Dünyanın Yerlisi
 

Cenevre, İsviçre – Fondü ile Karşılanmak

Bu yazıyı hakkında yazdığım şehirden, Cenevre’den yazıyorum. 2020 Şubat tarihinde.
Tarihi belirtiyorum çünkü bugüne kadar Avrupa’ya yüzlerce değilse bile, onlarca kere gittim. 4 sene Belçika’da ve daha kısa sürelerde Avrupa’nın başka ülkelerinde kaldım.
Avrupa’nın hemen hemen her ülkesinde bulundum.
İsviçre (ve bir kaç ufak ülke) hariç.
Bu yazıyı yazmamın sebebi de bu. Hayatımda ilk kez bu ülkeye geldiğim için.
İsviçre bir Avrupa Birliği ülkesi olmasa da Schengen bölgesinde olduğu için Fransa’nın Lyon kentinden 2 saatlik bir otobüsle, herhangi bir sınır kontrolü olmadan rahatça vardık.
Uzun süredir gelmediğim Avrupa’nın bu yönünü özlemiştim. İçinde seyahatin ne kadar kolay olduğunu. Avrupa’yı artık çok gezmememin sebeplerinden biri de buydu aslında. Daha zor ülkeleri görüp konfor alanımdam çıkmaya çalışmam.
Ama gelmişken bu konforun tadını da çıkartmak istedim açıkçası.
Cenevre’nin merkezinde indikten sonra Cenevre’ye 30 dakikalık uzakta bir ‘’köy’’de yaşayan Couchsurfing hostum Eric’in evine doğru yola çıktım. Bir tramvay ve sonrasında rahatça vardığım köy, aslında bizim anladığımız anlamıyla bir köy değildi. Şehirden uzakta, güzel evlerin olduğu bir bölgeydi.
Eric 49 yaşında, seyahat etmeyi seven, çok kibar ve yardım sever bir hosttu. İsviçre’deki ilk gecemde güzel evinde bizim için hazırladığı, İsviçre fondüsünü (peynirin eritilmiş hali), ekmeği içinde gezdire gezdire, afiyetle yedik. Fondümüzü yerken bir yandan da organik İsviçre şarabı içiyorduk, ve sonunda yemeğimizi İsviçre çikolatasıyla taçlandırdık.
Eric, 2 sene önce eşini kanserden kaybetmiş. Çok sevdiği eşini genç yaşta kaybedince, ev hep boş kalmasın diye benim gibi seyyahları arada misafir etmeye başlamış. ‘’Eşimin de hoşuna giderdi senin gibi misafirlerle vakit geçirmek’’ diye bitirdi sözlerini. Hem Eric’in özel hayatı olduğundan hem de yazdıkça duygulandığım için bu kısmı kısa tutuyorum.
Güzel yemek, keyifli sohbet ve harika bir uykudan sonra sabah sadece 1 gün geçireceğim Cenevre’yi keşfetmeye çıktım yola.
Cenevre merkeze gitmeden önce, Eric’in yaşadığı yer Fransa sınırına çok yakın olduğu için, yürüyerek sınıra gittim. 20 dakikalık bir yürüyüşten sonra yürüyerek sınırı geçtim (sınırdan kastım sadece bir yol, herhangi bir sınır vs yoktu), Fransa’nın St. Julien kasabasına girip orada 15-20 dakika dolanıp, İsviçre’den daha ucuz olduğu için Carrefour’da yemek alışverişimi yapıp, oradan kalkan bir otobüsle 20 dakikada Cenevre’ye vardım.
İsviçre’nin neden örnek ülkelerden biri olduğunu tekrar hatırlattı Cenevre bana. Her yeri temiz, sakin, güvenli olan bu şehir gerçekten ‘’mükemmel’’ bir yerdi.
‘’Mükemmel’’ sözünü tırnak içinde yazıyorum, çünkü ben böyle bir yerde yaşamayı tercih etmem. Çünkü aynı zamanda Cenevre bana ruhu eksik, hareketsiz ve fazla sakin gelmişti.
Dizim ağrıdığı için tüm şehri arşınlayamasam da, yine 2-3 saat boyunca oldukça ufak olan merkezi gezdim. Nehrin içinden geçtiği bu şehirde, hafif yağan yağmurda gezmek güzeldi.
İsviçre’de ilk defa bulunmak da.
Fakat Cenevre İsviçre’deki tek şehrim olmayacaktı. Şu an beni Lozan’a götürecek arabayı bekliyorum. Sonra da sırasıyla Bern ve Zürih’e gideceğim. Oradan da Liechtenstein’a 🙂
Güzel bir gün geçirdikten sonra çantamı almaya ve Eric’le vedalaşmaya eve döndüm. Eric gelirken bize kurabiye almıştı. Birlikte kurabiyelerimizi yerken biraz daha sohbet ettik.
Ve sonra bu güzel köyden önce Cenevre şehir merkezine, oradan da beni arabasıyla alacak blablacar sürücümle buluşmak için Cenevre havaalanına doğru yola çıktım.
Yorum yok

YORUM BIRAKIN