Dünyanın Yerlisi
 

Letonya – Aşkı Tanıdığım Yer

Letonya benim hayatımda en ucuz yolculuk olarak tarihe geçmiştir. Bir gençlik projesi için gittiğim Letonya’ya uçak biletim, yemeklerim, kalacak yerim karşılanmış olarak gitmiştim.

Bunun dışında (o zamanki fakir öğrenci halimin de getirmiş olduğu durumla) 1 haftalık Letonya ziyaretinde toplam 10 Euro harcamıştım (ve Euro o zaman 1.70 civarındaydı). Bunun 5 Euro’su içtiğim biralara, 5 Euro’su da aldığım hediyelik eşyalara gitmişti.

Özet olarak ülkemde harcadığımdan çok daha az para harcayarak yeni bir ülke görmüştüm.

Bu Baltık ülkesini sevmiştim de. Eski püskü mimarisi, pis görüntüsü ve soğuk havasına rağmen, bu ülkede bir sıcaklık vardı. Daha önce hakkında yazdığım komşusu Litvanya’nın sarı ışıkları gibi güzel ışıkların binalara vurmamasına rağmen, bu eski Sovyet ülkesinin insanlarında bir güzellik bulabiliyordunuz.

189780_10150154675071579_2959121_n

Fakat Letonya’nın benim için bundan çok daha büyük bir anlamı var.

Hayatımda ilk defa, gerçekten aşık olduğumu orada hissetmiştim.

Çanakkale’de iken bir gençlik projesi kapsamında Letonya, Romanya ve Macaristan’dan bir grup gelmişti.

Letonya’lı grupta Inese diye bir kız vardı. Özet olarak, hepimiz Inese’in ne kadar güzel olduğundan bahsede bahsede etkinliği bitirdik:D Çok fazla sohbet etmesek de, Inese ile güzel birkaç sohbetimiz olmuştu.

Yaklaşık bir altı ay sonra bir gençlik projesi için Letonya’ya gittiğimde ilk yaptığım şeylerden biri Inese’e e-mail atmak olmuştu (o zaman Facebook yoktu tabi). Haftaya Letonya’da olacağımı ve onu görmekten çok mutlu olacağımı söylemiştim. O da aynı şekilde pozitif bir mesaj ile dönerek, aynı şekilde onun da mutlu olacağını söyledi.

Eğitim Sigulda isimli bir şehirdeydi. Bu bir haftalık eğitim programı boyunca bir günlüğüne başkent Riga’ya gidecektik. Inese ile görüşmemizi o güne ayarladık.

Riga’ya gittik, şehirde yürümeye başladık. Inese ile buluşacağımız yere yaklaştıkça benim de heyecanım artıyordu. Buluşacağımız yere varmadın kızıl saçlı bir kızın köşeden gördüğünü, bana doğru harika bir gülümseme ile baktığını gördüm.

Daha ne olduğunu anlamadan (ve grup arkadaşlarımın şaşkın bakışları arasında), Inese bana kocaman bir sarılmıştı.

Günün geri kalanını hep birlikte geçirdik. Inese sanki günlerdir gruptakiler ile arkadaşmış gibi rahattı. Bir süre sonra tur rehberliğini de eline alan Inese, katılımcılara şehrin hikayelerini, mimarisini ve tarihini anlatıyordu.

Günün sonunda Inese ile ayrılacaktık. Tam o ünlü özgürlük heykelinin olduğu köprünün orada bana uzun uzun baktı. Ben de her zamanki yüzsüzlüğüm ile ‘hadi bir öpücük ver’ dedim. Biraz utangaç, biraz da heyecanlı bir tavırla boynumu öptü. ‘Bu olmadı, bir kez daha’ dedim. Bunları derken kendine son derece güvenli gözüksem de, kalbim küt küt atıyordu. Bu sefer biraz daha kendine güvenli bir şekilde, bilerek, boynumu öptü ve anında dönüp yürümeye başladı.

Daha önce bir çok kızdan etkilenmiştim, ama ilk defa böyle hissetmiştim.

O gece diğer katılımcılar Sigulda’ya dönerken, biz katılımcılar arasında Letonya’lı olan Arturs diye bir arkadaşımın evinde, Riga’da kalmıştık. O akşam hayat hakkında uzun uzun konuşmalar yaparken aklımda tek bir şey vardı.

Inese.

O akşamdan sonraki gün eğitimin olduğu Sigulda şehrine döndük. Son 3 günü geçirirken hala aklımda bir tek Inese vardı. Onu görmekten çok mutlu olduğumu söylediğim bir e-mail atıp, konferansın son günü otele (organizatörlere sormadan) davet ettim. O da olabileceğini, bir arkadaşına soracağını, belki beraber geleceklerini söyledi. Onun geleceğinin verdiği mutluluk ve yalnız gelmeyeceğinin verdiği hüznün karışımıyla son günü bekledim.

O zaman Facebook, Whatsapp gibi hususlar henüz kullanılmadığı için bana ‘şu saatte otelde olacağız’ diye bir e-mail atıp, geldiğinde de telefonuma ‘geldim’ diye bir mesaj attı. Kalbim gümleye gümleye lobiye doğru gittim. Lobide 50 yaşlarında bir adam, bir de gazetenin okuduğu için suratı gözükmeye bir kadın oturuyordu. Benim adım seslerimi duyunca gazetesini indirdi ve o güzel gülüşü tekrar gördüm. Kalkıp bana sıkı bir sarılma verdikten sonra, onu katılımcıların yanına götürdüm.

Organizatörlerin yanına gidip emrivaki bir şekilde bir arkadaşımın geldiğini, umarım bu gece kalmasının bir sorun olmayacağını sordum. Benim gün içindeki katılımımı etkilemediği ve otel yemeklerine katılmadığı (ekstra ücret ödememeleri için) sürece sorun olmayacağını söylediler.

Odaya çıktık ve yemek için bir yere gitmeyi önerdim. O da benim aşağıda yememi, kendisinin de bir yerde yiyebileceğini söyledi. Benim için çok normal ve doğal olan bir laf olan ‘Sen buraya geldin, tabii ki seninle yiyeceğim’ sözünü söyledikten sonra Inese ayağa kalktı ve bana sarıldı.

Sarılmaya devam etti.

Ve devam etti.

Zaman orada durdu. Artık hiçbir şeyin önemi yoktu. Normalde an’da kalmakta çok zorlanan ben, o an’ın tam da içindeydim. Biliyordum ki bu hayatım boyunca unutmayacağım bir şey olacaktı. 10 dakika boyunca sadece sarıldık. Konuşmadık, öpüşmedik, koklaşmadık.

Sadece sarıldık.

Sonrasında otelden çıkıp bir şeyler yiyebileceğimiz bir yer bakarken bardaktan boşanırcasına yağmur yağmaya başladı. Inese tam şemsiyesini açmaya çalışırken şemsiyi aşağı doğru ittim ve onu ilk defa orada öptüm.

Bu anlattığım hikaye 2007 yılında olmuştu. Şu an 2017 Ocak’tayız ve Inese’in biri 3 yaşında, diğeri de 1 yaşında bir oğlu ve kızı var. Letonya’da mutlu bir hayat yaşıyor.

Letonya’ya daha sonra 3 kere daha gittim ve çok keyif aldım. Ama ilk Letonya seyahatim benim için çok özeldi.

Çünkü bana sevmeyi öğretti.

Bu makaleyi benim için çok değerli olan Inese’e adıyorum.

1005205_10151611838058720_266754731_n

Yorum yok

YORUM BIRAKIN