Dünyanın Yerlisi
 

‘Dünyanın Yerlisi’ Gezgin Hikayeleri: Figen’in Hikayesi

‘Seyyahça’ Figen ile de, bir çok diğer gezgin arkadaşım gibi, Ağustos 2016’da yaptığımız Ordu gezisinde tanışmıştım. Orada çok oturup sohbet etme fırsatım olmasa da, sonradan hem iş, hem de sohbet minvalinde Figen çok değer verdiğim birine dönüştü.

Girişimci ruhu, merakı ve yazma tutkusu Figen ile ilgili beni en çok etkileyen unsurlar arasında.

Sağ olsun o da beni kırmadı ve bu kitabın bir parçası oldu.

‘Seyyahça’ blog: http://www.seyyahca.com/

Facebook sayfası: https://www.facebook.com/seyyahcafigen

Instagram: seyyahcafigen

İşte Figen’in hikayesi:

Keşif, merak ve özgürlük dürtüsüdür insanı yola düşüren… Uzaklar ve bilinmeyeni keşfetmek duygusu insanı düşürür yola… İnsan, en çok da tek başına uzun otobüs yolculuklarında ve uçak seyahatlerinde kendiyle baş başa kalma imkanı buluyor.

İnsan yolculuk ederken, hayatın rutin koşturmacasından uzakta içine dönme ve içe doğru yolculuk yapma fırsatı buluyor aynı zamanda. Tek başına seyahat etmek kendini daha iyi tanımayı sağlıyor. Yalnız seyahat ederken, hem yolculuğun hem de yolculukta karşılaştığın öngöremediğin durumların üstesinden gelmek, kişinin özgürlük ve kendine güven duygusunu  güçlendiriyor.

Kişi, yolculuk yaptıkça ve seyahat ettikçe yolların ve yolculuğun bağımlısı oluyor sanırım. Birçok gezen insanın söylediği gibi seyahatlerde kapılan bir virüs var sanırım. Birkaç yolculuktan sonra insan bu seyahat mikrobunu kapıyor ve bir daha iyileşemiyor yani seyahati artık bırakamıyor.

Başlarda şuraya gideyim, şunu göreyim desem de, seyahat virüsünü kaptıktan sonra nereye gittiğimin çok önemi kalmadı aslında… Çoğunlukla amacım, ucuz bilet bulup yola çıkmak oldu. Yollar beni çağırıyordu. Yolda olmak yetiyordu ve iyi geliyordu bana… Gezgin ya da seyahat sever için bazen yer ve yön geri planda kalıyor ve yolculuğun kendisi ön plana çıkıyor. Bir anda asıl olan, yolculuk haline geliyor.

“Seyahat etmeyi seviyorum çünkü kendinden yola çıkıp, yolda kendini buluyor insan.” (F.K)

Her yolculuğumda, yolda ve gittiğim ülkelerle birlikte kendimi de keşfediyorum. Her gittiğim ülkeyle birlikte ve o ülkeden döndükçe başka bir “ben” oluyorum. Başka ülkelere gitmeyi, yaşamlarla ve farklı yaşam hikayeleriyle karşılaşmayı seviyorum.  En büyük bilgeliklerden ve özgürlüklerden birinin; hayatı insanların, toplumların, devletlerin, filmlerin ya da medyanın bize gösterdiği gibi değil de dünyayı kendi gözlerimizle görmek ve kendi dünyamızı, yolculuk deneyimlerimiz ve hikayelerimizle yeniden şekillendirmek olduğunu düşünüyorum.

Önyargıları kırmanın en iyi yolu gerçekten seyahat etmekten geçiyor. Bazen yollarda ve yolculuklarda hiç tanımadığınız ama yolunuzun kesiştiği insanlarla derin ve güzel dostluklar kurulabiliyor. Hayatınızda ilk kez gördüğünüz insanlar sizi yıllarca tanıyormuşçasına size hayatlarını anlatabiliyorlar. Ya da Yunanistan’ın küçük bir şehrinde, İstanbul’dan geldiğimi duyan ve kökleri İstanbul’a dayanan mübadil bir Rum, kaybettiği bir arkadaşıyla karşılaşmışçasına görür görmez size sarılabiliyor.

Bulgaristan’dan Sırbistan’a yaptığınız yolculukta otobüste tanıştığınız bir Sırp vatandaşı, “Akşam vakti Sırbistan’da olacağız, kalacak yeriniz var mı? İsterseniz, bizde kalabilirsiniz.” diyebiliyor.

Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur illüzyonundan bir an önce kurtulup, önyargısız ve cesurca yola çıkmalıyız. Bize dayatılan ve empoze edilen dünyayı arkamızda bırakıp, dünyayı kendi gözlerimizle görüp değerlendirmeliyiz. Şimdiye kadar gittiğim hiçbir ülkede ve kültürün içinde, Türk olmamdan dolayı hiçbir olumsuz bir şey yaşamadım. Aksine başka ülkelerde, “Türkleri seviyorum” diyen insanlarla karşılaştım. Siz önyargısız olup, insanlara pozitif, güler yüzle yaklaştığınızda ve gittiğiniz kültüre uyum sağladığınızda, olumsuz bir durumla karşılaşma ihtimaliniz zaten çok az… Yeryüzündeki tüm insanların benzer şeylere gülüp, benzer şeylere ağladığını, aynı şeylerden acı duyduğunu ve benzer şeylerden keyif aldığını gördükten sonra tüm önyargılar siliniyor. Elbette diğer kültürlerle bazı farklılıklarımız var ancak bunlar bizi ayırmaktan çok, dünyayı çeşitlendiriyor. Her karşılaştığımız insan, her gittiğimiz yer ve her kültür aynı olsaydı, düşünsenize dünya ne kadar tek düze ve sıkıcı bir yer olurdu!

Hayat, üstümüze üstümüze geldiğinde ve yaşamın yol ayrımlarına geldiğimizi hissettiğimizde kendimizi dinlemek, yaşamımızı değerlendirebilmek için, içinde bulunduğumuz çevreden ve çevremizdeki insanlardan uzaklaşmak bazen daha iyi gelebilir. İnsanın, hareket etmedikçe rutin girdabının içine daha çok girdiğini düşünüyorum. Yıllarca aynı yerde ve aynı şeyleri sürekli yaptıkça monotonluk girdabı her gün sizi, içine daha çok çekiyor. İnsan aynı yerde kaldıkça, yerinde sayıyor ve sınırlı bir gerçeklikten bakıyor yaşama ve olaylara… Oysa insan hareket ettikçe, bir yerden bir yere gittikçe, başka ülkeleri gördükçe ve seyahat ettikçe bakış açısı da, ufku da genişliyor. İçindeki sınırlar ve sınırlamalar yavaş yavaş kayboluyor. Başka diyarların, bambaşka denizlerin, farklı çiçeklere karışan rüzgarlarının havasını içine çekiyorum,  farklı diyarların havasını içime çekerek başkalaşıyorum, yenileniyorum ve gelişiyorum. Havasını içine çektiğim her ülkeyle ve o ülkeye ait her şeyle birlikte biraz daha çoğalıyorum, biraz daha renkleniyorum ve çeşitleniyorum tıpkı dünya gibi!

Biz bu dünyadan göçerken paranın pulun, malın mülkün hiçbir değeri ve önemi kalmayacak. İnsan için en büyük zenginliğin yeni ülkeler görmek, başka kültürler keşfetmek, yeni şeyler öğrenmek, yeni yol hikayeleri ve yolculuk anıları biriktirmek olduğuna inanıyorum. Önümde uzanan bu yollarla birlikte, benim de büyüdüğüme ve geliştiğime inanıyorum.

Yolun kendisine teslim olup, yolculuk deneyimlerine koşulsuz bir şekilde kendini bıraktığında insan daha da gelişiyor ve bu deneyimler büyütüyor insanı… Keşke kafadaki sınırlar ile birlikte, ülke sınırları da kalkabilseydi. Devletler ve insanlar, dünyanın hepimizin yaşadığı bir yuva olarak görebilse… Tüm ülkelerin hepsinin aynı, bir evin parçaları gibi yuvanın kendisini oluşturduğunu fark etseler… Tüm korkulardan ve olumsuz senaryolardan kurtularak; hepimizin burada sadece bir misafir olduğunu, öteki dünyaya göçerken bu dünyayı ve dünyaya dair hiçbir şeyi yanımızda götüremeyeceğimizin farkındalığıyla vizeleri kaldırsalar ve dolaşım özgürlüğünü, insanları ayırt etmeden sağlayabilseler… İşte o zaman dünya yaşamı, bizim için daha kolay ve daha keyifli olurdu!

Figen Karaaslan- Seyyahça

 

Yorum yok

YORUM BIRAKIN