Dünyanın Yerlisi
 

Mexico City, Meksika – Tecrübeli Seyyahları Da Yutan Canavar

Büyük şehirde (İstanbul) doğmuş, büyümüş biri olarak seyahatlerimde büyük şehirlerde nispeten daha az zorluk çekiyorum. Çünkü büyük şehirlerin zorluklarına (kalabalık, trafik, tehlike vs…) aşinayım.

Ama ne kadar hazırlıklı olursanız olun, en ufak bir gaflet anınızda bu büyük şehirler sizi bir canavar gibi yutup, sonrasında tükürebiliyor.

Meksika’nın başkenti Mexico City de beni biraz öyle yaptı.

1 hafta geçirdiğim ve harika vakit geçirdiğim Mexico City’ye Morelia’dan blablacar’la gelip, ilk iki günümü Diane isimli harika bir hostun evinde geçirdim.

Metroyla Diane’in evine vardıktan sonra, gelir gelmez köpeğini yürüyüşe çıkarıp bu bahaneyle mahalleyi gezdiğimiz Diane çok farkında, çok akıllı ve tam bir dünya vatandaşı genç bir kızdı. Köpeklerle dolu bir parkta köpei ”Gordita”nın diğer köpeklerle boğuşmasını izlerken Diane ile seyahatlerden, hayattan ve uluslararası ilişkilerin zorluğundan bahsettik.

Geceyi güzel bir taco restoranında tamamladıktan sonra bir gün sonra, büyük şehirlerde genelde yaptığım ”Free Walking Tour” konsepti olan yürüyüş turuna katıldım. Mexico City ziyadesiyle büyük bir şehir olduğu için şehrin farklı yerlerinde birden fazla yürüyüş turu düzenleniyordu.

İlk gün şehrin tarihi merkezi olan ”Centro Historico” yürüyüş turuna katıldım. Burada Diana isimli genç bir rehber, tura katılan 4 kişiyi şehir merkezinde 2 saatten fazla gezdirip, anlam taşıyan bir çok yerine ve binanın önünde durup buraların hikayelerini uzun uzun anlattı bizlere. Ünlü katedrallerinden başlayan tur, Aztek piramitleri yığınlarında devam edip, müzelerin önlerinden geçtikten sonra, depremde hasar görmüş yapıları gördükten sonra, eski, çirkin ama bir o kadar dayanıklı Latin Amerika kulelerinin önünde bitti. Akşam tekrar eve dönüp, Diane ile tekrar parkta yürüyüşe çıkıp, bu sefer başka bir taco restoranında oturup, bir şeyler yeyip, sohbet ettik.

İkinci gün ise şehrin bohem merkezi olan Coyoacan’daki yürüyüş turuna katıldım. Rehberimiz yine enerjisi bol Diana’idi. Neredeyse 3 saat süren bu turda şehrin bu bohem bölgesini uzun uzun yürürken, özellikle Frida Kahlo’nun hayatından sıkça bahseldi. Ünlü ressam Frida Kahlo’nun büyüdüğü ve yaşadığı bu bölge, dünyaca ünlü olan ressamın büyük etkisi altında bir yerdi. O yüzden her iki adımda bir Frida Kahlo’dan ve hayatındaki insanlardan ve tecrübelerden (örnek: eşi Diego Ribera) bahsetmeden olmazdı. Bu Frida Kahlo ve kültür dolu turdan sonra, couchsurfingden tanıştığım başka bir arkadaşım Sofia ile Meksika’nın ünlük Cantina’larından (bizim meyhanemiz) birine gidip kendi Tequila ve Mezcal turumuzu yaptık.

Üçüncü gün şehrin yeşil bölgesi Chapultepec’teki tura katıldım. Bu sefer Diana değil, Karen isimli bir kız tur rehberimizdi. Turlar genelde ikiye ayrılıp, İngilizce ve İspanyolca dilinde yapılsa da, İngilizce tura katılan tek ben olduğum için boşuna grubu ikiye ayırmamalarını, İspanyolca turuna katılabileceğimi (genel olarak anlayabileceğimi), hem de benim için pratik olacağını söyledim. Özgürlük anıtından başlayan tur, şehrin yüksek binaları, anıtları ve parkları arasından devam etti. İspanyolca anlatılanları anladığım zaman sevindiğim, bazen de anlayamayınca dikkatimin dağıldığı bir tur tecrübesi geçirdim. Bu turdan sonra da bu akşam evinde kalacağım Tania’nın evine gittim. 2 kızı olan Tania, İngilizce bilmemesine rağmen Couchsurfing’den misafirleri evinde ağırlıyordu. Benim için de (zorlayıcı olsa da) İspanyolcamı geliştirmek için harika bir fırsat olan Tania (ve ailesi) ile sohbetlerimizden oldukça keyif aldım.

Dördüncü günüm de ise, görmek için sabırsızlandığım Aztek Piramitlerine, Teotihuacan bölgesine gittim. Hayatımda gördüğüm en majestik yerlerden biri olan buradaki gezimde sağ olsun Sofia’da bana eşlik edip, bir çok yerin tarihini bana bir yerel olarak anlattı. Güneşin altında kavrulsak da, buranın güzelliği ve tarihi burada saatlerce gezmemize ve piramitlere tek tek tırmanmaya üşenmememizi sağlamıştı. Bu günün akşamında ise, Meksika’da çok popüler olan ”Lucha Libre” (tam çevirisi Serbest Kavga” isimli, bizim ”Amerikan Güreşi” olarak bildiğimiz şova gittik.

Fakat giderken, yazımın başında bahsettiğim, Mexico City isimli büyük canavarın beni yuttuğu an geldi. Metro’da giderken bir grubun üzerime çullanması sonucu, telefonumu çaldırdığım bu akşam günün geri kalanının oldukça tatsız geçmesine vesile oldu. Ama tecrübeyle sabit olarak telefonumun geri gelmesinin mümkün olmadığını bildiğim, ve hiç bir malın sağlığımdan önemli olmayacağını bildiğim için, bu olayın çok da moralimi bozmasına izin vermedim. Hem fazlasıyla vakit geçirdiğim telefondan biraz uzaklaşmak belki hayatımı minimalleştirmek adına bana iyi gelecekti.

Her ne kadar telefonumu çaldırmam moralimi bozsa da, yine de gittiğimiz Lucha Libre oldukça eğlenceliydi. Maskeli güreşçilerin inanılmaz taklalar atarak, birbirlerine vuruyorlarmuş taklidi yapmalarını izlemek dışına, seyircilerin tutkusunu ve interaktif katılımını da görmek güzeldi.

Bir sonraki (ve son gün)de ise günü biraz daha ağırdan aldım. İlk başta gidip kendime idareten dandik bir telefon alarak başladığım günde, sonrasında ünlü Antropoloji Müzesine, beni ilk günlerde misafir eden Diane ile gittim. 18:00’da girdiğimiz müze 19:00’da kapandığı için biraz koşuşturarak müzeyi gezsek de, oldukça etkileyici bu müzede olmak ve gitmeden görmek çok güzeldi. Sonrasında Diane ile kahve eşliğinde sohbet ettiğimiz akşamı, Sofia’nın misafiri olarak bitirdim.

Kocaman Mexico City’nin bir çok yerini gördüğüm, bir çok güzel insanla tanıştığım, misafirleri olduğum, sabırsızlıkla beklediğim piramitleri gezdiğim ve bol bol taco yediğim bu 5 günden sonra, bir sonraki durağım olan Puebla’ya gitme vaktim gelmişti.

Her ne kadar içinden çıkmadan benden bir adak (telefonum) alsa da, bunun Mexico City’nin ya da içindeki insanların suçu olmadığını biliyordum. O yüzden buradaki tecrübem genel olarak çok güzeldi.

Yaşadığım bu tatsız olayı da bu şehrin bana verdiği bir hayat dersi olarak alıyor ve seyahatime daha tecrübeli bir seyyah olarak devam ediyorum.

Ve hayatıma giren bir çok yeni insan ve edindiğim tecrübeleri de katarak.

Yorum yok

YORUM BIRAKIN