Dünyanın Yerlisi
 

Leon, Meksika – Bir İngiliz, Bir Meksikalı ve Bir Türk Bir Araya Gelince

Meksika seyahatim boyunca (ve artık bir çok başka yerdeki seyahatlerimde) yapmayı en çok sevdiğim şeylerden biri, daha önce adını bilmediğim küçük, şirin şehirlere ülkenin yerel insanlarının tavsiyeleri üzerine gitmek oldu.

Bu yerler hem turistler tarafından çok bozulmamış olup hem de yerel otantikliğini korumakta olduğu için, gerçekten ülkenin ham ruhunu hissettiğim yerler oluyor.

Leon’da nispeten öyle bir yer oldu benim için. Daha önce adını duymayıp tavsiye üzerine gittiğim Leon’da, evinde kaldığım arkadaşımın ailesinin çiftliğinde harika manzara karşısında yemek yiyip, tanımadığım bir kişinin doğum günü partisine katılıp, bir dövmecide dövme bile yaptırdım.

Leon’a gelir gelmez ev sahibim Agustin beni arayıp orada beklememi, beni alacağını ve sonra öğle yemeğine gideceğimizi söyledi. Ben normal bir restorana gidip normal bir yemek yiyeceğimizi düşünürken, hayatımda gördüğüm en yeşil yerlerden biri ve en güzel manzaralardan birine sahip olan bir araziye gittik. Burada Agustin’in ailesi ve diğer misafiri James bir piknik masasının etrafına toplanmış, jambon, peynir, taze ekmek ve bilimum piknik yiyeceklerinden oluşan harika bir yemek yiyorlardı. Gelir gelmez hepsi beni sıcaklıkla karşıladı, en çok da arazinin sahibinin bana ilk cümlesinin ‘’Es Tu Casa’’ (burası senin de evin) demesi beni etkiledi. Gerçekten ailenin bir parçası gibi hissettiğim bu yerde güzel yemeklerin tadını, soğuk birkaç birayla çıkardım. Tabii ki tüm bunları yaparken harika manzaraya uzun uzun bakıyor, insanlarla sohbet ediyor ve etrafta dolaşan köpekleri seviyordum.

Kahve ile bitirdiğimiz ve aşırı yemekten inanılmaz rehavet çöken bu harika öğleden sonra Agustin beni ve James’i evine götürdü. Evden hemen çıkarız diye planlarken, o kadar yemenin sonunda 1 saat uzandıktan sonra çıkabildik. James 3 odalı evinde tek başına yaşayan, ve evinin diğer odalarını kiralamak yerine Couchsurfing’den gelen misafirlerle ücretsiz paylaşan, harika ve cömert bir insandı.

Akşam Couchsurfing’den tanıştığım başka biri olan Marlem’i da aramıza katarak, Leon’un merkezinde biraz yürüdükten sonra güzel bir bara oturduk. Dünyanın bir çok yerine gitmiş 4 kişinin güzel sohbetiyle bir şeyler içtikten sonra adını unuttuğum, içinde bol tavuk ve hamur olan güzel bir Meksika yemeği yedikten sonra akşamı bitirdik.

Bir sonraki akşam Agustin çalıştığı için bize katılamasa da, James ile birlikte Leon merkezde güzelce yürüdük. Ünlü katedrali, kiliseleri, meydanlarında yürürken James ile birlikte bir çok konudan bahsettik. Ana dili İngilizce olduğu için sohbet tabii ki daha kolay aktı ve her konudan rahatlıkla bahsedebildik (genelde ana dili İngilizce olmayan insanlarla dil problemi yüzünden istediğim kadar ya da istediğim derinlikte konuşamayabiliyorum maalesef). Ana dili İngilizce olması dışında, son 7 senesinin çoğunu yurt dışında geçirmiş, eğitimli ve hayat hakkında güzel görüşlere sahip biriydi James.

Güzel bir kahvaltı (10 TL bile tutmayan), biraz yürüyüş ve sohbetten sonra hoşça kal dediğim James’ten sonra, Agustin’in bir gün önce tanıştırdığı ve dükkanının önünden geçtiğimiz dövmeci bir arkadaşıyla uzun süredir yaptırmayı planladığım bir dövmeyi yaptırma hakkında konuştuk. Ve sonunda kararımı verdim. Yaptırmayı planladığım dövmeyi burada yaptıracaktım.

Dövmeciyle görüşmemden sonra bu günün akşamında yine uzun süredir yapmak istediğim bir şey olan, ‘’Glass’’ isimli filme gittim. Özellikle uzun seyahatlerde günlük rütin aktiviteleri yapmak (sinemaya gitmek, spor yapmak vs…) seyahatin tadını çıkartmak adına çok değerli geliyor bana. Böylece hem ‘’sıla hasreti’’ni bir nebze dindirmiş oluyorsun, hem de sevdiğin aktiviteleri yapmayı sevdiğin seyahate entegre etmiş oluyorsun.

Sinemadan çıktıktan sonra saat 21:00 olsa bile, akşamım henüz bitmemişti. Agustin’in bir arkadaşının doğum günü partisi vardı ve ona gidecektik. Agustin de ben de çok yorgun olsak da, yaklaşık 10 arkadaşının olduğu, güzel yiyecekler ve içecekler tükettiğimiz bu akşama katıldık. Arkadaşlarıyla yarı İngilizce yarı İspanyolca konuşarak geçirdiğim akşamdan sonra gerçekten yorulmuştum. Hesap geldiğinde kendi payımı ödemeye çalışsam da, bir gün önceki akşam yemeğinde sadece 50 peso (15 TL) fazla verdim diye Agustin tüm akşam yediğimi içtiğimi ısmarladı (her ne kadar yapmamasını söyledem de).

Bol gezmeli, bol sinemalı ve bol yemeli içmeli akşamdan sonra harika bir uyku çekip, sabah 3 İngilizce dersimi art arda verip, bir sonraki durağım lan Irapuato’ya doğru yola çıktım.

Tekrardan küçük ama bilinmeyen şehirlerde ne kadar harika anılar biriktirebileceğimizi hatırlayarak.

 

Yorum yok

YORUM BIRAKIN