Dünyanın Yerlisi
 

Manchester, Birleşik Krallık – Bir Futbol Takımından Daha Fazlası

Bir çoğumuz bir çok şehir hakkında detaylı bilgi sahibi olmasak da, o şehrin popüler kültürü sayesinde (müzik grupları, futbol takımları) şehrin ismini ve nerde olduğunu (hemen hemen) biliriz (özellikle iddaa oynayanların Avrupa’nın en ufak kasabalarını bile bilmesi çok etkileyici).

Manchester’da bu şehirlerden biri. Hali hazırda İngiltere’nin en büyük şehirlerinden biri olan Manchester, özellikle futbol takımı Manchester United ile bir kült haline geldi. Hem şehri hem de kültürünü merak ettiğimden dolayı, mutlaka bir günümü orada geçirmeliyim.

Nitekim öyle de yaptım. Liverpool’dan kısa bir otobüs yolculuğu ile (1 saat) Manchester’a indim. Bu arada bu seyahatte Couchsurfing adına çok şanslıydım, Oxford dışında her durağımda kalacak bir yer buldum. Manchester’da da İkem isimli bir adamın evinde kalacaktım. Manchester’a gelir gelmez yakındaki Manchester Kütüphanesine gidip (harika mimarisiyle) 30 dakika orada hem beni misafir edecek İkem’le temasa geçmek hem de günün planını yapmak için oturdum. Bu güzel kütüphanenin tadını çıkarttıktan sonra İkem’in evine gidip, İkem’le sohbet edip, akabinde bavullarımı bırakıp şehri gezmeye karar verdim (tabii ki İkem’e de danışarak). Duraktan İkem’in evi 4.5 km gösteriyordu, ben de biraz bacaklarımı açmak adına yolu yürüdüm (1 saat) ve İkem’in evine vardım. Çok sakin, dingin ve yaratıcı bir insan olan İkem’in evi tam anlamıyla bir çöplük kadar dağınıktı. Fakat tabii ki misafir umduğunu değil bulduğunu yer felsefemle bundan şikayet etmedim.

İkem’le yaklaşık 30 dakika sohbet ettikten sonra bu sefer Manchester merkezine tramvay ile dönerek ilk durağım, Futbol Müzesine gittim. Manchester’ın en ünlü müzelerinden biri olan futbol müzesinde futbolun tarihinden, kurallarına kadar bir çok interaktif bilgi ve aktivite, endüstri devrimin başında insanların futbol hikayelerinden o zaman oynadıkları ‘langırt’vari oyunlara kadar bir çok enteresan şey yer alıyordu.

Basın açıklaması 😀

Fakat Manchester’da bir tek günüm olduğu için çok detaya inmeden, yaklaşık 40 dakika geçirdikten sonra müzeden çıkıp şehri gezmeye başladım.

Bu Birleşik Krallık seyahatimde genelde şehirlerde 1’er gün geçirdiğim için gezilerimi daha üstünkörü ve genel yapıyordum. Gerçekten görmek istediğim müze, kütüphane vs varsa gidip bu vaktim dışında sokaklarda gezip mimarinin ve şehrin tadını çıkartmayı tercih ediyordum. Manchester’da da futbol müzesinden sonra arkadaşımın önerdiği, şehrin birkaç köşesine yürüdüm. Örnek olarak Castlefield isimli bölgeye gidip oranın güzel kalesini, yeşilliğini ve kanalını görmek gibi.

Son olarak da ünlü John Rylands kütüphanesine doğru yürümeye başladım. Bir kütüphaneden çok bir müze görevi gören bu harika binada sanki orta çağda yaşıyormuşçasına turladım.

Bu son güzel durağımdan sonra da hem biraz mola vermek, hem de günlük işlerimi halletmek için yakınlarda bir Starbucks’da hem çalışmak, hem de akşam buluşacağım ve 8 senedir görmediğim arkadaşım Jennifer’la buluşmak için oturdum.

İşlerime kendimi kaptırmış giderken yanımda biri dikildi, kafamı çevirdiğimde Jennifer’ı gördüm. Uzunca sarıldıktan sonra 2 saat boyunca son 8 seneyi özetleyip hayattan, aşktan, işten, hayallerden, planlardan konuştuk. İkimiz de ilk nerede tanıştığımızı ve 8 senedir nasıl kontakta kaldığımızı hatırlayamasak da, bu arkadaşlığın bu kadar sürmesinin mutluluğunu birbirimize belirttik.

Bu güzel sohbettin sonra bir sonraki görüşmenin 8 sene sürmemesine söz vererek ayrıldık. Bu sefer İkem’in evine tramvayla gittim. Gittiğimde İkem evdeydi, biraz sohbetten sonra yakınlardaki bir pub’a gidip birer bira içmeyi önerdim. Şehir merkezindeki yerlerdense böyle lokal yerler her zaman daha fazla ilgimi çekiyor, çünkü biliyorum ki burası sadece burada yaşayan, buranın yerlisi olan insanlar için. Buranın sıcaklığı, kalitesi ve samimiyeti hep korunmak zorunda, çünkü buradak müşteriler sürekli müşteriler.

Jennifer’dan sonra İkem’le de hayattan siyasette, aşktan kültürlerde kadar bir çok konuda güzel ve derin sohbetler ettik. İkem 46 yaşında, Nijerya asıllı, İngiltere doğumlu, inanılmaz yaratıcı ruhlu bir adamdı. O yüzden konulara bakışları, kendini konumlandırması ve daha birçok şey bu 2 saatlik konuşmamızda bile bana çok örnek oldu.

Aslında sadece İkem değil, bu seyahatte ve her seyahatte misafir olduğum, misafir ettiğim, tanıştığım, sevdiğim, ilham aldığım & verdiğim, paylaştığım, eğitimime gelen, daha doğrusu kendinşn daha iyi versiyonunu yaratmayı hedefleyen her insan bana örnek olmakta. Ben de bu öğretileri, tecrübeleri ve deneyimleri kendimin daha iyi bir versiyonunu yaratabilmek ve böylece çevreme katkıda bulunabilen bir insan olmayı başarabilmek için kullanıyorum.

Bu sebeple de bunu hatırlama vesile olan İkem’e, Jennifer’a ve Manchester’a teşekkür ediyorum.

Yorum yok

YORUM BIRAKIN