Dünyanın Yerlisi
 

Laredo, Texas, ABD & Nuevo Laredo, Meksika – İki Ülke, Tek Şehir

San Antonio’dan 2,5 saatlik bir yolculuktan sonra Laredo’ya geldim. Tam Meksika sınırında olan bu şehirin ikiye ayrılmış, Amerika tarafındakiler ‘’Laredo’’ ismiyle, Meksika tarafındakiler de ‘’Neuvo Laredo’’ ismiyle hayatlarına devam ediyordu.

Laredo’ya geldiğimde couchsurfingden tanıştığın Tabata arabasıyla gelip beni terminalden aldı. Tabata ile kalmayacaktım, ama tanışmak istedi ve sağ olsun Hannah isimli çok tatlı bir arkadaşı ile birlikte beni alıp bir kahveci gittik ve hostumun evine gitmeden sohbet ettik.

İkisi de 21 yaşında olan bu harika kızlarla kültürlerimizden, yaptıklarımızdan ve hayallerimizden konuştuk. İkisi de Meksika’nın dünyada genel olarak var olan kötü ününü (uyuşturucu, suç vs…) biraz olsun değiştirmek ve insanlara gerçek Meksika’yı tanıtmak için yabancılarla bol bol tanışıp, ülkelerini çok güzel temsil ediyorlardı.

Sohbetten sonra beni hostum olan Shawn’ın evine bıraktılar. Shawn doğuştan engelli bir birey olmasının zorluğuna rağmen, Laredo üniversitesinde tanınan, çok başarılı bir ekonomi profesörüydü. Evine gelip biraz sohbet ettikten sonra eve yakın bir yerde harika bir Meksika restoranında taco ve bol bol nacho yedik. Burada yemeğin güzelliği dışında en çok dikkatimi çeken şeylerden biri de fiyatları normal ABD fiyatlarına göre çok daha uygun olduğuydu.

Yemekte seyahatlerimizden, politikadan ve tabii ki ekonomiden uzun uzun konuştuk Shawn’la. Kendisi Fransa’daki 6 senesini, Houston’daki yaşamını ve Laredo’ya geldikten sonra onun için neler değiştiğini, hatta evlenmeye çok yakın iken ilişkisinin nasıl bittiğini anlattı.

Yemekten sonra eve döndük ve biraz da ev arkadaşı Richard’la sohbet ettik. Bornozuyla salona gelip bizimle konuşan Richard uzun süreler kütüphanecilik yapmış. Bundan mütevellit olacak ki, diksiyonu gayet iyiydi. Richard’la sohbet her ne kadar ilgi çekici olsa da, 1 hafta geçmesine rağmen jetlag’in etkisinden kurtulamayan ben saat 23:00 e yaklaşınca gözlerim kapanmaya başlıyordu. Allahtan herkes yorulmuş olacak ki, herkes odasına, ben de salondaki kanepeme çekilip bir güzel uyku çektim.

Sabah tekrar Shawn’la kahvaltı yapmak için çıktık. En rahat ve merkeze en yakın olacağı için McDonalds’ı seçtik. Yaklaşık 2 saat orada oturup yine uzun uzun siyaset, ekonomi, ilişkiler ve bilimum konulardan bahsettik. Sonrasında Shawn’a veda edip ben McDonalds’da online İngilizce dersimi vermek için 1 saat daha kaldım. Ders bittikten sonra Laredo şehir merkezini yürümeye başladım. Laredo’nun kilisesine gidip içerideki derin sessizliği dinledim. Sokakların arasındda amaçsızca yürüdüm. Amerika ve Meksika arasındaki sınır köprüsünün üzerinde durup son çizgiye kadar ilerleyip, geri döndüm.

15:00’de Couchsurfing’den tanıştığım başka biri olan Rudy ile buluştuk. İlk başta ABD tarafında, sınıra çok yakın bir kahvecide oturduk. Sohbet ederken bir yandan da çıplak gözle çok rahat gözüken Meksika tarafını izleyip, bir ülkeden diğer ülkeyi bu kadar rahat görebilmenin keyfini çıkartıyordum. Çok eğlendiğimi ve keyif aldığımı anlamış olacak ki, Rudy sınırı beraber geçmemizi önerdi. Normalde bir gün önce buluştuğum Tabata beni Amerika kısmından alıp Meksika’ya arabasıyla geçirecekti. Ama açıkçası ben sınırı yürüyerek geçmek istiyordum. O yüzden Rudy’nin bu teklifini hemen kabul ettim.

Yayalar için yaklaşık 100 metrelik bir köprüden oluşan sınırı 1 dolar vererek (köprüden geçiş için) geçip yürüyorsunuz. Sınırda herhangi bir pasaport kontrolü vs yok. Eğer Meksika’da 1 haftadan uzun kalacaksanız o zaman göçmen ofisinden 30 dolar verip 180 günlük kalış izni almanız gerekiyor. Ben de tam olarak bunu yaptım.

Nuevo Laredo’ya geçtiğimizde ilk hissettiğim şey, bu kısmın kesinlikle daha canlı ve hareketli olduğuydu. İki taraftan bir yerde yaşama opsiyonum olsaydı kesinlikle Meksika tarafında yaşardım.

Rudy ile Meksika tarafına geçtikten sonra biraz yürüyüp yakınlarda bir parkta oturduk. Bizim Türkiye’de olan bardakta mısırın çok daha gelişmiş bir versiyonunu (kaynattıkları mısırları alıp orada bardağa döktükten sonra, içine acı, mayonez, baharat ve bilimum şey kattıkları) ve taze ananas suyunu bir güzel yedik ve içtik.

Rudy’de 11 sene boyunca bir okulda idarecilik yaptıktan sonra rutin hayatından sıkılıp, işini bırakıp, birikimleri ile Avrupa ve Asya’yı dolaşmış. Tabii, bunun tadını aldıktan sonra eski işine dönmeyip, hem seyahat edip hem de hayatını idame ettirme yolları aramaya başlamış. ‘’Bir sonraki durağım Güney Amerika’’ diyordu bardaktaki mısırını yerken.

Sohbet, mısır ve ananas suyu üçgeninden sonra Rudy’yi sınıra kadar geri götürüp yolcu ettim. Ben de yaklaşık 1,5 ay geçireceğim Meksika’ya suratımı dönüp, bir sonraki maceram olacak olan Monterrey’e gitmek üzere yola çıktım. Daha doğrusu, dün buluştuğum Tabata beni alıp, otobüs durağına bıraktıktan sonra yola çıktım.

Ve şu an yoldayım. Bu yazıyı ya Monterrey otobüsümden yazıyorum.

1 hafta da olsa, ABD’de dolu dolu vakit geçirdim. Biliyorum ki, Meksika’da bambaşka bir tecrübe olacak.

Yorum yok

YORUM BIRAKIN