Dünyanın Yerlisi
 

Bukhara, Özbekistan – Tarihte Geriye Giderken

Orijinal planımda Bukhara’ya gitmek yoktu.
Samarkand’dan Tacikistana geçip, oradan yoluma devam edecektim.
Samarkand yazımda anlattığım vize durumundan ötürü Özbekistan’da birkaç gün daha geçirmek durumunda kaldım.
Bu geçireceğim birkaç günde harika yerler göreceğimi tahmin edemezdim. Samarkand’daj bir buçuk saatlik kısa bir yolculukla Özbekistan’ın antik şehirlerinden biri olan Bukhara’y geldim. Bukhara sanki zamanı dondurmuş, turistin çok olmadığı, bu sebeplede dokusu çok bozulmamış, harika mimari yapıları olan küçük tatlı bir şehirdi.
Bukharada’da sadece bir gün geçirsem de şehri genel olarak gezebildim. Tabii bunda şehrin tam merkezinde bulunan bir otelde kalışımın da rolü yüksekti. Bu şehirdeyken çocukken oynadığın ”Prince of Persia’’ tarzı oyunların sahnesindeymiş gibi hissettim kendimi.
O zamandan biri gibi film setinde imiş cesine, Bukhara gibi bir şehirde sadece yürümeniz bile bu şehirden inanılmaz keyif almanız için yeterli.
Özbekistan’ın ucuz fiyatları burada da devam ediyordu. Tabii birkaç turistik restoran dışında, ki onlar da normal standarda göre hala ucuzdu. Yerelleri gittiği restoranlar gerçekten hayatımda görmedim ucuzlukta fiyatladaydı.
Bukhara’da sadece bir gece geçirdiğim için kimseyi rahatsız etmek istemediğim için Couchsurfing kullanmadım, ama oradayken bir lokal ile tanışma fırsatı buldum. Ailesi Rus olan ve Sovyet Rusya zamanında Özbekistan’a yerleştirilmiş olan Anastasya ile oturup bir kahve içtik. Özbek vatandaşı olan fakat kendini Özbek olarak görmeyen (Rus olarak gören) Anastasya kendisini o kadar Özbek görmüyordu ki, Özbekçe bile konuşmayı bilmiyordu ve tüm iletişimini Rusça ile gerçekleştiriyordu (ki bu bir problem değildi çünkü ülkede hemen hemen herkes Rusça biliyordu).
Anastasia görüşmemizde burasının ne kadar küçük bir şehir olduğundan yakınıp, burada yaşamak istemediğini, hatta genel olarak Özbekistan’da yaşamak istemediğini, hatta eski Sovyet Rusya ülkelerin hiçbirinde yaşamak istemediğini ve hayatını Avrupa’da ya da Amerika’da devam ettirmek istediğini, böylece hayallerinin peşinden koşmak istediğini söylüyordu.
Anastasia bunları bana anlatırken ben de bir kez daha anladım ki dünyanın neresinde olursa olsun, birçok insanın (özellikle gencin) hayalleri birbirine benziyor.
Yaşadığı yerin dışına çıkmak, keşfetmek, kendinin daha bir versiyonu yaratmak. Buradaki ironi şu ki, gezdikçe, keşfettikçe ve başka kültürlerin deneyimlerini yaşadıkça, yaşadığın yerin o kadar da kötü bir yer olmadığını anlıyorsun.
Sağ olsun, gitmeden Anastasya bu güzel şehri bir de gece ışıklarında tekrar bir daha gezdird bana.i Kumdan duvarlarla örülü Bukhara kalesine, merkezdeki harika yapıları ve ışıl ışıl kulesini tekrar gezdik.
Günün sonunda ise güzel avlulu hostelime girdim.
Bir gün sonra, birçok arkadaşımın önerdiği Khiva şehrine gitmek gibi bir planım yoktu. Fakat web sitesinden kontrol ettiğimde, Khiva’ya hızlı tren biletlerinin olduğunu gördüm ve hızlı bir kararla aldım.
Bukhara’dan sonra bir şehrin beni bu tarzda etkileyeceğini tahayyül etmezdim. Ama bir sonraki şehrim olacak olan Khiva, beni kendine aşık edecekti.
Yorum yok

YORUM BIRAKIN