Dünyanın Yerlisi
 

‘Dünyanın Yerlisi’ Gezgin Hikayeleri: Bestami’nin Hikayesi

In House Hostel’deki ortağım Tayfun İzmir’den gelmişte. Bana ‘hadi Beşiktaş’a gidelim, sana bir surprizim var’ deyince ben iyice meraklanıp ‘sürpriz ne oğlum söylesene’ ısrarlarıma karşın sadece tek bir cümle söylemişti.

‘Seni birisiyle tanıştıracağım’.

Beşiktaş’taki kahvaltıcılar sokağına girdik, her zaman gibi kalabalık olan sokakta insanları yara yara geçerek bir yerin önünde durduk ve içeri girdik. İçeride şapkasını ters takmış, sakallı bir adam bize doğru bakıp gülümsüyordu.

Tayfun ‘bu ortağım Perçin, bu da Bestami’ diyerek tanıştırdı bizi.

Açıkça söylemek gerekirse, Bestami’nin ismini daha önce duymamıştım. Fakat İnterrail’i tabii ki duymuştum. O gün çok keyifli bir sohbet ettikten sonra. Süreçte Bestami’nin sosyal medya hesaplarına ve yaptıklarına baktığımda genç yaşına rağmen ne kadar büyük bir etki alanı olduğunu ve ne kadar başarılı olduğunu gözlerimle gördüm.

Daha sonra Bestami ile arkadaşlığımız ilerledikçe buna daha da çok şahit oldum:

  • Bestami ile Beşiktaş’ta yürürken her 30 saniyede bir durdurulmamız.
  • Bestami ile bir arkadaşımı tanıştırdığımda arkadaşımın Tarkan’la tanışmış gibi davranması.
  • Ya da Bestami ile bir eğitime gittiğimizde salonun hınca hınç dolması

gibi şeyler beni hem Bestami ile birlikte çalışmaktan, daha da ötesi arkadaş olmaktan dolayı onurlandırdı.

‘Plansız Gezgin’ Bestami Köse Türkiye’nin en değerli gezginlerinden ve çok çok değerli insanlarından.

Birlikte çok daha güzel işler yapmak ve güzel anılar geçirmek dileğiyle.

‘Plansız Gezgin’ blog sayfa: http://plansizgezgin.net/

Facebook sayfası: https://www.facebook.com/plansizgezgin/

Instagram: plansizgezgin

ve tabii ki, Interrail Türkiye facebook sayfası: https://www.facebook.com/groups/interrail.turkiye/

Bestami’nin Hikayesi:

Seyahat etmek her zaman bir yere, bir şeye ulaşmak degil, yollarda olmak, ait olduğunu hissettiğin yerde var olmaktır. Bu akşam ne yiyeceginin planini yapmamak, yoruldugun yerde doymak, kaybolmak, bir ton eğlenceye ve bir o kadar sikintiya katlanmak, sikintiya katlanmayi ogrenmek, başlı başına ‘’ öğrenmektir ‘’

Kendime ait bir dünyayı yaşayabilmek icin yola çıktım. Kimsenin ne yapacağımı bana sormadığı bir yerde büyümüş biri olarak. Çoğu Anadolu insanı gibi. 18, 19 yaşlarını, hayatının en güzel çağlarını sürekli bir gerginlik ve huzursuzluk içinde geçireceğini düşünmüş bir ergenken. Pisman olmamak icin, ogrenebildigim kadarini ogrenmek icin. Yolda bekleyen her kulturu, her insani kucaklalayabilecek kadar ozgur olmak icin. Yolda olmak bir kaybolus olmalidir çoğu zaman. Huzursuzluklarindan, sehirlesmenin getirdigi gergin ortamdan ” artik yeter ” noktasina gelmeden huzurlu bir kacis hali alabilmelidir.

Ulkemizde cogumuzun kabul ettigi bir gercek var ”Yolda olmak genelde bir boş bulunmuşluktur, bos gezenin bos kalfasi olma durumudur.” Kulturumuzun, bu ulkenin ve bu toplumun cok buyuk gezginlere sahip oldugunu, aslinda bizim kulturumuzde seyahat etmenin ozel bir yeri oldugunu anlamasi gerekiyor. Yolda olmak ” felsefesini insanlara asilamak, bu kulturun Ilber Ortayli, Baris Manco, Sunay Akin, Evliya Celebi gibi gezginlere sahip oldugunu ve yolda olmanin kisisel gelisime faydasini daha fazla insana anlatmalıyız. Üniversitede öğreneceğinizden çok daha fazlasını yollarda öğrenebileceğinizi unutmayın. . Belki de seyahat; beklentilerle büyümüş sevimli bir çocuğun huzursuzluklarının umududur.

Yola ciktiginiz zaman yola bir aitlik hissedersiniz. Kopamazsiniz ondan, bir daha bir daha bir daha gidersiniz. Gitmediginizde size huzur veren yere ihanet ettiginizi dusunebilirsiniz. Son zamanlarda seyahatin bana hissettirdigi en ozel his bu. Daha fazla aitlik.

Jon Krakauer ‘in her dizesi ders olacak sözlerini aklınızdan çıkarmayın. Yaşam tarzında köklü bir değişiklik yapmalı, daha önce hiç duymadığın ya da yapmakta kararsız kaldığın türden şeylerin tamamını yapmaya başlamalısın. Çoğu insan onları mutsuz eden koşullarda yaşıyor ve gene de bunu değiştirmek için hiçbir şey yapmıyorlar. Çünkü güvenli, rahat, rutin bir hayata koşullanmış durumdalar. Tüm bunlar huzur veriyor gibi görünse de insanın içindeki maceracı ruh için kesin olarak belirlenmiş bir gelecekten daha yıkıcı bir şey düşünemiyorum. İnsanın yaşama arzusunun özünde macera tutkusu yer alır. Yaşamın keyfi yeni deneyimlerde yatar, bu yüzden sürekli değişen bir ufuktan daha büyük keyif olamaz.” Hayatta özgürlük kadar kutsal olan, elinizden asla alinamayacak şeylerden biridir hayal kurmak. insan karakterinin en saf oldugu eylem. Bir gün Hindistan’da öteki gün Patagonya’da bir sonraki gün Avusturalya’ da uyanmayı hayal ettiğim zaman. Birinin çıkıp ‘’ sensin bu dünyanın Spartacus’ u korkma ! demesi gerekiyor.

Belki de bu kitabın size en büyük katkısı bu olacak. Hayalinizi yaşayan bu güzel insanların hayatınıza dokunasının mutluluğunu yaşayacaksınız. Bir gün mutluluk sizin için kapiyi caldigi zaman, ayaklardan aşağı doğru bir gulumseme gelir, iç sesin uzun bir sure kötülüğün varlığını unutur. Kaygılar, öfkeler, sinirli haller, sorumluluklar gidip yerine müzik, yol, sırtçantası, gülümseyen insanlar, yoldan geçen araçların size el sallaması ve huzur aldığı zaman, bu insanların ne demek istediğini daha iyi anlayabilirsiniz. İşte o zaman reyis Alexander Supertramp’ ın sözleri aklınızdan çıkmasın. ‘’ Mutluluk paylaştıkça güzeldir ‘’ mutlaka yaşadığınız güzellikleri insanlara anlatın, teşvik edin. Istanbul’da oldugum süre ya da yolda olmadığım herhangi bir gün, hala bir insan her sabah baska ulkede uyaniyor, matini, tulumunu toparliyor, trenine atlayip camlari seyrederek baska ulkeye gidiyor. Mutlak ozgurluk tanımını yapmak çok güç ama sanırım benim için doğa veya yolda olmak.

İnsan dogada kendinden baskasini dusunemiyor. Istesen bile moralini bozacak birsey bulamiyorsun. Hersey olagan, hersey dogal. Kirli bir peyniri, közlü bir patlicani, uzerinden bocek gecmis bir sucugu yerken tiksinmedigim tek ozgurluk alani. Toprak oluyor zaten en fazla, püf edince de geciyor. Sabah basliyorsun cadirin etrafinda dolanmaya, o kadar vaktin oluyor ki bir yandan çalı çırpı toplarken, öteki yanda ayazın yüzüne vurmasina saçma bir gülücük atabiliyorsun. Burda esas konumuz vücudumuzu değil kendimizi doğaya götürmek. Kampcilar, sirtcantalilar ya da doga adamlari. Doga gibidir cogu, çok kibir goremezsiniz. Sizinle ayni hissedenleri de cok kolay bulursunuz. Bir gece çadır komsulugu yaptiginiz arkadasinizla ayrilirken cok zorlanirsiniz. ” ben cadirda kalamam ouuugluum ” diyen arkadaslariniz olur. Yeni kamp yerlerini onlar seçer, ilk otostopunu seninle yapanlarin bir sonraki rotasini evinden izlemenin guzelligini tadarsiniz. Yillardir albumunuzde olan sarkilar vardir, playlistte anlamsizca dururlar. uzun zaman yuzune bakmazsiniz ve bir zaman kampta başın serin, ayaklarin sicakken, dudaklarinda bir deniz tuzu, günesten rengi acilmis saçlarinin arasında rüzgar varken, bir anda baska bir dunyaya tasir seni. Sonra eve tekrar dönüp başını yastığa koyduğunda, kroniklesen bir hastalik gibi yüzüne yerleşecek o aptal gulumsemeden kurtulamazsın. 90’larda buldugu her direge fiti fiti tirmanan bir çocukluk gibi, saf bir mutluluk. Yola çıkmadan önce oluşan bütün önyargılarımın bilinçizlikten olduğunu farkettiğimden beri insanlara bu konuda destek olmaya çalışıyorum.

Yıllarca birisi geziyorsa benden farklı herhangi bir şeye sahip olduğunu düşünürdüm. Olsa da yesek dediğimiz ‘’ baba parası ‘’ bu bahanelerden başı çekiyordu. Bahanelerine sadık bir toplum olarak ‘’ vize almanın çok zor olduğunu düşünmem’’ ikinci sıradayken güzel bir atak ile ‘’ dil bilmiyorum’’ bahanesi üçüncü sırayı alıyordu. Kırılganlığımızı, şefkate duyduğumuz ihtiyacı; hırslarımınızın gölgesindeki statümüz, ego showlarımız ve maddi kazancımızla gidermeye çalıştığım bir zamanda bunların sadece bir bahane olduğunu kabul ettim. Asya’ da 10 türk lirasına paşalar gibi yaşadığım dönemler, nerdeyse dünyanın yüzde 70 inin vizesiz olmasını öğrenene kadar. Bizi kendimizle yüzleştirecek herşeyden, ölümden korkar gibi korkuyoruz. Anlamak için kendimize gereken zamanı tanımıyoruz. Sizce de yeteri kadar lüks yaşamadık mı? Yatabiliriz bazen sokakta, Michelengeloda, San Marco’da, La Rambla’da. Magusa’ da kenarı uçurum olan surların tepesine oturup fotoğraf çekilmek istediğinizde size doğru anne modunda ”don’t sit there you’re gonna faaaallll!!” diye saçlarını savura savura koşan turist teyzeyi kim sakinleştirecek?

Ey sevgili okur; sözün özüne gelirsek ben gittim gezdim siz de gezin de demiyorum, eger hayatinizda bazi seyleri cok istiyorsaniz ve bu seyahat ise; dupduru algılarla, farklı coğrafya ve kültürlerde özgür anılar biriktirmek sizi geliştirecektir. Yosun tutmayan bir insansanız hiçbir şeye ilişik kalamazsınız. insandan ayrılırsınız, şehirden ayrılırsınız, mekandan ayrılırsınız, aileden ayrılırsınız. üst seviyeye geçtiğinizde fiziki olarak yer değiştirmeniz de gerekmez, ruhen herşeyden öyle güzel ayrılırsınız ki hayatınızın bileşenlerinden sığınacak bir kavuğunuz kalmaz. Rutini kıran ve rutine dönmeyi güçleştiren bir tedavi yöntemi varsa, hayatinizda kendinizi hala mutlu eden bir seyler olmadigini dusunuyorsaniz. Gec kalmayin. insanin hayatini daha guzel bir yere getirmek istedigi anlar vardir.

“O an” birilerinin cikip size birseyler soylemesi gerekiyorsa basit bir dil ile söylüyorum. ” ah simdiki aklim olsa ” dememek icin. Bu dünyanin panzehiri seyahattir. Insan; hayatındaki o acı veren büyük boşlukları baska kültürlerin sarılmasıyla tedavi eder.

Sevgiyle kalın

Bestami Köse

Yorum yok

YORUM BIRAKIN