Dünyanın Yerlisi
 

Liechtenstein – İçinden 10 Dakikada Geçtiğimiz Ülke

Liechtenstein’da Couchsurfing’de evinde kalabileceğim biri baktığımda bile birini bulamamış, komşusu İsviçre’nin Liechtenstein’a sınırı olan Buchs kasabasında birini bulmuştum.
Zürih’ten trenle Buchs’a geçip, tatlı ev sahibim Ursula’nın evine vardım. Geldiğimde Ursula’nın hazırladığı akşam yemeği hazırdı bile ve bir arkadaşıyla benim gelmemi bekliyorlardı. Ursula İsviçre’liydi ve arkadaşı Noemi Liechtenstein vatandaşıydı (hayatımda tanıdığım ikinci Liechtenstein’lıydı kendisi)
Ursula’nın evi dağlık bölgedeki bir yerde bir tepedeydi ve harika bir manzaraya sahipti. Sabah kalktığımda, Ursula’nın evinden çıkıp Liechtenstein’a gitmek için çok acele etmedim. Çünkü bu harika evde olup bu harika manzaranın tadını çıkartmak başlı başına bir tecrübeydi.
İşlerimi bitirdikten ve bu güzel evin bol bol zevkini çıkarttıktan sonra Liechtenstein’a doğru yola koyuldum. Ursula’nın İsviçre’deki evinden Liechtenstein
Sınırı 5 kilometreydi. Oradan da başkent Vaduz’a bir 5 kilometre daha vardı. Hem yürümeyi sevdiğimden hem de bu harika manzaranın tadını yürüyerek çıkartmak istediğimden dolayı Vaduz’a kadar yürümeye başladım. Ve ne kadar doğru bir karar verdiğimi gördüm. Hava harikaydı ve manzara enfesti. Dağların sardığı bu güzel bölgede 2 saat boyunca, yavaş yavaş, dinlene dinlene önce İsviçre’den Liechtenstein’a geçtim, sonra da Vaduz’a kadar yürüdüm.
Vaduz, içinde bulunduğu ülke gibi küçücük bir yerdi. Tepede kraliyet şatosunun olduğu, 30 dakikada şehri yürüyebileceğiniz, tatlı, samimi bir yerdi.
Şehri yavaş yavaş yürümeme ve oyalanmama rağmen, 2 saatte yapacak bir şeyim kalmamıştı. Dün akşam Ursula’nın evinde tanıştığım Noemi, 17:00’den sonra işinin biteceğini ve sonrasında Vaduz’da buluşabileceğimizi söylemişti. Bir kafeye oturup, kitabımı okurken Noemi’yi beklemeye koyuldum. 5 dakika geç geldiği için yaklaşık 3-4 kere özür diledikten sonra oturdu Noemi.
Dediğim gibi, hayatımda tanıdığım ilk Liechtenstein’lı Martina adında bir kızdı. 2010’da Güney Kore’de bir konferansta tanışmıştık. Kalabalık bir grubun parçası olduğumuz için çok birebir konuşamamıştık. Noemi ile ise çok vakit geçirmesek de, daha uzun konuşma fırsatı bulduk. Ülkesinden, tarihinden ve hayatından bahsetti.
Liechtenstein’ın zengin bir ülke olduğunun ve böyle bir yerde doğduğu için şanslı olduğunun farkındaydı. Fakat herkes gibi, onun da hayatla ilgili şikayetleri, umutları ve beklentileri vardı. ‘’İşimi bırakıp kendi hayallerimin peşinden gitmek istiyorum. Arı yetiştirme hayalim var’’ dedi oturduğumuz kafenin camından dışarı hasretle bakarak.
Sonra bana dönüp ‘’ne kadar şanslısın’’ dedi. Dünyanın en zengin ülkelerinden birinde doğan birinin dönüp bana bunu demesi beni şaşırtmıştı.
Akşam için de beni biraz da arabasıyla ülkede gezdirip, akşam yemeği için sınırda olan Avusturya’ya gitmemizi önerdi Noemi. Arabaya binip tepedeki kraliyet şatosuna çıkıp güzel manzaraya baktık. Saat 20:00 olsa da hava hala tam karanlık değildi. Sonrasında da arabayla Avusturya’ya doğru gittik.
‘’Burada eskiden yaşıyordum, burada üniversite var, burada şu firma var’’ derken 10 dakika da tüm ülkeyi baştan başa geçmiştik. Avusturya sınırına gidip, Ursula’nın da İsviçre’den bize katılmasıyla, bir Meksika restoranında akşam yemeğimizi yedik.
Dönüşte Ursula’da kalacağım için onun arabasına binecektim. Noemi ile vedalaştıktan sonra Ursula’yla eve dönmek üzere ayrıldık.
Dönüş yolumuzda üç ülke değiştirdik. Avusturya sınırındaki Feldkrich’ten yola çıkıp, Liechtenstein’a girip, yaklaşık 10 dakika sonra İsviçre sınırına girdik. Ve Ursula’nın evindeydik 🙂
2 gün geçirdiğim, 3 ülkeye girip çıktığım ve ülkeyi baştan sona yürüdüğüm enteresan bir tecrübe olmuştu Liechtenstein tecrübesi. Ama yine her yerde olduğu gibi, harika insanlarla, harika tecrübeler edinmiştim. Bir de üstüne harika manzaralara şahit olmuştum.
Sonraki gün erken kalkıp, Ursula’nın evinde biraz daha keyif yaptıktan sonra, blablacar’la beni alıp Avusturya’nın Innsbrück şehrine götürecek olan Florian’la buluştum. Daha doğru sağ olsun, eve kadar geldi Florian.
Dışarı çıkıp merhabalaştığımızda Florian ‘’burada mı yaşıyorsun? Harika bir ev!’’ dedi.
‘’Hayır burada yaşamıyorum, misafirdim. Ama evet, harika bir ev’’ diye katıldım kendisine.
Ve bir sonraki durağım için yola çıktım.
Yorum yok

YORUM BIRAKIN