Dünyanın Yerlisi
 

Hindistan’da Hint ile Turist Olmak: Jaipur, Hindistan

Not: Bu yazımda resim yerine yaptığım video kolajlarını barındıran youtube videosunu koydum. Yazının en altında bulabilirsiniz.

 

Vadodara’da Delhi’ye uçakla rahat rahat döndükten sonra, Ezgi’nin İstanbul’a gitmesine 3 gün kalmıştı. E bu süre zarfını da en iyi şekilde değerlendirmek istedik.

Şöyle bir plan yaptık.

İlk gün Delhi’yi rahat rahat gezecektik.

İkinci gün Jaipur’a, üçüncü gün de Agra (Taj Mahal)’e gidecektik.

Delhi günümüz oldukça rahat, yavaş ve nispeten lüks geçti. Şehrin farklı alanlarını biraz gezdikten sonra kendimizi bir AVM’nin sinemasında bulduk (Hindistan’da filme gitmek çok enteresan bir lokal tecrübe, öneririm) Akşamı da Hard Rock kafede bitirdikten sonra eve döndük (biliyorum, pek ‘Dünyanın Yerlisi’ gibi değil. Ama ‘Dünyanın Yerlisi’de insan.)

Jaipur’a hostelden ayarladığımız bir tur ile gidecektik. Tek başımıza gitmeye bir gün yetmeyeceğini ön görererek turun daha efektik olacağını düşündük. Burada başka turistler ile gidip çok da ‘yerel’ olmayan bir tur olacağını düşünerek üzüledururken, bir baktık ki tur minibüsünde tek yabancı biziz.

Sabah 05:00’de bizi aldıkları için (gerçi 05:00’de alacaklarını söyleyip 06:00’da aldılar, biz de 1 saat hostelde uyuklayarak bekledik) yolun çoğunu uyuklayarak geçirdik. Bu sebeple 5 saatlik yol çok da uzun gelmedi.

İlk olarak ‘Red Fort’ isimli, Jaipur’un en güzel yerlerinden birine gittik. Otobüslerden bizi indirip ‘Jeep’ler ile gideceğiz, kişi başı 80 rupe’ dediler. 1 dolara tekabül eden bu ücreti vermekte bir problem görmedik. Sonrasında Red Fort’a girişte ‘Hintlere 100 rupe, Yabancılara nah 500 rupe’ dediklerinde bir tık üzüldük ama. Hindistan’da (ve bir çok ülkede) bunun yapıldığını biliyorum, fakat 20 kişilik grupta bir ikimiz ödeyince durum biraz üzmedi değil.

Hep birlikte Red Fort’a girdik. Kah grupla takıldık, kah solo gezdik.

Grçi bir ara baya bir kaybettik grubu. Kaleye gelenlerin çoğu Hint olunca da bizim grubu ayırt etmek zor oluyordu. Sonrasında çıkış kapısına doğru gidip bekledik. Biraz endişe ile bakınır iken tur liderini uzaktan gördüm. O mutlulukla onu bizi kurtarmaya gelen Hint bir beyaz atlı prens gibi hayal ettim 😀

Çıkışa doğru giderken fiks tarife olarak bizi birkaç mağazaya soktular. ‘Almak zorunda değilsiniz elbet, ama bir bakın, belki bir şeyleri beğenirsiniz’ ajitasyonları arasından çıkarak Jeepimize geri bindik.

Bir sonraki durak Pink City dedikleri Pembe Şehir’di. Jaipur’un içinde bulunan bu alanda binaların hepsi pembe idi. Bu kısımdan önce güzel ve lokal bir yerde yemeklerimizi yedik. Ezgi benim her yemekte thali (pilavın etrafına farklı soslar) söylememe ve benim yeni fark ettiği pilav obsesyonuma şaşırırken, ben thali’leri gömüyordum.

Yemekten sonra birkaç farklı alanda durup, Jaipur’un birkaç ünlü binasını görüp, bir astroloji müzesini ziyaret edip, sonra olarak da Pink City’de biraz daha turladıktan sonra bir kez daha bir hediyelik eşya dükkanına girdik.

Hem Ezgi’nin biraz halsizleşmesi hem de bizim ilgimizi hiç çekmemesine rağmen yapılan ‘ipek’ Showları bizi biraz bunaltıyordu.

Neyse, artık minibüsümüze dönmüştük. Bize özel İngilizce anlatımlar yapan bir tur liderine birkaç yüz rupe verdikten sonra yolumuza koyulduk. Fakat bizim köprü trafiği gibi, Delhi’ye girmeden birkaç yüz kilometre önce başlayan trafik 5 saatlik yolu 8 saate uzattı. Arada zırt pırt durmamız ile birlikte hostele geçişimiz 01:00 idi.

Ve yarın Agra’ya, yani Taj Mahal’e gidiyorduk.

Ama bu bizim harika bir gün geçirdiğimiz gerçeğini değiştirmemişti.

Yorum yok

YORUM BIRAKIN