Dünyanın Yerlisi
 

Danimarka – Bir Yazı Denk Getiremedik

 

Danimarka’ya toplamda 4 kere gittim. Ama hep kış aylarında gidip, zaten soğuk iklimli bu güzel İskandinav ülkesinde donarak geçti günlerim.

Fakat bu güzel ülkeyi tecrübe etmekten beni alıkoymadı.

Seyahatlerimin biri aktif olduğum öğrenci organizasyonu (AEGEE)’nin çevre ile ilgili bir projesinin ön hazırlık etkinliği içindi. Miguel isimli İspanyol arkadaşımla etkinlik için uygun konferans alanı, kalacak yer gibi lojistik araştırmaları yapmaya gitmiştik. Sıfır hazırlık yaparak gittiğimiz bu ‘araştırma’da, tam Akdenizli gibi davranarak gözümüze kestirdiğimiz yerlere gidip ‘sizde kalabilir miyiz, kaç tutar?’ ya da ‘konferansı sizde yapsak olur mu? Peki beleş olsa olur mu?’ diye geziyorduk. Tüm Kopenhag’ı arşınladığımız için hemen hemen her yeri gördüğüm bu seyahatte, ‘görme’ kısmı biraz yüzeysel kalmıştı, çünkü hiçbir yeri durup gözlemlemiyor, sadece yanından geçerken bakıyorduk.

20564_229866136733_1048875_n

İkinci gidişim araştırmasını yaptığımız konferans içindi. Brüksel’den Kopenhag’a giden uçağımı kaçırıp (hayatımda ilk ve son kez uçak kaçırmıştım ve kafamdan kaynar sular inmişti). Yapacağım şey belliydi. Brüksel’den Hamburg’a kadar trenle gidecektim, bir geceyi orada geçirip öbür sabah Hamburg’dan Kopenhag’a otostop çekecektim. Otostopa bile gerek kalmadı çünkü bir ‘mitfahrgelegenheit’ yani şu anın blabla.car sitesinden Hamburg- Kopenhag yolculuğu yapacak iki gençle anlaştım. Geniş vanlarının arkasında uyuya uyuya Kopenhag’a, kalacağım hostelin önüne gelmiştim. 1 gün geç kalmıştım, ama başarmıştım. Bu konferansta da grup eşliğinde Kopenhag’ın güzel yerlerini gezmiştik. Küçük Denizkızı gibi kült yerleri yanısıra Kopenhag’da benim en çok ilgimi çeken yer ‘Christiansen’ olmuştu. Girerken ‘Avrupa Birliğini Terk Ediyorsunuz’ yazısı ile karşılaştığınız bu yerde, belli başlı kurallar geçerli değil. Marihuana içmenin ve normalde illegal olan birçok şeyin ‘kabul edilir’ olduğu bu yer, birkaç kilometre karelik, sanki bir nükleer savaş sonrası yeniden bir medeniyet kurulmuş bir yer. Hippi giyimli insanların ve ilkel yaşamın bulunduğu bu yer turistlere açık olsa bile, fotoğraf çekmek gibi ‘turistik’ aktiviteler yasak. Hatta bu yasağı sizi kibarca uyararak değil, üzerinize yürüyerek belli ediyorlar.

20564_229866146733_3364987_n

Üçüncü gidişim ‘Sustaining Our Future’ isimli bir blog yarışmasının katılımcıları için organize edilen, sürdürülebilir yaşam konulu bir konferansa davet üzerine olmuştu. Konferansların, panellerin ve konuşmaların olduğu bu etkinlikte en dikkat çekici şey bizi herşeyin organik yetiştiği, Hindistan’daki Auroraville tarzı bir yere götürmeleriydi. Genelde sadece çocukların ve yaşlıların yaşadığı bu ütopik yer daha çok bir şirinler köyünü andırıyordu. Vegan hayat, sürdürülebilir yaşam ve doğal besinler temasında kurulan bu köy, farklı insanların farklı yaşamlarını enteresan bir biçimde gözler önüne seriyordu.

Son gidişim ise aslında Kopenhag’a değildi, İsveç’in Lund şehrineydi. Farklı ülkede bulunan iki şehir sadece bir köprü (dünyanın en uzun köprüsü) tarafından bağlanıyordu. Kopenhag’a daha fazla bağlantı olduğundan mütevellit oraya uçup, direk havaalanından trenle (evet, köprünün üzerinden tren geçiyor) Lund’a gitmiştik. Kopenhag’a bir günlüğüne de olsa geri dönmüştük ama. ‘Where Does Europe End?’ isimli projemiz için üniversitelerde, AVM’lerde ve kalabalık yerlerde anket yaparken, Danimarkalı insanlar ile iletişim kurma fırsatımız oluyordu.

20564_229866381733_6190539_n

Danimarka’nın diğer şehirlerine gidemedim, ama soğuk, pahalı, bir o kadar da güzel, içten ve düzenli Kopenhag’ı her gidişimde daha çok sevdim. Gezinelisiden daha çok yaşanılası olan bu Kopenhag’a gidecekseniz, tavsiyem yaz ayında gidin.

Yorum yok

YORUM BIRAKIN