Dünyanın Yerlisi
 

Lozan, İsviçre – En Pahalı Yer Bile Pahalı Değil

İsviçre genel olarak pahalı bir ülke olduğu için, haliyle ülke içinde ulaşım da pahalı. Hızlı ve rahat trenleri 1 saatlik yolculukta bile 40-45 Euro’dan başlayan İsviçre’de, otobüs bağlantıları da çok olmadığı için, şehirler arası ulaşım için en rahat opsiyon ‘’blablacar’’dı. Arabasıyla bir yerden bir yere giden birinin blablacar’a ilan koyması ve sizin bu ilana rezervasyon yapmanız (ücretli) sistemiyle çalışan bu platform, pahalı ülkeler için harika bir alternatif sunuyor. Ben de bu sebeple Cenevre’den Lozan’a 5 euroluk bir BlaBlaCar yolculuğuyla gittim.
Bu yolculukta en çok keyif aldığım şey ise tanıdığım insanlar oluyordu. Cenevre’den Lozan’a arabasıyla gittiğim kişi, Diane adında, benim yaşımda Fransız bir kadındı. 5 yaşında bir çocuğu olan ve geçen sene çocuğuyla 1 sene Fransa ve İtalya’da seyahat eden Diane ile 45 dakikalık yol sohbet eşliğinde su gibi geçti.
Diane sağ olsun, kalacağım eve kadar bırakıldıktan sonra evinde kalacağım Deborah’ın kapısını çaldım. 55 yaşlarında olan ve harika enerjisi olan Deborah, yarı Fransız ve yarı İtalyan’dı (sonrasında bir İsviçreli ile evlendiği için İsviçre vatandaşlığı da almıştı). Deborah’ın evine geç saatte geldiğim için o akşam dışarı çıkmadım. 1-2 saat sohbet ettikten sonra, bir sonraki gün için dinlenmeye koyuldum.
Artık işimin çoğunu bilgisayarımdan halledebildiğim için genelde günü ikiye bölüyorum. Yarısında çalışıp, yarısında şehri geziyorum. Lozan’da da aynı şekilde, yaklaşık 13:00’e kadar çalıştıktan sonra, dışarı çıkmak için hazırlanmaya başladım. Deborah bu gün boş olduğunu ve bana katılabileceğini söyledi. İlk başta İsviçre’yle Fransa’nın arasındaki göl kenarında yürüdükten sonra şehrin üst kısmına çıkıp (Lozan düz bir şehir değildi) şehrin eski kısımlarını gezdik.
Lozan’da, diğer İsviçre şehirleri gibi temiz, düzenli ve yağmurluydu. Deborah şehirde yürürken bana şehirler ilgili bilgiler veriyor, kendisi de uzun süre şehrin turizm bürosunda çalıştığı için, detaylı bir şekilde şehrini bana anlatıyordu.
Yaşını bahane etmeyip (şahsen ben 55 yaşının yaşlı olduğunu düşünmüyorum, ama birçok insan maalesef böyle düşünüyor), aktif bir hayat yaşayan, gezen ve hala girişimcilik planları yapan Deborah bir insan olarak beni çok etkilemişti. İsviçreli’lerin çok katı ve soğuk olduğu ön yargısını da yıkmıştı Deborah (ve şu ana kadar tanıştığım tüm İsviçreliler).
Kendisi de seyahat ettiği için, Deborah ile konuştuğumuz konulardan biri de bütçeli seyahat etmekti. Deborah’a seyahatlerimde günlük 20 euro’luk bir bütçe (maksimum) ayırdığımı (genelde İstanbul’da yaşarken harcadığım günlük para da takriben bu kadar), ve bu bütçeye dünyanın en ucuz şehrinde de, en pahalı şehrinde de sadık kalabildiğimi anlattım. Örnek olarak, İsviçre gibi dışarıda yemek yemesi, ulaşımı vs oldukça pahalı bir ülkede bile günde 20 Euro’yu aşmadığımı, bunu da Couchsurfing kullanarak, ya turistik olmayan yerlerde yiyerek ya da (ki daha genellikle böyle yapıyorum) süpermarket’ten alışveriş yapıp kendi yemeğimi hazırlayarak, bunun dışında da ulaşım masraflarını minimuma indirerek başarabildiğimi söyledim. Kendisi de genel olarak bunları yaptığını, böylece çok pahalı bir şehir de olsa bile belli bir bütçede seyahat etmeyi başarabildiğini söyledi.
‘’Herkes tüm İsviçreli’leri zengin sanıyor, ama bu gerçek değil. Fakir bir sürü insan var ve benim gibi orta gelirli insanlar da birçok finansal zorluk yaşamakta’’ diye devam etti sözlerine.
Yürüyüşümüzün sonuna doğru güzel bir kafeye gidip sıcak çikolata söyledik. Dışarısının yağmurlu olduğu böyle bir günde, sıcacık kafemizde sıcacık sohbet eşliğinde, aynı sıcaklıktaki sıcak çikolatalarımızı içtik.
Saat 17:00 sularında Deborah’ın evine geldikten sonra, biraz dinlendikten ve biraz da işlerimi hallettikten sonra 19:00’da beni alacak blablacar aracım için Lozan gara doğru hazırlanmaya başladım.
Deborah’a beni harika evinde misafir ettiği için ve misafirperverliği için teşekkür edip, bir hatıra fotoğrafı çektikten sonra bir sonraki durağım olacak Bern’e doğru yola çıktım.
Yorum yok

YORUM BIRAKIN