Dünyanın Yerlisi

Haksızken Daha Haksız Olmak – Bir Feribot Güncesi

Pazartesi günü (12 Haziran) Kıbrıs’tan, değişiklik ve macera olsun diye feribot ile döndüm (Mersin’e).

Bu yazıyı da feribotta yaşadığım ilginç bir olayı anlatmak için kaleme (daha doğrusu klavyeye) alıyorum.

Feribotta iki ayrı opsiyonunuz var. Ya biraz daha fazla para verip kompartmanlardan (yataklı odalarda) ya da daha ekonomik olan açık alanda (yani sandalye ve koltukların olduğu yerde) kalabiliyorsunuz. Ben, maceranın dibine vurmak için tahmin edersiniz ki, ekonomik biletle yolculuğuma çıktım.

Gidiş yönünde daha büyük bir feribottan mütevellit daha çok alan ve daha az kişi olan bir feribota denk gelsem de, dönüş yolu bunun tam tersi, daha ufak alanlı ve daha kalabalık olanına denk geldim.

Geldiğimde çoğu koltuklara uzanılmış ve en iyi yerler kapılmıştı. 3 kişilik yere tek kişi battaniyesini çekmiş, kompartıman kalitesinde yolculuğunu yapıyordu. Her ne kadar insanların bunu yapması bencilce gözükse de, 10 saatlik bir yolculukta rahat aramalarını anlıyordum. İki sandalyeyi birleştirip eğri büğrü bir ‘yatak’ yaparak yerimi işaretledim ben de.

Oturduğum yer kantine yakın olduğundan dolayı gelen gideni görüp konuşmaları duyabiliyordum. Genelde insanlar gelip ‘çay var mı?’, ‘tost ne kadar?’, ‘kaçta orada oluruz?’, ya da ‘telefonumu nerede şarja takabilirim?’ gibi temel sorular soruyorlardı.

Sonra bir adam geldi. Bazen birini görür görmez negatif bir enerji hissedersiniz ya, bu adam da bana bu enerjiyi hissettirdi. Kendime kızıp insanları, hele de tanımadan yargılamamam gerektiğini düşündüm. Adamın tek yaptığı kantinde bir şey alırken kantinciyi biraz lafa tutması oldu. Sonra gözden kayboldu.

Arada bir kapalı alanın dışına çıkıp hava alıyordum. Tuvalet ihtiyacı ile birleştirdiğim bir hava alma seansı biraz daha uzun sürmüştü. Döndüğümde alanda bir hareketlenme gördüm. Herkes kantinin oraya bakıyor, bazıları mırıldanıyordu.

‘Beynini uçuracağım şimdi bunun…’

Kantin tarafına baktığımda o ‘kıl’ olduğum adamın bağıra bağıra bir şeyler söylediğini gördüm.

Kel kafalı bu adamın kafası ilk önce sinirden olduğunu sandığım, daha sonra alkolden olduğunu anladığım bir şekilde kızarmıştı.

Kantine uzanıp ağzını yaya yaya çalışan çocuklara:

‘3 kişilik yerde tek kişi yatıyor. Hakkı var mı insanların buna?’

‘Ben de aynı parayı veriyorum, onlar da.’

‘Çocuk yatsa eyvallah, ama kocaman adamlar yatıyor. Nasıl iş bu yaaaa?’

 

Gibi kendince haklı sebepleri savunuyor, aynı cümleyi birkaç kere tekrarlıyordu.

En enteresanı da savunduğu çocuklar yanında uyurken, onun bağırmasıyla korkarak uyanmıştı.

Önce kantinde çalışan çocuk ‘abi haklısın, birine sor yer versin’ gibi idare edici cümleler çalışarak olayı bastırmaya çalıştı. Henüz yolculardan da bir ses çıkmamıştı.

Adam olayı uzatınca kaptanlardan biri çağırıldı. Kaptana kantinci çocuk telefonda ‘arıza çıkartan biri var’ deyince olay daha da büyüdü. Bu duyduğu bilgi ile gelen kaptanın suratı düşmüştü.

‘Burada boş yer görüyo musunnnn’ diye sordu adam kaptana.

Kaptan etrafı süzdü ve ‘yooo’ diye bir cevap verdi. Adam oraya zaten çözüm odaklı gelmemişken bu tarz cevaplar adamı iyice coşturuyordu.

Adam bağırmaya ve insanların sinirlerini bozmaya devam ediyordu. ‘Kimden ilk tepki gelir?’ düşünürken adam yaptığı bir hareket ile bunu çok daha kolaylaştırdı.

‘Ben o zaman buranın resmini çekiyorum, sabah ta şirketine şikayet edeceğim’ dedi adam. Telefonunu çıkartıp kantine bir şey almaya gelen bir gence ‘şunun fotoğraf çekme şeysini açsana’ talimatını verdikten sonra eline telefonu aldı. Ben ortamın genel bir fotoğrafını çekeceğini düşünürken adam elinde telefon gezmeye başladı. Yatan, oturan herkesin yanına gidip ‘şrrrrak!’ sesi ile ortalığı inleten fotoğraflar çekmeye başladı.

Tepki çok gecikmedi. Daha ilk çektiği çocuk sesi duyunca kalkıp ‘bi dakka bi dakka. Sen beni mi çektin?’ diye tepkisini gösterdi. Bundan feyz alan birkaç kişi daha tepkilerini gösterdi.

‘Biz de sana dava açalım mı, izinsiz resimlerimizi çekiyorsun diye?’

‘Ne yaptığını sanıyorsun sen yaaa?

Tepkilerin arasında ‘dayı bizim de resmimizi çek’ gibi muzur tepkiler de olsa da, ortalığı sakinleştirmeye yetmedi. Geminin güvenlik kaptanı olduğunu düşündüğüm, 1.90 boylarında bir adam, bu adamın yanına gelip ‘içeri geç’ diye ittirmeye başladı. Adam tepki bile veremeden kendini içeride buldu. Arkalarında 4-5 yolcu da onlar ile girdi.

İçeride ne olduğunu bilmiyorum ama (gerçi tahmin edebiliyorum), adam iyi bir gözdağı almış olacak ki, o bağırıp çağıran adamın yerine kuzu gibi sessiz bir adam geldi. Hep beraber ‘içeriden’ çıktıktan sonra adam gözden kayboldu. Güvenlik şefi olduğunu düşündüğüm kişi herkesin duyduğunda emin olarak ‘bir daha arıza çıkartırsa tutuklayın, bir odaya koyun, sabah polise verin’ diyerek ültimatomunu verdi.

Sonrasında adamı bir iki kere daha ortalıkta sessizce gezinirken gördüm. Artık durumdan cesaretini toplamış birkaç yolcu adam geçtikçe tepkilerini gösteriyordu.

Bir gencin yanından geçerken genç adama ‘abi benim fotoğrafımı hangi hak ile çekiyorsun?’ dedi. Adam kendini açıklayabilmek için çocuğun yanına otursa da çocuğun ‘lütfen yanımdan kalk’ deyişiyle oturması ve kalkması bir oldu.

O zamana kadar adamın bu tepkiyi hak ettiğini düşünürken bu hareket ile adam için gerçekten üzülmüştüm.

En son da adamı yerde bir köşede kıvrılıp uyurken gördüm.

Sonuç olarak tüm bu hikaye bana şunu düşündürdü:

Adamın kendince ‘haklı’ olduğu sebepleri haksız ve insanları ihlal eden bir şekilde söylemesi, bizim insanlarımızın bıçak kemiğe dayanana kadar sessiz kalıp sonra birden patlaması, adamın gözdağını alınca kuzuya dönüşü ve daha birçok gözlem toplumumuzun güzel bir genellemesi gibi geldi bana.

İnsanların birbirini dinlemediği, patlamaya hazır olduğu, kimin kime dişi geçerse onun kazandığı, aynı zamanda bir o kadar saf, iyi niyetli olan kültürümüzün enteresan bir karışımıydı gözlemlediğim.

Kim bilir başka nerelerde, ne sarhoş adamlar ile ne hikayeler yaratılıyor, değil mi?

Yorum yok

YORUM BIRAKIN