Dünyanın Yerlisi
 

‘Dünyanın Yerlisi’ Gezgin Hikayeleri: Burcu’nun Hikayesi

Bu kitapta misafir yazar olarak yer alan gezginlerin çoğunu Ordu’ya yaptığımız bir seyahatte tanımıştım. ‘Gezgin Yogini’ Burcu Tunca’yı aksine sonradan tanıdım. Birlikte aynı sahneyi alma keyfini yaşadığım Burcu’nun ne kadar değerli bir insan ve gezgin olduğunu orada anladım.

Dedim ki, Burcu’nun hikayesi mutlaka bu kitapta olmalı.

Keyifli okumalar:)

Burcu’nun blog sayfası: http://gezginyogini.com/

Facebook sayfası: https://www.facebook.com/gezginyogini

Instagram: gezginyogini

Seyahat etmek; herkes için ne kadar da çok farklı anlamları olan bir kelime. Benim için seyahat etmek görmek, sormak, öğrenmek, tanışmak, gelişmek, biriktirmek, anlamak demek. Seyahatlerime başlamadan önce ben de birçoğumuz gibi bana sunulan hayatı uygulamış; iyi bir liseye gitmiş, ardından iyi bir üniversitede mühendislik okumuş, ardından bir ofise tıkılmış, sabah 8’de evden çıkıp akşam 8’de eve gelen, hayatından bunalmış bir çalışandım. Günü geldi ve içimdeki cesur kadını açığa çıkarmaya karar verdim, şartlarımı zorladım, yoktan var ettim ve sonunda sırt çantamı alıp yollara atılmaya başlayabildim. Hindistan ile başladım yolculuğuma; 6 ay boyunca Hindistan’da yoga ve meditasyon odaklı eğitimler aldım. Yeni hayatımın adımlarını atarken, kendimi tanımamda, keşfetmemde, kabullenmemde, geliştirmemde seyahat ve yoga çok güzel bir birliktelik oldu gerçekten. Hem dış dünyada hem de iç dünyamda daha önce hiç çıkmadığım bir yolcuğuma çıkıp daha önce hiç açmadığım hatta görmediğim kapıları açmaya başladım birer birer.

Hindistan’daki bu tek başına seyahatim 6 ay sürdü. Komün hayat içinde gönüllü işler yaptım, aşramlarda, manastırlarda kaldım, zorlu eğitimleri alnımın akıyla geçtim, aynı anadili konuşmadığım onlarca arkadaş edindim, hiç konuşmadan da iletişimin kurulabildiğini öğrendim. Bu zorlu ülke bana beni öğretti, gücümü gösterdi, yapabileceklerime inandırdı, kaosun içinde dingin kalabilmeyi öğretti, her varlığın içindeki güzelliği, özü görebilmeyi öğretti.

Hindistan’dan sonraki durağım Nepal oldu. Himalayalar’da Annapurna dağlarında 17 günlük bir yürüyüş rotası tutturdum, 5475 metreye kadar çıktım. Dağların güzelliğinde “güzellik” ne demek anladım, dağların yüceliğinde ne kadar yüce ve ne kadar küçük olduğumu anladım. Zirveye doğru attığım her adım kendi derinliğime doğru attığım adımlar oldu. Dağlar bir sürü güzel insan, bir sürü güzel anı ve bir sürü kavrayış verdi bana dünyaya ve kendime dair.

Ardından uzun süren bir Avustralya seyahati, tam 1 sene. Avustralya’da hem çalıştım hem de yeni bir kültürle kaynaştım. Hedeflerime ulaşmak için asla yapmam dediğim işler yaptım; garson oldum, temizlikçi oldum. Ama Türkiye’deki mühendis halimden daha çok mutlu oldum, ayrıca daha çok paralar da kazandım. Avustralya’da seyahat bana hayata pek çok farklı insanın gözünden bakabilmeyi öğretti. Yediğim her yemek için, önüme gelen her hizmet için, attığım her adım için bunun bana ulaşmasını sağlayan görmediğimiz, arka plandaki onlarca insana, emeğe teşekkür etmeyi öğretti. Bambaşka bir ülkede yaşamaya çalışmanın gezmekten çok daha farklı olduğunu bir kez daha anladım ve her ne kadar dallarımız dünyanın her yönüne de ulaşsa da köklerimiz neredeyse o köklerin bizi bir şekilde geri çağırdığını anladım burada kaldığım sürede. Ben bu ülkede yaşarım diye yola çıktığım ülkeden 1 sene sonra hoşçakal diyerek ayrılıp yeni bir seyahatin heyecanına attım kendimi.

2 sene boyunca hep yalnız olan seyahatime bir başka gezginle devam etmeye başladım bu sefer ve başladık Asya’yı turlamaya. Yalnız seyahat beni bana yaklaştırırken birlikte seyahat paylaşmanın keyfini yaşamamı sağladı. Güzel tecrübeleri paylaşacak, birlikte gülecek, birlikte hatırlayacak bir yoldaş ile seyahat daha güven verici, daha korkusuz, daha rahat…

Bir 6 ay gezip gelirim diye başlayan yolculuk 2,5 sene devam etti. Ve bu süreç beni başka bir ben yaptı, aslına bakarsanız aslında olduğum “ben”i farkedip açığa çıkarmamı sağladı. Seyahat benim için o şehrin en güzel binalarını görmek olmadı hiçbir zaman, ben seyahate daha çok anlam yüklüyorum ve seyahat ettiğim yerlerde oralı gibi yaşamayı denemeyi seçiyorum. Gittiğim şehirlerde en az 1 ay kalmaya çalışıyorum; komşuyla, esnafla ettiğim sohbetleri, o bölgenin en pis, en ucuz ama en leziz restoranında yediğim yemekleri, komşu çocuklarıyla oynadığım oyunları biriktiriyorum anı sepetimde.

Yollar her zaman çiçeklerle dolu olmaz seyahat ederken; zorluklar, sıkıntılar, engeller de çıkar karşına çoğu zaman, ve aslında seyahatin en güzel yanı da bu zorluklar olur. Zorluklarla nasıl baş edeceğini, problemleri nasıl en kolay yoldan çözeceğini ve hayatının sorumluluğunu kendi ellerine almayı öğrenirsin. Kurban ya da yönetilen olmaktan çıkıp kendi kararlarını veren ve bu kararların sonuçlarına katlanan olmayı öğrenirsin. Kaybolduğunu, çaresiz olduğunu sandığın bir sokakta uzanan bir yardım eli destek almanın, destek olmanın güzelliğini öğretir. Bütün önyargılarından arınıp insanı insan olarak sevmeyi öğrenirsin. Birinin adını sorduktan sonra ne iş yaptığının sorulduğu sistem içinde adını daha bilmediğin insanlarla yakın dost oluverirsin, ne iş yaptığının, statüsünün, etiketinin ne olduğu umurunda olmadan insanı insan olarak sevmeyi öğrenirsin.

Yani işin özü aslında seyahat etmek sana unuttuğun değerleri, kendin olmayı, kendin gibi sevmeyi, dünyayı gerçek haliyle görmeyi öğretir.

İmkanın yok diyorsan eğer hala, dön bir bak hayatına; kimin hayatını yaşıyorsun aslında? Kendi hayatını yaşamanın zamanı ne zaman gelecek?

Yorum yok

YORUM BIRAKIN