Dünyanın Yerlisi
 

‘Dünyanın Yerlisi’ Gezgin Hikayeleri: Ali Nasuh’un Hikayesi

Aralık 2016’daki TÜYAP kitap fuarına hem bu güzel atmosferde bulunmak için hem de ilk kitabım ‘Girişimcilik Hikayeleri’nin imza günü için gitmiştim. Keyifli bir imza gününden sonra arkadaşım Yasemin ile buluşmuştuk ve diğer standları gezmeye başlamıştık. Fuarın son günü olmasına rağmen hala bitmeyen kalabalığın arasından yürürken bir afiş gördüm.

‘Ali Nasuh Mahruki imza günü’.

İmza günü bugündü, ama saat biteli 15 dakika olmuştu. Çocukluğumdan beri hayran olduğum bu adamı görmeyi 15 dakika ile kaçırdığıma üzülmüştüm.

Sonra bir baktım Nasuh Mahruki kitabevinin standında oturmakta. ‘Nasıl etrafında yüzlerce insan olmaz?’ diye düşünürken yavaş yavaş yanına yaklaştım. Yanına yaklaştıkça heyecanım da arttı ve kendisine 2-3 metre kala aniden yönümü değiştirdim. Kitabevinin standında tavaf ettikten sonra cesaretimi toplayıp yanına gittim. Birden karşısına dikildim. Oturuyordu, o yüzden kafasını yukarı kaldırıp bana baktı.

‘Nasuh Bey selamlar. Ben Perçin, gezi bloğum var benim de. Arkadaşım Bestami’yi de yakından tanıyorsunuz sanırım. Sizinle bir gün oturup sohbet etmekten büyük onur duyorum’ diye sözlerime başladım (tabii ki heyecanımdan dolayı bu kadar artiküle bir şekilde değil de, daha çok ımmm emmm diye kelimeleri uzatarak konuşuyordum).

‘Memnun olurum’ dedi ve sonra aramam için telefon numarasını verdi. Heyecanım daha da artmıştı, hemen telefonumu çıkarttım ve numarasını kaydettim. 9 kitabından biri olan ‘Kendi Everest’inize Tırmanın’ kitabını alıp imzalattıktan sonra liseli çocukların hayranından imza aldığından sonraki gibi heyecanla oradan ayrıldım.

Bir kaç gün sonra aradığımda müzeden farkı olmayan evine davet etti Nasuh Abi. Bestami ile yanına gittik ve harika bir sohbet ettik.

3 Ocak’ta ise üçüncüsünü düzenlediğimiz ‘Gezgin Hikayeleri’ etkinliğinde konuşmacı oldu Nasuh Abi. Hem onun yanında konuşmacı olmanın onuruna eriştim, hem de onun geleceğini duyan 200 kişi etkinliğimize geldi.

Bu kadar hayranlık duyduğum ve sevdiğim biri ile bu kadar kolay tanışıp, bu kadar görüşebileceğimi hiç tahmin etmezdim. Bu benim için büyük bir keyif ve onur.

Nasuh Abi son olarak ricamızı kırmadı ve kitabım ‘Dünyanın Yerlisi’nde seyahatin onun için ne anlama geldiğini paylaştı.

İyi okumalar.


Önyargı, taassup ve dargörüşlülüğün en iyi tedavisi seyahattir.

Mark Twain

 

Seyahat etmek, yeni yerler, yeni kültürler tanımak, yeni insanlarla tanışmak, yaşamın içinde yeni olasılıklar keşfetmektir de bir yandan. Bu keşif kişinin vizyonunu, dünyaya bakışını geliştirir, hayatı, dünyayı, insanları, ülkeleri, kültürleri, olan biteni çok daha geniş bir perspektiften görmesini sağlar. Kişinin farkındalığını artırır ve hem ideallerini yükseltir hem de ufkunu genişletir. En önemlisi ise kendisine benzemeyenleri de oldukları gibi kabul edebilmeyi ve hiç kimseyi ve hiç bir şeyi ötekileştirmemeyi öğretir.

Hayatı dolu dolu yaşamanın etkili bir seçeneği de seyahat etmektir. Bu nedenle imkanlarımız elverdiği ölçüde, yurtiçinde ve yurtdışında gezilere çıkmak, yaşadığımız ve bildiğimiz yerin dışında yeni ve farklı kültürler tanımak, dünyanın bilmediğimiz, tanımadığımız köşelerini kendi gözlerimizle görmek ve deneyimlemek, beraberinde müthiş bir kişisel gelişim ve büyüme fırsatı da getirecektir.

Gezmek, kişinin vizyonunu, hoşgörüsünü, üretkenliğini artıran bir okul gibidir. Gezen kişi, kendini, yaşamı, dünyayı, diğerlerinden çok daha doğru ve detaylı kavrar. Bu sayede kendi yolunu çok daha belirgin ve tutarlı çizer. Yaşamın içine karışmış küçük detayları ve bu detaylarda saklanan güzelliği ve mutluluğu yakalar. Bu da gezgini daha mutlu, çevresine karşı anlayışlı ve sevgi dolu, kendisiyle ve herkesle barışık, meraklı, coşkulu, kendine güvenli ve bütün bunların sonucunda da daha başarılı ve daha üretken yapar.

Gençliğinde büyük bir gezi tecrübesi olan insanların, yaşamlarını çok daha verimli, sağlıklı ve doğru kurduğunu düşünüyorum. İnsan, özgürlüğü ve bunun sorumluluğunu ne kadar erken deneyimler ve öğrenirse, kararlarını da o kadar doğru verir ve hayatın zorluklarına karşı o denli güçlü ve dayanıklı olur. Dünyayı ne kadar erken tanırsa ve dünyanın, kendi evinde, mahallesinde, okulunda, işyerinde, yaşadığı şehirde gördüğünden çok daha fazla rengi, tadı, kokuyu, düşünceyi, inancı, dünya görüşünü, hikayeyi ve insanı barındırdığını ne kadar erken yaşar ve farkına  varırsa da, o kadar dünya vatandaşı olur ve kendi yolunu o kadar doğru seçer, sonuçta da o denli başarılı ve mutlu olur.

16 yaşındayken İngiltere’ye bir dil okuluna gitmiştim, 20 yaşındayken de Norveç’te zihinsel engellilerin bakıldığı bir gönüllü çalışma kampına katılmıştım. Bu iki deneyim, dünya hakkındaki farkındalığımı artırmış, ufkumu açmış, hayal gücümün sınırlarını geliştirmişti. Dışarıda olağanüstü, rengarenk ve çok güzel bir dünya olduğunu keşfetmiş ve çok etkilenmiştim. Bu paha biçilemez öğrenme fırsatını hayatıma daha çok dahil edebilmek için de, bundan sonra her fırsatta yollara düşmüş, yeni yerlerin, yeni kültürlerin peşinden gitmiştim.

Benim gezginliğim de dağcılığımla yaşıttır. 20’li ve 30’lu yaşlarım boyunca ne kadar çok dağa tırmandıysam o kadar da çok seyahat etmişimdir. Dağları bu kadar çok sevmemin bir sebebinin de bana dünyayı gezme fırsatı vermesi olduğunu söyleyebilirim. Bugünkü kişiliğimde tırmandığım her bir dağın olduğu gibi her bir seyahatimin de etkisi vardır. Her birinden çok değerli dersler çıkarmış, çok ama çok şey öğrenmişimdir. Çoğu zaman ikisini birleştiren projeler yapmaya çalıştım. Yürüyerek, otostopla, bisikletle, motosikletle, arabayla, trenle, helikopterle, uçakla, bazen de fille, deveyle yada o anda fonksiyonel olan herhangi bir şeyle her fırsatta yollara düştüm, bir yerlere gittim.

Dünyanın bir hazine, yaşamın da bir hediye olduğuna inanırım. Yaşadıkça ve öğrendikçe daha da sevdim, sonsuz Evrendeki bu minik mavi gezegeni. Sevdikçe daha yakından tanımak, hakkında daha çok şey öğrenmek istedim. Bir coğrafyadan bir diğerine koşturdum durdum bu güzel dünyada. 7 Kıtayı ve 90’a yakın ülkeyi görme imkanım oldu. Bir dünyalı olarak, insanın yaşadığı dünyayı, dünyayı paylaştığı diğerlerini tanımasını, kendi çerçevesi içinde her şeyden daha değerli olarak gördüğümü söyleyebilirim. Çünkü o zaman görüntüdeki farklılıklarımızın bir sorun değil bilakis bir zenginlik olduğunu ve aslında öz olarak hepimizin aynı olduğunu, aynı yerden geldiğimizi ve aynı amaçla aynı yere gittiğimizi de görebiliriz.

Zanzibar’ın dar sokaklarında kaybolmak, Alaska’nın muhteşem doğasına aşık olmak, Himalayaların muazzam boyutlarına hayran olmak, Endonezya’da, Afrika’da, Avustralya’da bambaşka kültürlerden gelen ama dünyayı benzer efsaneler ve söylencelerle anan ve aynı sevecenlikle kavramış olan yerli halklarla iletişim kurmak, Moğolistan’da dünyanın en büyük çayırlarında ilerlemek, Patagonya’da Deniz Aslanlarını, Deniz Fillerini yakından görmek bir gezgin için unutulmaz tecrübelerdir. Bu deneyimleri yaşayan sıradan bir insan bir daha asla eskisi gibi olamaz. Artık çok renkli ve çok zengin bir dünyanın kapılarını aralamıştır ve daha fazlasını arzulamaktan kendini alamaz.

Seyahat etmenin en büyük faydası, bütün bu renkliliğin, çeşitliliğin, farklılığın aslında aynı özün farklı yansımaları olduğunu kavramamızı sağlamasıdır. Hepimiz neticede bir sokakta, bir mahallede yaşıyoruz. Genellikle bu mahallede herkes bizim gibi, herkes benzer bir kültürden geliyor. Benzer gazeteleri okuyor, benzer televizyon programlarını izliyoruz, benzer bilgilere sahibiz. Zannediyoruz ki bütün dünya gözümüzün önünde gördüklerimiz. Oysa dünya bunun çok ama çok ötesinde. Gezegenimizde 7 buçuk milyar insan yaşıyor, 200 civarında ülke var. Bunların oluşturduğu binlerce etnisite, din, mezhep, alt kültürler ve yerel kültürler var. Bunları deneyimlemek insana bambaşka bir farkındalık getiriyor. İnsanın yaşamla, doğayla, hatta Kozmosla ve Tanrı’yla olan ilişkisinde yeni ve daha doğru, daha sürdürülebilir bir kavrayışı da beraberinde getiriyor.

Bu farkındalığa ulaşmanın en kolay yolu seyahat etmek. O yüzden seyahat etmeyi de en az spor yapmak kadar yaşamın en önemli dinamiklerinden biri olarak görüyorum. Sporcular kendilerini, gezginler ise dünyayı daha doğru tanıyorlar. Kendini ve dünyayı doğru tanımak her şeyin başı. Çünkü o zaman yaşamı, varoluşu, nereden geldiğini, nereye gittiğini, olan biteni daha iyi anlayabiliyor ve kendi içindeki sentezleri daha doğru yapabiliyor insan. O yüzden her fırsatta seyahat etmek en doğrusu. Bence ilk fırsatta toplayın çantanızı, yollara düşün ve olabildiğince uzaklara gidin, ilk anda zor gibi görünse de ilk adımı attıktan sonrası çok kolay gelir. Dışarıda olağanüstü güzel bir dünya var, kendinize bu şansı verin, sonuçlarına inanamayacaksınız.

Ali Nasuh Mahruki

 

 

Yorum yok

YORUM BIRAKIN