Dünyanın Yerlisi
 

‘Dünyanın Yerlisi’ Gezgin Hikayeleri: Tayfun’un Hikayesi

Tayfun’un bir gezi blogu yok. Fakat Tayfun’un bir hosteli var:)

Tayfun Ulusoy benim hem çok yakın arkadaşım hem de çok değerli ortağım. In House Hostel’de iki senedir genç girişimciler olarak birşeyler başarmaya çalışırken öğrendiklerimiz, acılarımız, tecrübelerimiz bize en çok şey katanlar oldu aslında.

Tayfun az buz da gezmedi hani, şu ana kadar 30 ülkeyi buldu.

Tayfun’un özellikle bu kitapta yer almasını istedim, çünkü Tayfun çok farklı bir gezgin.

Tayfun ehl-i keyif bir gezgin:) Ben ona kısaca ‘mini Vedat Milör’ diyorum:)

Ben burada anlatmayı bırakayım, hikayesini Tayfun’un ağzından dinleyelim.

Bu arada İzmir’e gelmek isterseniz: www.inhousehostel.com

Çocukluk yıllarımdan beri yol; hep çekiçi hep merak uyandıran bir serüvendi benim için; önce bir başka kasaba sonra başka bir şehir ve başka ülkeler…

O fırsat geldiği zaman; bazen ‘gitme’lere , amalara ve zorluklara rağmen, bazen otostopla bazen ucuz bir biletle daha çileli bir yoldan da olsa, bir yolunu bulup tercihlerimi gitmekten yana kullandım.  Yolculuklar hep bir sebeple başlar; bazen bir aşk peşinde, keşfetmek istediğiniz bir yerin yolunu tutarak; bazen bir etkinliğe dahil olmak yada hayalinizdeki bir iş peşinde… Yolun sonunda bekleyen hep unutulmaz anılar; beklenmeyen süprizler; yeni keşifler, başka şehirler, başka iklimler oluyor.

Kamuda çalışan birçok memur arkadaşım, para biriktirip, yeni bir arabanın daha konforlu bir yaşantının hayalini kurarken ; benim hayallerim keyifli geziler üzerine kurulmaya başladı; çevreden gelen ‘’ birazda otur oturduğun yerde; bu kadar gezme delisi olma’’,  tepkileri ayaklarımı yoldan hiç geri bırakamadı belki ama ailemizin özgüvenimizi arttırmak için verdiği özgürlük , seyahat etme hevesimi bir o kadar tetikledi…

Gezip gördükçe; dokundukça, keşfettikçe başka yaşamları; sizde her dönüşlerinizde bir başka sizi alıp getiriyorsunuz yuvaya… İlk yıllarımda; olsun da nasıl olursa olsun dediğim geziler; elli kişilik bir grupla aynı jimnastik salonunda uyku tulumlarından, araba koltuğunda sabahlamaktan beş yıldızlı konaklamalara uzanan bir yelpazede geçirilen günler ve gecelerin tamamından haz duymak; keşkesiz seyahatler geride bırakmak; zamanızın daha kısıtlı olmaya başlaması , değişen yaşınız ve artan gelirle de birlikte; zamanla nasıl bir gezgin olduğunuzu da keşfetmenizi sağlıyor; bir şekilde her şeyi bir kenara bırakıp yollara çıkma lüksü olmayanlara; yapmak isteyipte olmazlarına geleceğini teslim edenlere bir örnek teşkil edebilirsem ne mutlu bana. Elimizdeki yaşam bizim; zaman ise hiç bir zaman durmayacak; yaşadığımız anı nasıl değerlendireceğimiz hayatın elimizden kayıp gitmesini izlemekte güzel anılarla doldurmakta bizim ellerimizde.

Ehl i keyif bir gezgin olduğumu fark etmem çok zaman almadı. Datça pazarından yapılan alışverişle harika manzaraya karşı piknik tadında yapılan kahvaltı da, Napoli’deki en yerel pizzacıda da bulduğum keyfi ayırmam mümkün değil.

Yağmur ormanları ve Nepal’in inanılmaz doğasının ne kadar güzel olduğunu düşünsem de; biraz daha yaşamın merkezinde, konforumdan çok vazgeçmeden ; gurme edasıyla o coğrafyanın lezzetlerini keşfetmek; şehrin hakim bir yerinde yerel müzikler eşliğinde keyifli sohbetlere dalmak; gece eğlencelerine dalıp dans etmek; sakin günlerde ilgimi çeken birkaç müzeyi gezerken; kentin miras binalarının bulunduğu sokaklarda ki mimariyi , geçmişi koklamak hep  daha cazip gelmiştir. Konaklamak için tercih ettiğim hostellerde, tanıştığım kişilerle gezi içerisinde gezi tertip etmişçesine bir yaşam hikayesinden bir diğerine kurulan köprüler ayrı zenginlikler oldu. Çevremde ekonomik anlamda benim mislimce her imkanı elinde bulunduran yakın arkadaşlarım ; yılda bir yada iki hafta lüks bir otelde zaten iyice kısıtladıkları zamanlarını değersizleştirirken ; sadece bir bilet alıp devam etmek varken ; en iyisini sen yapıyorsun demekten öteye gitmeyen cesaretleri yada genç olmalarına rağmen üşenmişlikleri; hepimizin çevresinde bir çok örneği görüleceği üzere; imkansızlıkların değil  bizzat kendi aklımızın bizi durdurduğuna maalesef çokça şahit oluyoruz.

Granada sokaklarında Picasso’nun evine rastlamak; plansızca yol alırken bir kasabada lokal lezzetleri tatmak; Floransa’da bir şehrin sizi büyülemesine tanık olup oda konserinde tanıştığınız solistin İstanbul’a olan aşkını dinlemek, başka bir gezide Paris’te öğleden sonra sanat mirası binaları seyrederken şarap yudumlamak; Belgrad’da yıllardır sütlaç diye bildiğim tatlının isminin sütlü aş diye telaffuz edildiğini fark edip bu konudaki cahilliğimle yüzleşmek; İstanbul’da tarihi yarım adada gezip boğazın nefis manzarasınına karşıyemek yemek; Porto şaraplarını tadıp, buz gibi soğuk okyanusa ayak basmak; Kiev’de Suç ve Ceza kitabındaki betimlemelerin de etkisiyle eski bir Sovyet binasına ayak bastığında o soğukluğu hissedip tir tir titremek; kitaptaki betimlemelere muazzam hayranlık duymak, Barselona sokaklarında Gaudi’nin izini sürmek; Helsinki’de -26 C’yi görüp dışarı çıkmaktan vazgeçmek buz tutmuş denizin içinde gemilerin hayalet bir diyarda olduğunu düşünmek; Balkanlarda otobüs yolculuğunda bir savaş mağdurunun yıllar sonrasında acısının sıcaklığına tanık olup savaşın tüm iğrençliğiyle yüzleşmek; Yanı başımızdaki Efes’in geçmiş ve gelecek yüzyıllar için kıymetini; gezdikçe gördükçe daha bir özümsemek. Hepimizin dünyalı olduğu fikrini kanıksamak, sınırları, milliyeti, dini, insanları farklı tutmaksızın, farklı kültürleri keşfetmenin tadına varmak yollarda…

İlk yurtdışı seyahatimde yoldaşım olan Gökhan; seyahatlerimizin çoğunda, beraber daha keyifli anılar biriktirmemize yolculukların daha kıymetli olmasına birbirimize tanıklık etmemize; dostumla her buluştuğumuzda aynı duygulara geri dönüp hikayelerimize kahkahalar atıp zaman zaman farklı fikirler üreten tartışmalar yaşamak; benim için doğru bir kişiyle paylaşılan bir yolculuğun  daha kıymetli olduğu bir gerçek.

Tüm gezilerimde insan faktötü hep ilk sırada yer aldı  doğal olarak; insansız bir dünya hayal bile edemiyorum; nihayetinde farklılaşan; bana göre gelişen bir kimlik armağan etti keşfetme duygum. Her daim yollarda olma fikri bana çok uymadığı için şimdi; dostum ve ortağım olan Perçin ile açtığımız hostelde yola çıkmadığım her gün; yeni gezginlerle yaptığım sohbetlerle hep yolculuk halindeyim…

Sayabileceğim nice benzer güzel örnekler varken; henüz sayamayacağım diğer nicelerini keşfetme duygusu beni çağırırken ;  başka yollara başka yolculuklara hazır olduğumu; bu heyecanın hiç bitmeyeceğini biliyorum.

Herkesi imkanları dahilinde değil; imkansızlıklarına rağmen yola çıkıp keşfe davet ediyorum… başınızdan geçecek ilk gezginlik hikayesi; sonrasında zaten sizi davet etmekle kalmayıp eminimki yanınızda birilerinide sürükleyecektir…

Tayfun Ulusoy

 

Yorum yok

YORUM BIRAKIN