Dünyanın Yerlisi
 

Lima, Peru – Gri, Kocaman Ama Yine De Güzel

Cusco (ve elbette Macchu Picchu)’da yoğun 3 günden sonra durağım Peru’nun başkenti Lima olacaktı. Haritadan baktığımızda mesafe 800 km civarı olsa da, otobüs yolculuğunun 25 saat süreceğini söylediklerinde, bu kadar yorgunluğun üstüne bir de 25 saat otobüs yolculuğu bindirmek istemedim. Şansıma uygun bir uçak bileti bulup, 1,5 saat içerisinde Lima’ya indim.

Burada 40 yaşlarında, tek başına yaşayan bir adamın evinde kalacaktım. Bana adresini vermişti, ben de havaalanından indikten sonra shuttlelara para vermek yerine, havaalanının dışında çıkıp, normal otobüslerle adresime gitmeye karar verdim. Özellikle Şili gibi ülkelerin düzenli yapısından sonra Lima iner inmez büyük bir kaosun içine girdiğimi hissettirmişti. 2 saniyede bir minibüs ve otobüs tarzı arabalar geçiyor, üzerlerinde 15’ten fazla yer ismi yazıyor, muavinler yer isimleri haykırıyor ve 5 saniye bile durmadan geçiyorlardı. İnenler ve binenlerde bir hışımla bunu yapıyorlardı. Bu 5 saniye içinde elimdeki tek veri olan o bölgenin ismini söyleyerek doğru otobüsü bulmaya çalıştım. Yaklaşık 30 dakika ve 200 otobüs sonra, doğru otobüsü bulduğumu düşünerek bindim. Tam olarak doğru yerde inmesem de, yaklaşık 2 kilometre uzakta inerek, ev sahibimin evine doğru yürüdüm.

Ev sahibim couchsurfing’de yazarken İngilizceyi çok etkili kullansa da, tanıştığımızda bunun Google translate’in marifeti olduğunu keşfettim. Bunun İspanyolca’mı daha da geliştirmek için başka bir fırsat olduğunu görerek sohbete başladım.

Rehberlik yapan Nino, 40 küsür yaşında ve tek başına yaşayan bir adamdı (evlenip boşanmış, çocuğu da başka şehirde yaşıyormuş). İspanyolcayı İngilizce kadar akıcı konuşamadığımdan dolayı sohbet çok derinlere inemese de, genel konuları bir güzel konuştuktan sonra, evinin yanında güzel ve turistik olmayan bir yerde güzel bir yemek yedik. Sonrasında sağ olsun, Nino beni akşama kadar Lima’nın gezilip görülecek yerlerine götürdü. Şehir merkezine, birkaç ünlü parka ve en sonunda okyanus boyunca kıyısı bulunan bu güzel şehrin kıyısına götürdü. Lima’ya ilk indiğimde kafama oturan kaos, gri ve çirkin görüntü bu harika manzara ile siliniyordu.

Nino ile de akıcı konuşmalar yapamadığımız için uzun sessizliklerimizi oluyordu. Seyahatlerimde, özellikle de dil bariyeri yaşadığım zamanlarda fark ettiğim ve öğrenmeye başladığım bir şey oldu bu. Bazen yanımdaki kişilerle saatlerce konuşmuyorduk, ama bu iletişim kurmadığımız anlamına gelmiyordu. İletişimimizi sadece ağızdan çıkan kelimelerle değil, bir bakışla, bir mimikle ya da sadece yaydığımız enerjiyle kurabiliyorduk. Nino ile de aynı şeyi hissediyordum. Çok çok konuşmasak da yaşanmışlığı çok, hem mutluluğu hem de trajediyi yaşamış bir adam olduğunu ve şu an benimle birlikte vakit geçirmekten keyif aldığını hissediyordum.

Akşam eve döndüğümüzde yine yerel restoranımıza yemeğimizi yedik ve eve döndük. Biraz sohbet, biraz benim bilgisayarımda işlerimi halletmemden sonra yatağıma geçtim. Nino’nun evinde de kendi özel odama sahip olma lüksünü yaşıyordum. Bu lüksün tadını çıkartarak yattım.

Bir sonraki gün, akşam otobüsüyle Ekvador’a, Quayaquil’e geçecektim. Lima’daki son günümde Nino’nun işi olduğu için, en favori aktivitelerimden olan amaçsız yürüme aktivitemi yaptım. Sokaklarda kaybolarak, sürekli yeni yerler keşfederek tüm günümü geçirdim.

Akşama doğru bir Çin restoranında ucuz bir yemek yedikten (yanına da Peru’da çok ünlü olan ve benim tadını çok sevdiğim Inca Cola’yı içtikten) sonra gün içinde çamaşırhaneye bıraktığım çamaşırlarımı aldım (yanlış çamaşırhaneye gittiğim için biraz koşturarak) eve geçtim. Nino günü benimle geçiremese de, otobüs terminaline benimle yürüyerek beni yolcu etti.

Otobüsteki herkesin hemen hemen Peru’lu olmasından sebep kimliklere doğru düzgün bakmayan kondüktör, benim kimliğin farklı olmasına şaşırıp birkaç saniye baktıktan sonra, iyi yolculuklar diledi.

Ben de yolculuğumun sonuna doğru, sondan ikinci ülkem olacak olan Ekvador’a doğru yol aldım. Hem Peru’ya, hem de Lima’ya teşekkür ederek.

Yorum yok

YORUM BIRAKIN