsüm vardı. Aleksei sağ olsun arabasıyla önce birlikte kahve içmeye, sonra yol için bir şeyler almama için süpermarkete, sonra da otobüs durağına götürmüştü.
Bosna Hersek’in sevdiğim yönlerinden biri birçok kültürü içinde barındırması. Hem köken olarak (Sırp, Hırvat, Boşnak vs..) hem de din olarak (Müslüman, Ortodoks, Katoılik vs…) farklı kültürlerin bir arada, huzur içinde yaşadığı bir yer. Yakın geçmişte maalesef o kadar da huzurlu olmayan bu topraklarda artık insanlar bir arada yaşamayı öğrenmişler.
Başkent Saraybosna’ya geldiğimde bunu fazlasıya hissetim. Çok da mutlu oldum. Bir caminin yanından geçtikten 5 dakika sonra bir kilise, ondan 5 dakika sonra da bir sinagog görmek beni çok mutlu etti. Farklılıklarımızda ne kadar birlik olabileceğimizin iyi bir kanıtıydı Bosna Hersek’in şu anki hali.
Saraybosna’yı da ayrıca sevdim. Eski sokakları, huzurlu ve sakin bir şehir oluşu ve bir hafta önce dünyanın en pahalı ülkelerinden olan İsviçre’de olduğum için burasının bu kadar ucuz oluşu beni bu güzel şehre hemen ısındırdı 🙂
Saraybosna’daki akşamda Zorana isimli bir kızla buluştuk. Couchsurfing’den tanıştığım Zorana beni yerel bir restorana götürdükten sonra ufak bir Saraybosna turu yaptı. Akşamın sonunu da güzel bir kafede bitirdik. Zorana da, Couchsurfing’den tanıştığım birçok insan gibi hayatla ilgili güzel bakış açıları olan, yaşadıklarını güzel edinimlere çeviren ve hayata pozitif bakan biriydi. Daha tanışalı 1 saat bile olmadığı halde çok özel ve derin konulardan konuşuyorduk. Tekrar hatıradım ki, biriyle kaliteli vakit geçirmek geçirdiğin vaktin süresiyle eş değer değil.
‘’Babam ile olan sorunlarımızdan dolayı bir kaç sene öncesinde kadar ne yaparsam yapayım onun gözüne girmek için yapıyordum, bu da beni çok sağlıksız bir yola sürüklüyordu. Babamın bana davranışının benimle değil, kendisiyle ilgili olduğunu anladığım zaman bu zararlı zinciri kırdım. Şimdi ne yaparsam yapayım, kendim ve bana gerçekten değer verenler için yapıyorum’’ demesi beni derinden etkiledi.
Zorana’yla ilk fırsatta buluşmak üzere vedalaştık ve hostesime geçtim. Bir sonraki sabah erken saatta Mostar’a, oradan da Karadağ’a geçecektim.
Mostar aslında planımda yoktu, ama oradan daha uygun otobüsler bulduğum için bahaneyle bu güzel şehri de görmek istedim. 2 saatlik yolculuktan sonra Mostar’a vardım. Çantamla olduğum için otobüs garının hemen yanında bulunan bir hostese girip sahibine 3 saatliğine çantalarımı burada bırakıp bırakamayacağım sordum.
‘’Tabii ki parasını vermek şartıyla’’ diye de ekledim.
 Sorun olmayacağını ve paraya da gerek olmadığını söyledi hostelin sahibi. Yine de bir karşılık olması adına ufak bir meblağ bıraktım. Ve sırt çantam olmadan rahat rahat Mostar’ı dolaştım.
Tabii ki ünlü Mostar köprüsüne doğru yürüdüm. Eski, güzel sokaklardan, birçok turistin arasından geçtikten sonra bu güzel köprüye geldim.
Her ne kadar savaşta orijinali yıkılmış olsa ve bu sonradan yapılsa da, çok güzeldi.
Bu güzel manzaranın bir süre tadını çıkarttım, sonra köprünün üstünde yürüdüm, biraz orada durup manzaraya batım.
Bu esnada bir adamın köprünün korkuluklarından sarktığını gördüm. Bir an ödüm koptu, fakat sonra adamın şov amaçlı köprüden atlayacağını anladım. Yine de oldukça yüksek bir mesafeydi ve gerçekten korkutucuydu. İzleyenlerin alkışları arasında, ne yaptığını bildiği belli olan adam köprüden nehire profesyonelce atladı. Sudan çıkarken alkışlar devam ediyordu.
İlk başta bunun büyük bir tesadüf olduğunu düşünsem de, bu gösteri için para toplayan çocuğu görünce, bunun turistler için her gün yapıla bir şov olduğunu anladım. Yine de adamın cesareti saygı duyulasıydı.
Sonrasında yavaş yavaş otobüs durağına doğru yürümeye başladım. Yolumun üstünde harika bir Boşnak börekçisi buldum. Bir gün önce de yediğim Boşnak böreği görüntü olarak biraz daha farklı (kıvrımlı) ve mutlaka içine kıyma koydukları bir börekti. Ve çok lezzetliydi.
Buradaki Türk turistlerin sayısından dolayı birçok restoranın Türkçe menüsü vardı ve her restoranda Türkçe konuşan biri mutlaka vardı.
Kısa da olsa, Bosna Hersek çok keyifli bir tecrübe olmuştu benim için. Şehirler arasında giderken manzaranın güzelliği ve dağlar da ayrıca etkilemişti beni.
Bir sonraki durağım olan Karadağ’a giderken, bu güzel ülkeye, daha güzel bir havada tekrar gelip, biraz daha uzun süre dolaşmam iyi olacaktı.
Yorum yok

YORUM BIRAKIN