Dünyanın Yerlisi
 

Copacabana, Bolivya – Hayatı Başka Yaşayanlar 

Bu gittiğim Copacabana bildiğimiz Copacabana plajı değildi. Bolivya’nın Peru sınırında ufak ama tatlı bir kasabaydı. İlk planımı yaptığımda oraya gitmek gibi bir düşüncem yoktu (çünkü öyle bir yerin varlığından haberim yoktu). Ama bir çok insanın ‘’mutlaka git, çok güzel’’ demesiyle, bir gecemi orada geçirmeye karar verdim.

La Paz’da tanıştığım hostum Maria’nın evine gitmek için, La Paz’dan Copacabana’ya 3 saatlik bir yolculuk yaptıktan sonra, bir de merkezden 10 km’lik bir taksi yolculuğu yaptım. Maria evinin bir kilisenin önünde beyaz bir ev olduğunu söylemişti. Fakat taksi tarafından bırakıldığım yerde hiçbir ışığın olmaması (ayın ve yıldızların doğal ışığı dışında) ilk başta beni bir bocalattı. Telefonumun da ışığı desteğiyle evi birkaç dakika aradıktan sonra emin olamayınca, Maria’nın telefonunu çaldırdım. İki dakika sonra bir yerden gelen ‘’pssst’’ sesiyle Maria’nın kafasını camından uzattığını gördüm.

İki katlı bir köy evi olan Maria’nın evi tahtadan yapılma, eski ama çok şirin bir evdi. Kendisi tek bir odayı mutfak ve salona çevirmiş (böyle alışık olduğumuz mermer mutfaklardan değil tabii) ve diğer bir odayı da misafirlere ayırmıştı. Halihazırda dün sohbet ettiğimiz için yolun nasıl geçtiğini konuştuktan sonra, Maria’nın dolabından çıkan ekmek ve tereyağını yeyip (o açlıkta dünyanın en lezzetli şeyiydi) Maria’nın yatağından izlediği İspanyolca filmi, ben de yatağın önündeki koltuğa kıvrılarak izledim. Hem film hem sohbetten sonra odaya geçip, oldukça soğuk havada kendimi uyku tulumuna sarıp uyudum. Bu gecenin en güzel kısmı, hayatımda gördüğüm en temiz gökyüzlerinden birini görmüş olmamdı. Yıldızların bu kadar parlak ve net olduğunu hatırladığım başka bir yer Moğolistan’daki kampımızdı. Oradaki anılarımız canlandıran bu yıldızlara bakmaya doyamadım.

Biraz üşüsem de, güzel bir uykudan sonra sabah kalkıp, Maria’yla kahvaltı edip (daha fazla ekmek & tereyağı ve çay), Maria’nın akıllı mı akıllı köpeğiyle oynayıp (Maria nereye giderse onu da yanında götürüyordu), duş alıp günü Copacabana’da geçirmek için çıktım. Maria kasabada işlerinin olduğunu, bu sebeple bana katılabileceğini söyledi. Maria, köpeği ve ben dün taksiye geldiğim yol yerine, daha keyifli bir yolu 30 dakika yürüyerek kasaba merkezine geldik.

Okyanus kenarındaki kasaba oldukça turistik olduğu için, bir çok satıcı ve bir çok turist ile doluydu. Bunu görünce Maria’nın uzak evinde kaldığım için kendimi şanslı hissettim. Maria beni kasabada, deniz kenarında ve dükkanlarda gezdirip kasaba ile ilgili bilgiler verdikten sonra terası olan bir yere oturduk.

Kasabada gördüğüm yerlerden en beğendiğim birbirinden farklı yemeklerin yapıldığı ve satıldığı kapalı Pazar oldu. İstediğini alıp eve götürebildiğin ve ayrıca oturup yemek yiyebildiğin bu pazar Copacabana’daki bir çok turistik yerden ayrıydı.

Son olarak da deniz kenarında uzun uzun yürüyüp kumlara oturup, Maria ile yaptığımız sohbetten çok keyif aldım. Hayatı oldukça farklı yaşayan Maria, son 8 senedir izbe bir hayat yaşayıp, parayı oldukça minimumda kullandığı, okyanusu tanrısı olarak görüp, ona hediyeler sundukça (şeker, tuz, tütün, yapraklar) onun da karşılığını verdiğine inanan, olabildiğince az tüketen biriydi. ‘’Ben bir savaşçıyım’’ derken gözleri parlayan Maria, Bolivya’nın nispeten az el değmiş olmasından duyduğu memnuniyetten, şamanlarla yaptığı sohbetlere kadar bir çok şey hakkında konuştu. Ben de tamamen farklı spektrumda bulduğum bu insanı yargılamadan, bölmeden dinledim.

Kısa ama dolu dolu bu günün sonunda otobüs ile Peru’nun ünlü şehri Cusco’ya gidecektim. Uzun bir yolculuk olacağı için bu sefer kendimi şımartıp, iki katı para verip lüks bir otobüs bileti almaya (internet, tuvalet, yemek vs… gibi hizmetlerin olduğu) karar verdim.

Maria ve köpeği sağ olsunlar, otobüse binene kadar eşlik ettiler. Ben de onlara arkadaşlıkları, güzel sohbeti için teşekkür ederek, bir sonraki ülkeme geçmenin heyecanı ile yola çıktım.

 

 

 

Yorum yok

YORUM BIRAKIN