Dünyanın Yerlisi
 

Miami, Amerika Birleşik Devletleri – I Am Going To Miami

Miami’ye giderken bu şarkının sürekli kafamın arkasında çalmasına gülüyordum.
Will Smith’in ünlü ‘’Miami’’ şarkısı, bilenler bilir.
Gittiğim bir çok yerin aksine, Miami inanılmaz popüler, herkesin bildiği ve herkesin gitmek istediği bir yer.
Seyahatlerimde tespit ettiğim şeylerden biri, genelde insanların bilmediği ve gitmekten kaçınacakları yerlerin gerçekten gitmeye değer olduğu ve çok abartılan yerlerin, o kadar da görmeye değer olmadığıydı.
Ama Miami için bunu söyleyemezdim.
Gece yolculuğuyla, Panama City’den uçtuğum Miami’ye sabahın köründe vardım.
Über’e 40 dolar vermek istemediğim için trirail isimli bir tren’e otobüsle gidip, oradan trene binip, oradan da otobüsle şehir merkezine ‘’Miami Downtown’’ geldim. Fakat otobüsten iner inmez, beni bir sürpriz bekliyordu.
İnanılmaz derece sağanak yağan bir yağmur.
Uzun hikayenin kısası, fare kadar ıslandıktan sonra, hostum Dave’in evine varabildim. Dave’in evi Miami’nin tipik ‘’condo’’ evlerindendi. Yani bir otel gibiydi. Büyük camlarıyla bir rezidans tarzında olan bu evlerde kalanların kullanabilecekleri harika havuzları (-ları diyorum, çünkü birden fazlaydı), spor salonu, sauna ve benzeri tesis vardı. Şu ana kadar kaldığım en lüks Couchsurfing evi olduğu kesindi.
Miami’de 5 gün geçirdim. Ve seyatimin son şehir olan Miami’de (sonrasında Houston’a uçtum, fakat 1 gün geçirdim) gerçekten çok güzel vakit geçirdim.
İlk günü gece yolculuğu yaptığım ve fare gibi ıslandığım için dinlenerek geçirdim. Ama akşamında Dave’in evine yakın yürüyerek, Target’tan alışveriş yaparak, biraz olsun hareket ettim.
Bir gün sonra yine Couchsurfing’den tanıştığım, Türkiye’li, 15 senedir Amerika’da yaşayan Mert ile buluştuk.
Sağ olsun Mert beni evimden alıp, Miami’nin farklı yerlerinde gezdirdi. Son olarak ünlü Miami Beach’e gidip, güzel bir yürüyüş yaptık.
Miami Beach hayatımda gördüğüm en güzel plajlardan biriydi. Upuzun bir plaj olan Miami Beach, herkese açıktı ve ücretsizdi (olması gerektiği gibi). Bu sebeple de, her ülkeden, her yerden insan burada okyanusun tadını çıkartıyordu.
Akşam Dave’in harika evine dönüp, kendime yemek yapıp, Dave ile biraz sohbet edip, sonrasında evinin harika manzarasının tadını çıkarttım.
Bir sonraki gün Couchsurfing’den tanıştığım, başka bir Türk Seda ile buluştuk. 8 senedir burada yaşayan Seda ile oturup hayattan konuştuk. Sonrasında Miami Beach’e yürüdük. Ben de sonunda bu güzel plajda okyanusa girme fırsatını yakaladım.
Haftasonu Miami’de ‘’Gay Pride olduğu için, plaj tarafı çok hareketliydi. Konserler, partiler, sokak satıcıları ve daha bir çok aktivitenin olduğu bu yerde, Seda’dan ayrıldıktan sonra tek başıma yürümeye başladım.
Amerika Birleşik Devletleri, bir çok insanın düşündüğünün aksine, çok liberal bir yer değil. Muhafazakar bir çok insanın yaşadığı bu ülkede, homoseksüellere karşı antipati besleyen çok kişi var. Fakat Miami bu konuda kendini biraz daha ayırmış bir durumda. Bir çok kıyı şehri gibi, Miami’de oldukça liberal, rahat ve açık bir yerdi. O yüzden burada yaşayan homoseksüeller rahatlıkla kendilerini ifade edebiliyordu. Sokakta yürürken iki erkeğin ya da kadının el ele yürüdüğünü, öpüştüğünü görebilirdiniz. Homoseksüellerin bir arada toplanıp tadını çıkarttığı ‘’Gay Pride’’’da da aynı şekilde, birçok ülkede, kültürde ya da yerde göremeyeceğiniz şeyleri görebiliyordunuz. İki akşam da konserlerine katıldığım bu güzel haftasonundan çok keyif aldığımı söylemeliyim.
Benim için oldukça keyifli olan akşamlardan biri de, Dave’in beni, Yahudilerin kutsal günü olan ‘’Shabat’’ gününde (kendisi Yahudiydi) Shabat seremonisine ve akşam yemeğine götürmesiydi. Yazılarımı okuyanlar bilir, seyahat ederken en keyif aldığım şey turistlerin yapamayacağı, lokal tecrübeleri yaşamak. Bu sebeple öncelikle ilk defa gittiğim, bir hahamın yönettiği, bol bol duaların edildiği, şarkıların söylendiği bu akşamdan oldukça keyif oldum. Akşam yemeğinde Kudüs’ten gelen bir ziyaretçinin yaptığı propaganda konuşması dışında (konuşma genelde hükümeti ve Yahudi olmaya herkesi eleştiriyordu) çok keyifli bir akşam geçirmiştim. Bu akşam da dinlerin birbirlerine ne kadar benzediğini tekrar fark ettim (hem iyi kısımlarıyla, hem de manupilatif kısımlarıyla).
Bu akşam burada bitmemişti ama. Dave beni, burada yaşayan arkadaşı Olga ile bir bara ‘’Kava’’ içmeye götürmüştü. Doğal bitkilerden yapılan bu içecek alkolik değildi, ama kasları gevşetici bir özelliği vardı. Burada kavaları içtikten sonra, arabada uyuyarak gelip, eve varır varmaz da uykuya daldığım size durumu yeteri kadar anlattı sanırım.
Miami’de son akşamımda da önce görmek istediğim ‘’Little Havana’’ya gidip, burada 3 aydır yaşadığım Latin havasını tekrar yaşadım. Sonrasında yüksek binalarla dolu ‘’Downtown’’ bölgesinde biraz yürüyüp, bir bisiklet alıp, plaj tarafına geçtim. Burada da Couchsurfing’den tanıştığım Oksana ile buluştum. Oksana beni şehrin biraz dışında, çok güzel bir plaja götürdü. Gün batımını burada izledikten sonra güzel bir restorana gidip, son akşamıma yaraşır bir şekilde bir şeyler içtik. Miami’nın harika bir manzarasını barındıran bu restoranda oturup, güzel sohbetimizi edip, Miami’yi izledikten sonra tekrar Seda ile buluştuk. Son akşamımda bana bir Küba restoranında yemek ısmarlamak istediğini söyleyen Seda ile hem harika yemek hem de keyifli sohbet eşliğinde vakit geçirdikten sonra eve dönmeden bir kez daha plaja gitmeyi istedim.
Hava kararmıştı, ama binaların ve şehrin ışığı plajı aydınlatıyordu. Okyanusa doğru yürüdüm, eğildim ve elimi suya soktum. Bu güzel şehre bir kez daha baktım. Bakarken hem burada geçirdiğim keyifli 5 günü, hem de geçirdiğim harika 3 ayı hatırladım.
Sonrasında hayatımda sevdiğim herkesi düşündüm. Özellikle kaybettiklerimi. Babamı, annemi.
Gözlerimi kapadım ve onların şu an yanımda olduğunu düşündüm, hissettim, belki de istedim.
Onlara teşekkür ettim. Sonra da seyahatime teşekkür ettim. Sonrasında da bu güzel kapanışı bana verdiği için Miami’ye teşekkür ettim.
Bir gün sonra, erken saatte yolculuğumun başladığı ve şimdi de bittiği Houston’a uçmak için havaalanına gittim.
Yorum yok

YORUM BIRAKIN