Dünyanın Yerlisi
 

‘Dünyanın Yerlisi’ Gezgin Hikayeleri: Yaprak’ın Hikayesi

Mayıs ayında ‘Dünyanın Yerlisi’ isimli gezgin hikayeleri kitabımız çıkıyor.

Bu kitabın değerli olmasındaki en büyük faktörlerden biri de birbirinden değerli gezginlerin hikayelerinin olması.

İlk olarak ‘Küçük Dünya – Yaprak Keşifte’ blogunun yazarı Yaprak Gürdal’ın kitabımızda yer alacak hikayesini paylaşıyoruz.

Yaprak’ı aşağıdaki websitesinden, facebook ve instagram sayfalarından takip edebilirsiniz.

Ana Sayfa

https://www.facebook.com/kucukdunyayaprak/

https://www.instagram.com/yaprakgurdal/

Yaprak’ın Hikayesi:

Seyahat bana ne ifade ediyor

Seyahat benim vazgeçilmez bir tutkum. Yollara düşmeye başladığımdan beri önyargılarımdan kurtuluyorum; daha fazla kültürle tanıştıkça vizyonum açılıyor, daha geniş görüşlü oluyorum ve barışı, toleransı ve daha medeni olmayı öğreniyorum. Bunu yapabilmek için de sadece Avrupa’nın tarih kokulu sokaklarında ya da Kuzey Amerika’nın gökdelenleri arasında gezmiyor, aynı zamanda Peru’da İnka yolunu yürüyor, Kanada’nın vahşi doğa parklarında ayıların içinde çadır kampında kalıyor, Kızıldeniz’de köpekbalıklarıyla dalıyor, Hindistan’da kutsal inekleri verilen saygıyı gözlemliyor ve Afrika’da yerli kabileleriyle tanışıyorum. Vizyonumu açmak için kalacağım yerlere belirli bir kriter koymuyor, yeri geldiğinde 5 yıldızlı otelde, yeri geldiğinde küçük bir tekne odasında aynı keyfi alıyorum. Bence en önemli şey bir yere varmak değil, oraya varırken edindiğin tecrübeler. Ne demiş şair Füruğ Ferruhzad: Kuş ölür, sen uçuşu hatırla!

Burada ilk yurt dışı deneyimimden bahsetsem iyi olacak. Yurt dışına ilk kez bir okul gezisiyle çıkmış ve dağılmadan önceki Sovyetler Birliği’ne gitmiştim. Geziye İstanbul’dan otobüsle başladık ve karayolundan Batum’a vardık. Kaldığımız otel Çernobil nükleer santralının patlamasından sonra tedavi görenlerin kaldığı, kanlı çarşaflarıyla ülke hakkında pek çoğumuzda iyi bir “ilk izlenim” uyandırmayan bir oteldi. Pekçok arkadaşım bu oteli gördükten sonra korkup Türkiye’ye geri döndü. Bazılarıysa benim gibi cesur davrandı ve geziye devam etmeye karar verdi. İşte gezinin asıl güzelliği de ondan sonra başladı; Moskova’nın muhteşem Kızıl Meydanı’yla tanıştık (hatta Sophie Loren’le karşılaşıp fotoğraf çektirdik ) ve St Petersburg’da (o zamanki adıyla Leningrad) muhteşem güzellikteki kanallarda tekne turu yaptık. O günlerde $ 4’a yediğimiz havyar ve içtiğimiz votkanın tadı ise hâlâ damağımdadır Aradan geçen zaman içinde S.S.C.B. dağıldı, benim orada yaşadıklarım ise sanki eski bir hayal gibi kaldı. Bu da bana şunu öğretti: Gezme planlarını asla erteleme! Dünya sürekli bir değişim içinde ve hiçbir yer aynı kalmıyor. Görülen şehirler, biriktirilen anılarsa her zaman bizim kârımız

Bugünlerde pekçok gezgin tanımı duyduğumdan da bahsetmeliyim. Bense bu tanımların, kalıpların hiçbirini onaylamıyorum. Gezme heyecanını yüreğinde taşıyan, yollarda öğrenerek gezen, ufacık her fırsatı değerlendirip yeni bir yer keşfeden herkes benim gözümde bir gezgin. Ben yeri geliyor sırt çantamla tek başıma seyahat ediyorum, yeri geliyor bir arkadaşımla bir tatil köyünde dinleniyorum. Ucuz uçak bileti bulduğumda bazen 1 yıl sonrasına biletimi aldığım oluyor. Zaten gidene kadar duyduğum heyecan ve gezimi planlama aşamasındaki mutluluğum bile bana yetiyor

Meselâ seyahat etmeden önce bilmezdim ben Hindistan’da yemeklerin bu kadar lezzetli olduğunu. Bilmezdim İran’lıların daha yeni tanıştığında bile sana evini açacağını, etrafında pervane olacak kadar misafirperver olduğunu. Kuzey Amerika insanının çok kibar ve güleryüzlü olup aslında yakın ilişki kurmadığını. Dalış yapmadan önce bilmezdim dalgıçların birbirine balıkları göstermek içim yarıştığını. Hepsini yollarda öğrendim, önyargılarımdan yollarda uzaklaştım…

Göçmen olmanın bu denli zor olduğunu ve ülkemdeki simit kokusunu özleyeceğimi de bilmezdim. Bunu da Kanada’da yaşadığım 12 yıl öğretti bana. Ülkemdeki kültürün kıymetini, sevdiğim insanların benim için hayattaki en büyük zenginlik olduğunu bilirdim belki, ama uzak kalınca daha başka bir gözle gördüm bunu. Hani derler ya, birşeyin kıymetini kaybedince anlarsın diye, ben de ülkeme olan sevgimi ülkemden uzakta olunca daha derinden hissettim.

Seyahat edin, hiç durmadan… Bir gün gelecek, bambaşka bir insan olduğunuzu göreceksiniz. Herkesi kendine has kültürüyle kabul eden, kucaklayan, sevecen bir insan olduğunuzu fark edeceksiniz. Bir Japon gördüğünüzde gözleriniz ışıldayacak mesela, aynı Afrikalı çocuklara sarıldığınızda ışıldadığı gibi.

Hep sevgiyle kalın…

Yorum yok

YORUM BIRAKIN