Dünyanın Yerlisi
 

Guanajuato, Meksika – Nasıl Anlatsam, Nereden Başlasam?

Houston’dan başlayan bu seyahatimde, Guanajuato’ya kadar bir ”gezgin” gibiydim. 2 hafta kaldığım Guanajuato’da ise, bir yerli gibiydim. 2 hafta için bile olsa, bir sürü güzel arkadaşlıklar, tecrübeler ve anılar edindim.

Öncelikle şehiri anlatarak başlayayım. Bölgenin en güzel şehirlerinden biri olan Guanajuato bir çok turistin, sezon fark etmeksizin, akınına uğramakta. Guanajuato’nun sadece turistik değil, yaşamak için de çok güzel bir şehir olduğunu orada yaşayan, ağzının tadını bilen emekli Amerika’lılıarın sayısından anlayabilirsiniz.

Tarihi, rengarenk ve kıvrımlı sokaklar ile dolu olan Guanajuato yürümekten sıkılmayacağınız, harika ötesi bir şehir. Birbirinden tarihi binaları olan Guanajuato’da Teatro Juarez’in basamaklarında oturup yoldan geçen insanları izleyebilirsiniz, ya da sık sık düzenlenen simfoni orkestrası konserini dinlemek için içine girebilirsiniz. Ya da ufacık bir köprünün üstünde güzel masaları bulunan Cafe Santo’da bir kahve içip, sonrasında Parc Union’ın ağaçları altında serin serin oturabilirsiniz.

İstanbul’da 5 dereceden kaçıp, Guanajuato’da kendimi 20-25 derecede bulmanın mutluluğu bir yana, buradaki insanların huzurlu halleri, rahatlıkları ve kibarlıkları benim için bu şehri sadece gezilecek bir şehir değil, yaşanılacak da bir şehir haline getirmişti.

Bu yazımda, diğer yazılarımda da yaptığım gibi şehrin turistik güzelliklerinden bahsetmek yerine (ki bu bilgileri bir çok farklı yerde bulmanız mümkün), benim geçirdiğim 2 haftada yaşadıklarım, deneyimlediklerim ve gözlemlediklerimi paylaşmak istiyorum.

Guanajuato’ya otobüsle, şehrin biraz uzağındaki bir terminalde inerek ulaştım. Terminalden başka bir otobüse binerek, şehrin ünlü tünellerinden birinde inip, şehir merkezine çıktım. Şehrin göbeği olan Teatro Juarez’e doğru yürüdükten sonra, elimde google haritalar, oturup biraz dinlenmek için bir Starbucks (ya da türevi bir kafe) bakıyordum.

Yolda yürürken bir kızın bana doğru yürüdüğünü gördüm. ”Hola” diyen kızı muhtemelen bir şey satmaya çalışıyordur ön yargısıyla savuşturmaya çalışsam da, kız ısrarla yanıma geldi. ”Ben senin katılacağın İspanyolca kursunun çalışanıyım, sosyal medyadan seni gördüğüm için tanıdım, merhaba demek istedim” dedi.

Biraz utanç içinde özür diledikten sonra adının Tania olduğunu öğrendiğim kızla ayak üstü biraz sohbet edip, Pazartesi kursta görüşmek üzere vedalaştık.

Harita arada yanlış yerlere attığı için bir sağa bir sola doğru yürüdüğüm yolumda, sonunda merkezdeki bir parkta bir banka oturmaya karar verdim. Oturup sonunda biraz dinleneceğime sevinirken önümde iki kişi durdu.

Kafamı kaldırdığımda iki tane uzun boylu kızın önümde dikildiğini gördüm. İngilizce ”turist misin?” diye sordular.

Evet cevabını duyduktan sonra, elimde telefonla kaybolmuşa benzediğimi, yardım etmek istediklerini söylediler. ”1 saat sonra buradaki hostumla buluşacağım, o yüzden bir kafe bakıyordum” cevabını verdikten sonra ”bir şeyler içebiliriz dilersen” önerisinde bulundular.

Amigdalanın bunun bir tehlike olabileceği sinyali kafamın bir yanında yanarken, mantığımın büyük ihtimalle gerçekten yardımcı olmak istediklerini söylemesiyle ”olur” dedim. İki tane güzel kızın yardımcı olmak ve benimle vakit geçirmek istemesi her ne kadar beni onore etse de, daha yeni dinlendirmeye başladığım vücudum 10 saniye geçmeden tekrar kalktığı için oldukça şikayetçiydi.

Arelly ve Haydee isimli bu iki kızla biraz yürüyüp sohbet ettikten sonra, sevdikelrini söyledikleri bir bara gidip Meksika’nın ünlü Mezcal’ından içtik. Birinin grafik tasarımcı, diğerinin de İngilizce öğretmeni olduğu bu iki kızla yaklaşık bir saat sohbet ettikten sonra, kızlar beni aldıkları yere tekrar bıraktılar. 1 saat içerisinde 3 kişiyle tanışan benim için artık hostumla buluşma vaktim gelmişti.

19:30’da buluşacağım hostum whatsapptan ”biraz gecikeceğim, kusura bakma” diye yazdı. Sorun olmayacağını, sadece ne kadar gecikeceğini söylerse ona göre kendimi organize edebileceğimi söyledim.

Mesaj gelmedi.

20:30 oldu.

21:30 oldu.

22:00 olunca Cristina’ya tekrar bir mesaj attım, şakayla karışık ”iyisin değil mi?” yazarak.

Yine cevap gelmedi.

Saat 00:00 olduğunda hem Cristina’nın sağlığından endişe duyuyordum, aynı zamanda da kendime kalacak yer alternatifleri bakıyordum. Google maps’te bir hostel bulup geceyi oraya geçirdim.

Guanajuato’da kaldığım 2 hafta boyunda Cristina’dan hiç bir haber almadım.

İlk günüm bir sürü insanla tanışmak ve ufak bir krizle başlasa da, bu 2 haftam boyunca 4 farklı kişinin (Couchsurfing’den) evinde kaldım. 2 hafta Escuela Falcon isimli bir okulda İspanyolca kursu aldığım Guanajuato’da 2 haftayı dolu dolu yaşadım.

İlk haftamda 09:00’dan 13:00 a kadar İspanyolca kursumu aldıktan sonra genelde 13:00 – 15:00 arası (Türkiye’de de 22:00 – 00:00 arası) İngilizce derslerimi veriyordum. Sonrasında biraz bacaklarımı açıp şehirde yürüdükten sonra kursun her gün düzenlediği aktivitelere katılıyordum. Bir akşam bir dil değiş-tokuş etkinliğine katılıp yarı İspanyolca yarı İngilizce konuşuyor, başka bir akşam Teatro Juarez’de Sinfoni Orkestrasının konserina gidiyor, başka bir akşam bir şiir dinletisini dinliyor, başka bir akşam da Guanajuato’da düzenlenen bir yürüyüş turuna katılıyordum.

Bu aktivitelerde tanıştığım insanlar da sağ olsun, beni güzel etkinliklere davet ediyorlardı. Örnek olarak dil değiş tokuş etkinliğinde tanıştığım bir öğretmen beni okuluna davet edip ilk okul öğrencilerine sunum yapmamı rica etti. 1 saat boyunca 2 farklı sınıfta İngilizce’nin öneminden bahsedip oyunlar oynadığım harika bir vakit geçirmiştim. İlk gün sokakta tanıştığım iki kızdan biri olan Arelly kendi okulunda verdiği derslerden birini benim vermemi rica etmişti, hatta bundan 300 peso (80 TL civarı) kazanmıştım.

Bu ve bunun gibi bir çok güzel aktivite benim Guanajuato tecrübemi çok anlamlı ve güzel kılmıştı.

Bunların hepsinin üstünde bir şey daha vardı ki, her yerde olduğu gibi, Guanajuato’daki tecrübemin de çok değerli olmasını sağlamıştı. Tanıştığım insanlar.

Beni evlerinde misafir eden Cesar, Humberto ve Valeria beni kendi evimde hissetirmişti. Cesar beni her sabah merkeze arabasıyla bırakıp akşam merkezden alırken, Humberto’nun şehrin tepesinde harika evindeki balkonda oturup sohbet etmek ya da keman virtüözü olan Valeria’nın davetiyle Teatro Juarez’deki konsere gitmek, birbirinden değerli tecrübeler olmuştu.

Arelly 2 haftada sanki 10 yıllık arkadaşım gibi olmuştu. Sırlarımı, duygularımı rahatlıkla, güvenle paylaşabileceğim biri olan Arelly, sadece bu 2 haftada değil, ömrüm boyunca sırtımı yaslayabileceğim biri oldu.

İspanyolca dersimi veren öğretmenlerden biri olan Carel’le kahve için çıktığımız bir gün, bana annesini 10 yaşında nasıl kaybettiğini anlatırken, aynı durumu yaşayan benim onu ne kadar anladığımı ve ona ne kadar yakın hissettiğimi tahmin etmiyordu.

Ya da Guanajuato’ya geldiğimde ilk iletişime geçtiğim kişi olan Tania. Her gün kursu gidip gördüğüm ve inanılmaz ısındığım bu kadınla geçirdiğim vakit, bu şehri benim için daha da güzelleştirmişti.

Tüm bu mekanlar, kişiler ve tecrübeler ile Guanajuato benim için sadece gittiğim güzel bir yer değil, kalbimin bir kısmını bıraktığım bir yer oldu.

Ve biliyorum ki en kısa zamanda bu güzel şehire tekrar geleceğim ve bıraktığım yerde kalbimin bir kısmını bulacağım.

 

 

Yorum yok

YORUM BIRAKIN