Dünyanın Yerlisi
 

‘Business Class’ – Siz Artık ‘Perçin Bey’siniz

Sevgili gezginler,

Size dün (25 Mart 2017) yaşadığım, hayatımdaki ilk ‘Business Class’ deneyimini anlatacağım.

Bu ‘deneyim’ İzmir-İstanbul uçuşu arası kısa bir uçuşta gerçekleşti, o yüzden gözünüzde çok büyütmeyin:)

Gerçek bir business class deneyimi istiyorsanız bu yazının en altındaki videoyu izlemenizi öneririm.

Ortağım Tayfun’un business maceralarını sürekli anlatmasından bıkan ben, bir bakayım bu ‘business’ neymiş diyerek 2000 uçuş mili daha fazla verip kendimi ‘upgrade’ etmemle başladı bu hikaye.

İlk şaşırma online check-in’de başladı. Normalde yüzlerce koltuk arasında seçme opsiyonu varken, sadece 18 koltuk arasından seçim yapacağımı görünce, ilk olarak ekranda bir sıkıntı olduğunu düşündüm. Sonra kendime geldim, ben business uçacaktım.

Girdik, koltuğumuza oturduk. 3’lü koltukta yanım boştu ama bir yanda pahalı ceketini kucağında taşıyan bir adam vardı. Umarım kimse bir yanıma gelmez de bu business tercübesini dibine kadar yaşarım derken, Allah dualarımı duymakla kalmayıp, daha da fazlasını vererek adamı yanımdan kaldırdı. En ileri uçta boş yer gören adam, gidip oraya oturdu. Artık %100 bir tecrübe beni bekliyordu.

Cem Yılmaz’ın dediği gibi kalkmadan portakal sularımız geldi. Hostesler verirken ‘Portakal Suyu’ demeyi ihmal etmedi. Bunun üstüne portakal suyunun içinde ‘portakal suyu’ yazan bir çubuk da vardı. Kısacası her hangi bir yanlış anlamaya mahal yoktu. Beni en çok etkileyen kısmı portakal suyunun içinde bir dilim portakal olmasıydı tabii.

Elimize menuler verildi ve 15 dakika sonra hostesler ne içmek istediğimi sordu (yenilecek yemek belliydi; köy kahvaltısı, yanında kaliteli reçel, ezine peyniri, 5 çeşit ekmek, çeşit meyveleri, gözleme ve Semiallahu limen hamideh). Uçuşlardaki domates suyu içme fantazimi pas geçmedim ve bir domates suyu ve bir çay istedim. Hostes hanimefendi domates suyunda biber, tuz, buz ve limon isteyip istemediğimi sordu. Bunların cevabını hiç düşünmemiştim, o yüzden biraz vakit aldı düşünmem. Bu düşünme esnasında çayı şekerli mi şekersiz mi istediğimi sordu. Onun cevabunu biliyordum.

20170325_081339.jpg

Gelen yemekler, portakal suları, detaylar tahmin ettiğim ve duyduğum şeylerdi. Fakat beni en çok etkileyen şey başka bir şeydi.

Hostes bana ismimle hitap etmişti.

İlk başta yanımda gelip ‘Perçin Bey iyi uçuşlar, kalkmadan önce ne içmek istersiniz’ diye sorunca bir çok insanın ne kadar bu kadar fiyat farkı verip business class uçtuğunu daha iyi idrak ettim. Güzel yemekler, içecekler, aradaki perde vs tabii ki insanı ‘özel’ hissettiriyor. Ama business class uçunca ben artık herhangi bir yolcu değildim…

Ben artık’Perçin Bey’dim.

300 kişilik uçaktaki herhangi bir surattan bir bireye taşıyan bu lüks, statü farkını ve lüksü çok gözetmeyen beni bile etkilemişti. Aradaki 2000 mil farkıyla ben artık ‘İyi günler beyefendi ne içmek istersiniz’den, ‘Perçin Bey iyi uçuşlar, ne arzu edersiniz’e terfi etmişti.

Kalabalık, kosmopolit ve materyalist dünyada insanların en büyük ihtiyaçlarından biri özel hissetmek. Bu duygu tek başına her ne kadar tehlikeli bir duygu olsa da, firmalar bu duygunun önemini ve insanın içindeki ihtiyacı çok iyi anlamış ve stratejilerini ona göre geliştirmiş. Ve firmalar buna istedikleri fiyatı koyuyorlar, çünkü her gün sıradan hissettiğimiz bu dünyada en kolay yol biraz daha fazla para verip ‘Perçin Bey’ olmak ya da domates suyumuza ne kadar karabiber istediğimizin sorulması.

Business Class tecrübem özet olarak buydu. Bu kadar basit bir deneyimde bile şımartıldığımı söyleyebilirim, daha lüks business class’larda neler olabildiğini tahmin edebiliyorum. Fakat yolda olmayı ve tecrübeye değer veren biri olarak, kendimi özel hissettirmenin benimle ilgili olduğunu düşünüyorum.

Umarım bir gün herkes başkasının ‘Perçin Bey’ demesi ile değil de, kendi hisleri ve yaptıklarıyla özel hisseder.

İyi uçuşlar:)

 

 

 

 

 

 

Yorum yok

YORUM BIRAKIN