Dünyanın Yerlisi
 

Kyzl-Ordi, Kazakistan – Ice Ice Baby

Kyzl-Ordi (yani bizim anlayacağımız şekliyle ‘’Kızıl Ordu’’ daha önce ismini duyduğum bir şehir değildi. Şimkent’ten Aktau’ya doğru yolumda, yol çok uzun olacağı için aralarda bir kaç şehirde dura dura gitmeye karar vermiştim.
Şimkent’ten trenle 12 saat uzakta olan Kyzl-Ordi ilk durağım olacaktı.
Genel olarak, hakkında bir fikri olmadığım şehirlere gittiğimde intibam hep pozitif oluyor. Çünkü hiç bir şey bilmediğim için beklentim de 0’da oluyor. Ve böyle küçük yerlerde yaşayan insanlar inanılmaz yardım sever, inanılmaz iyi kalpli oldukları için, her zaman güzel tecrübelerle ayrılıyorum bu şehirlerden.
Kyzl-Ordi’da da aynı bu şekilde gerçekleşti 2 günlük deneyimim.
Couchsurfing’den tanıştığım, ve beni evinde misafir edecek Timur (kendisi Azeri kökenli bir Kazak vatandaşıydı), beni trenden iner inmez aldı (bunu abartmadan söylüyorum. Trenin vagonundan çıktığımda beni orada bekliyordu) ve eve götürdü. Annesiyle yaşadığı evinde annesi beni (genel evinde misafir olduğum her anne gibi) kendi oğluymuş gibi ilgilendi, besledi ve misafir etti.
Timur’ların çok bir şeyi yoktu ama ellerindekini cömertçe paylaşıyorlardı. İlk önce evlerine gidip annesinin hazırladığı yemekleri yedik (tabii ki tıka basa ve her ne kadar yesek de annesinin ‘’neden yemiyorsunuz’’ baskılarıyla :D). O akşam oldukça geç geldiğim için, evlerinde yer yataklarında Timur ile aynı odada kaldık. Timur yatmadan yaklaşık 10 kere ‘’rahat mısın’’ diye sormuştur muhtemelen.
Bir sonraki günü Timur tamamen bana ayırmıştı. Arabasıyla beni şehirde gezdirmesinden, beni berbere götürmesine (ve tüm ısrarlarıma karşın paramı cebinden ödemesine), kendi halletmesi gereken bir kaç işe giderken beni yanında götürmesine kadar, hemen hemen tüm günü benimle geçirmişti. Tüm bu yaptıklarının karşılığında Timur’u bir yere yemeğe götürmek istesem de, annesini arayıp ‘’biz dışarıda yiyeceğiz’’ beyanına cevap olarak ‘’çok mu paranız var, gelin burada yeyin!’’ Tepkisini alınca, her öğün için eve gittik haliyle.
O günün gecesi trenle bir sonraki durağım olacak olan Aralsk’a gidecektim. Trenim saat 01:30’da olsa da Timur ısrarla arabayla beni bırakacağını söyledi. Kyzl-Ordi çok çok aktif bir şehir olmadığı için, yapacak çok da şey yoktu açıkçası.
Zaten bu sebepten dolayı da Timur gibi kapasitesi yüksek, İngilizce bilen, akıllı bir genci bu şehrin burada tutması kolay değildi. Ve tutamamıştı da. Timur Şubat başında bir değişim programı için eğitimini sürdürmeye Budapeşte’ye gidecekti.
Akşam Timur’la bir bilardo salonuna gidip, etraftaki sarhoş bilardocularla birlikte bilardo oynarken, seyahatten, hayattan, Avrupa’dan, Macaristan’dan ve hayallerimizden konuştuk. Timur bana tekrar hatırlattı ki, kapasitesine ulaşmaya çalışan ve üstüne çıkmak için çaba gösteren herkes, nereden olursa olsun, istediği yere gelebilir. Timur bunun canlı bir örneğiydi.
Neyse ki, akşam oynadığımız bilardo ve orada yediğimiz yemekleri ödeyip Timur’a biraz olsun teşekkür edebilmiştim.
Sonrasında son bir kez daha eve gidip, akşam yemeğimizi yeyip, annesiyle vedalaştıktan sonra tren istasyonuna doğru yola çıktık. Biraz vaktimiz olduğu için Timur ‘’dur sana şuraları da göstereyim’’ deyip beni şehirde görmediğimiz bir kaç yere daha götürdü.
Kyzl-Ordi sessiz, sakin ve bu mevsimde (Kasım ayında oradaydım) inanılmaz soğuk bir yerdi. Her ne kadar bu şehrin tadını çıkartmaya çalışsam da, özellikle akşam saatinde, en sarmalanmış halimle bile soğuk dayanılmaz geliyordu. Her arabaya bindiğimizde bir ‘’oh’’ çekiyor, her dışarıya çıkışımızda ‘’aaah’’ diye inliyordum.
Saat 01:30’a yaklaşınca Timur beni tren istasyonuna götürdü, ve tıpkı aldığı gibi beni vagonuma kadar yolcu etti, bindiğimden emin oldu ve vedalaştık.
Timur’un misafirperverliği bununla da bitmemişti bu arada. Bir sonraki durağım olacak olan Aralık’ta beni misafir edecek kişi, Timur’un bir arkadaşıydı. Kyzl-Ordi’dayken bir sonraki şehrimin Aralsk olduğunu söyleyince telefonu açıp, beni normalde Astana’da yaşayan, ama tatil için memleketinde, yani Aralsk’ta olan bir arkadaşında kalmam için ayarlardı. Ve o arkadaşı da en az Timur kadar misafirperver olacaktı.
Trenimdeki vagonuma geçip yatmak üzere hazırlıklarımı yaparken, dünyanın neresinde olursa olsun, Timur gibi insanların çokluğundan ve misafirperverliklerinden bir kez daha fazlasıyla etkilenmiştim.
Yorum yok

YORUM BIRAKIN