Dünyanın Yerlisi
 

La Paz, Bolivya – Tuğlaların Şehri

Her ne kadar Sucre’den La Paz’a gidişim bir felaket olsa da, 10 saatlik yolculuk sonunda, bu güzel şehirde iyi anılar yaşayacağımdan emindim.

Bir çok şehirde yaptığım gibi, ‘’Girişimcilik’’ temalı seminerlerimden birini de La Paz’da gerçekleştirecektim. Seminer salonunun sahibi Pamela sağ olsun, beni otobüs terminalinden alacaktı. O da, ben de terminalde olmamıza rağmen 30 dakika birbirimizi bulamayışımız, benim 1 dolara 30 dakika internet satan bir makine bulmam ile sona erdi (ondan önce 20 dakika bir yerden internet bağlantısı bulmaya çalıştım, başaramadım).

Pamela beni alır almaz, evinde kalacağım kuzeninin evine götürdü. İki minibüs değiştirerek gittiğimiz bu yerde şehri biraz gözlemleme fırsatı buldum.

La Paz gerçekten enteresan bir şehir. Hani derler ya ‘’İstanbul Yedi Tepe’’ diye. La Paz sanki yüzlerce tepe gibi gelmişti. Sürekli bir yokuş yukarı ve aşağı gidilen bu şehir inanılmaz bir tepelik alanın üstüne kurulmuştu ve etrafı dağlarla kaplıydı. O yüzden bir yerden bir yere yürümek inanılmaz yorucu ve zor oluyordu (arabayla gitmek de trafikten dolayı tam bir işkenceye dönüyordu). Ama buna karşı La Paz bir alternatif sunmuştu. Teleferik.

Hemen hemen şehrin bütün kısımlarını gezebileceğiniz teleferik bağlantıları turistik bir aktivite değil, bir toplu taşıma yoluydu. Normal otobüs fiyatlarıyla binebildiğiniz bu teleferik şehrin ulaşım sorununu çok büyük bir ölçüde kolaylaştırmış. Bazı duraklarda yüzlerce kişilik sıralar görebiliyorsunuz. Teleferik ile ilgili daha sonra yazmaya devam edeceğim.

Pamela’nın kuzenine gidip, kahve ve pişimsi bir yemekle bir şeyler atıştırdık. Kuzeninin evi şehrin biraz dışında, bir tepedeydi. Bu tepeden de şehrin genel silüeti çok güzel gözüküyordu. La Paz ile ilgili ilk dikkatimi çeken başka bir şey de binaların boyasız olmasıydı. Sanki şehirdeki her bina inşaat halindeydi. Bunun sebebini sorduğumda boyalı binaların vergiye tabii olduğunu, tuğlalı böyle duran binaların hala ‘’inşaatta’’ statüsünde olduğu için vergi ödemediklerinin olduğunu öğrendim.

La Paz, biraz İstanbul’un belli yerlerini arındıran, farklı yüksekliklerde binalarla kaplı, dağınık bir şehirdi. Dışarıdan çok estetik gözükmese de, içerideki güzellikleri bulacağımdan emindim.

Pamela ile konferansı yapacağımız yere gidip, ayağımın tozuyla 10 Bolivyalı genç arkadaşa tecrübelerimi anlattım. Katılanlardan biri, 3 saat sonra bir lise grubuyla bir çalışma yapacaklarını ve orada da gelip konuşma yapmak isteyip istemeyeceğimi sordu. ‘’Zevkle’’ diyerek kabul ettim. İki konuşma arasında Pamela, birkaç katılımcı ve sonra beni Copacabana’da misafir edecek Maria (o da La Paz’daydı ve merhaba demeye gelmişti), kocaman bir açık pazara gidip, lokal bir restoranda adını hatırlamadığım ama çok lezzetli bir şeyler yedik. Restoranın bir kısmı içkisiz ve bir kısmı içkiliydi. Ama içkili kısmındaki insanlar sanki 5 gündür içiyor gibi sarhoş, bir çoğu yarı çıplak ve hepsi kırmızı burunluydu. Biz içkisiz ve nispeten sakin kısımda yemeğimizi yedikten sonra güzel sokaklarda yürümeye devam ettik. Bolivyalı kadınların geleneksel kıyafetleriyle binlerce çeşit sebze ve meyveyi sattığı pazarda yürüdükten sonra konuşmayı yapacağım yere geldik. Burada da 60 civarı liseli gence (tercüman yardımı ile) konuşmamı yaptıktan ve güzel bir fotoğraf çektirdikten sonra öğrencilerle vedalaştık.

Hava kararırken Maria’da bize veda etti ve bir sonraki programımız olan, gece hayatımızın planını yaptık. Dışarı çıkıp bir şeyler içmeden önce Pamela beni birkaç teleferik hattında dolaştırıp şehrin akşam manzarasını görmemi sağladı. Tepeden tepeye gittiğimiz bu turda tuğlalarla dolu şehrin silüetini her açıdan gördüm. Sonrasında ‘’underground’’, yani kapısında tabela olmayan bir barda bir şeyler içtik. Seminerdeki birkaç katılımcının da bize katılmasından sonra, son durağımız olacak olan bir gece kulübüne gittik. Bir çok Bolivya’lının olduğu kadar turistin de olduğu bu mekanda biraz ana dal, biraz da Bolivya müziklerine dans ettikten sonra, pestilim çıkmış bir halde eve dönme yoluna koyulduk (dönmeden bir sandviççi de durup bir şeyler yemeyi ihmal etmedik).

Genelde bu seyahatte gündüzleri enerjimi muhafaza etmek istediğim için dışarı çok çıkmadım. Bu sebeple çıktığım zaman belli bir saati geçince de enerjim 0’a düştü.

Eve geldikten sonra havanın soğukluğuna aldırmadan, birkaç yorgan üst üste koyup derin bir uykuya daldım.

Bir sonraki gün Pamela yoğun olduğu ve benim de onu daha fazla meşgul etmek istemediğim için seminere katılan ve beni gezdirmeyi öneren katılımcılardan biri ile teleferiğe binip, La Paz’ın (ve muhtemelen dünyanın en büyük pazarlarından biri olan) açık pazarına gittik. Bloklarca uzanan bu pazarda araba parçalarından alternatif ilaçlara, ev hayvanlarından mobilyaya kadar her şey satılıyordu. On binlerce insanın olduğu pazarın ufak bir kısmını yürümemiz (hemen hemen hiç durmadan) 3 saatimizi aldı.

Beni gezdiren Armando sağ olsun, tüm Güney Amerika’lılığıyla son dakikaya kadar beni gezdirmek istedi. Fakat 18:00’deki otobüsüme kalan vakit azaldıkça ve ben biraz endişelendikçe ‘’yetişeceğiz merak etme’’ diye beni telkin ediyordu. Daha önce bu telkinlerin sıklıkla boş çıktığını tecrübeleyen biri olarak her ne kadar ona inanmasam da, kaderime razı oldum. Otobüse 30 dakika vardı ve biz hala 20 dakikalık bir teleferik yolculuğu ve 5 dakikalık bir yürüyüş yapacaktık. Teleferik durağına geldiğimizde yüzlerce kişilik sırayı görüp ‘’tamam, yapacak bir şey yok’’ dedim kendi kendime.

Ama mucizevi bir şekilde teleferiğe bindik (bu arada Armando sakinliğini tamamıyla koruyordu), indik, istasyona hızlı adımlarla yürüdük ve vardığımızda saat 17:55’di. Bu rahatlıkla tuvalete gidip çıktığım ve bilet gişesine gittik. Oradaki kız İspanyolca (isminizi anons ettim, kimse çıkmayınca otobüs hareket etti) dedi. Bu trajikomik olay karşısında ne yapacağımı bilemezken Armando şoförü aramalarını istedi. Şoförü arayıp otobüsün daha terminalden çıkmadığını öğrenince bir koşu daha yaparak otobüse bindim. Armando gerçekten sözünü yerine getirmişti (ama eminim ki bir ara o da inanmıyordu yetişeceğimize).

Bir sonraki durağım olacak olan Copacabana’ya giderken, La Paz’ın bana ne kadar özgün bir tecrübe yaşattığını düşündüm. Tuğla binaları, toplu taşıma teleferikleri ve insanları ile bir çok yer gibi bir çok şeyi ilk defa deneyimlememi sağlamıştı. Hem otobüsümü yakalamanın hem de La Paz’da keyifli vakit geçirmenin verdiği tatminle, bir sonraki durağım olan Copacabana’ya yoluma devam ettim.

 

 

 

Yorum yok

YORUM BIRAKIN