Dünyanın Yerlisi
 

‘Dünyanın Yerlisi’ Gezgin Hikayeleri: Sema’nın Hikayesi

Türkiye’de her şey olmak zor. Fakat kadın olduğunuzda, daha da ötesi anne olduğunuzda daha da zor.

Sema benim için çok ilham verici bir kadın. Tüm ‘zorlukların’ üstesinden gelen ve bunları avantajına çeviren biri.

Tanıdıkça sevdiğim, daha çok tanımak istediğim biri.

Siz de tanıyın, siz de hikayesini okuyun diye ‘Geziyorum Öyleyse Varım’ Sema kitabımızda hikayesini paylaştı.

‘Geziyorum Öyleyse Varım’ blog: http://geziyorumoyleysevarim.com/

Facebook sayfası: https://www.facebook.com/geziyorumoyleysevarimm

Instagram: Geziyorum Öyleyse Varım

İyi okumalar,

Aslında seyahat dendiğinde aklıma ilk gelen şey farklı bir kültürle tanışmak oluyor. Çünkü iki sokak ötemizde bile farklı yaşamlar farklı kültürler hakimken seyahat ettiğim her köy, her şehir, her ülke kültürüyle beni büyülüyor. O yüzden turistik yerleri gezerken bile olabildiğince insanlarla sohbet etmeye, gittiğim yer neresi olursa olsun orayı gerçek dokusuyla anlamaya, yaşamaya çalışırım.

Seyahat etmenin önemi tartışılmaz yaşamımda… Her seyahat bana bir şey kattı çünkü yaşamıma. 5 yaşımdayken 2 yıl yaşadığımız Kıbrıs, o yaşımda ada yaşamının ne kadar huzurlu bir şey olduğu gerçeğini hafızama kazıdı. Aksanından kurtulmam üç senemi, tenimin renginin normale dönmesi 2 senemi almış olsa da, o ufak yaşta incir ağaçlarının tepesinde büyümüş mutlu ve özgür bir çocuk olduğum için, mutlu bir geleceğe çok önemli bir yatırım yaptığımı şimdi anlıyorum.

Üniversite yaşamım bitene kadar pek çok farklı şehirlere seyahat etmenin getirdiği özgüvenle İngiltere’ye gitme kararını verebildim mesela. İngiltere seyahati benim için bir dönüm noktası da oldu bir nevi. Yabancı bir ülkede, tek başıma, hem çocuk bakıcılığı yapacak, hem de dil kursuna gidecektim. Ve bu arada tüm imkanlarımı zorlayıp bir de yeni ülkeler ve şehirler keşfedecektim. 7 ayda 4 ülkede 15i aşkın şehri gezdim. Bu süreçte 4 çocuğa bakıcılık yapmak, barda temizlikçilik yapmak ve farklı bir kültürün içinde böylesine olmak cebimde pek çok değerli birikimlerle dönmeme sebep oldu. Ve bu uzun seyahatten edindiğim kazanımlar neredeyse tüm hayatımı şekillendirdi.

Öncelikle özgüvenimi kazandım… Kendimi bol bol dinlediğim, korkularımla yüzleştiğim, insanların yaşamlarını derinlemesine incelediğim, egolarımdan sıyrılıp, önyargılarımdan kurtulduğum, insanları, yaşamı, kendimi daha iyi tanıdığım topraklardan döndüğümde cebimde bir sürü birikim ve almış olduğum pek çok karar vardı… Ne kadarını yapabildim bu aldığım kararların tartışılır ama bir aldığım karar vardı ki, o da hayatımı hırslardan arınmış olarak devam etmekti…

Kızım olduğu ana kadar, sevgilimle birlikte Ege ve Akdeniz kıyılarındaki koylarda çadır kurmaktan tutun, Avrupa’da pek çok şehri sırt çantalı gezmekten, İtalya’yı boydan boya turlamaya kadar yaptık ufak tefek bir şeyler. Balayımızda çadır kurduğumuzda İngiltere’den külüstür bir motosikletle yola çıkıp tüm Avrupa’yı gezen 50 yaşında bir gezginle tanıştığımızda ise hayallerinin peşine düşmek için yaşın çok da önemli olmadığını anladım… Yollarda tanıştığımız 80 yaşında karavanla gezenler, 75 yaşında dünyanın bir ucundan yola çıkmış kendini Marmaris’in enfes sularına bırakanlar, bisikletle kan ter içinde gezenler, yolda tanıştığım herkesten bir şey öğrendim. Ve kim bilir, belki ben de onların hayatın da ufacık da olsa bir etki bıraktım…

Seyahatin benim için anlamı büyük. Benim hayatımın her anında bu kadar katkısı varken, çocuğumu yetiştirirken onun üzerindeki etkisini gözlemlemenin tadından yenmez diye düşündüğüm için, kızımızı da seyahatlerimize ortak ettim.

Gittiğimiz onca yeni ülkede 100’ü aşkın şehirde hep bizimleydi. Bebekken gittiğimiz ülkelerin sokaklarını kahkahalarıyla inletti, sonra biraz büyüdü nehir kenarlarında düşüp ağladı, başka şehirlerde uyanmaya uyum sağlayan ufacık bedeni, çok küçük yaşlardayken saatlerce müze gezmeye alıştı. Farklı diller, farklı dinler, farklı kültürlerle tanıştı. Yollarda hasta da oldu, eğlendi de, yoruldu da… Yollarda farkındalığı gelişti, belki de oluşacak pek çok önyargının önüne geçti. Farklı ülkelerdeki çocuklarla paylaşımı arttıkça özgüveni arttı. Zorluklarla karşılaştığında mücadele etmesi gerektiğini yollarda öğrendi.

Kendimin üzerindeki etkisinin ne kadar büyük olduğunu bilirken, kızımın üzerindeki etkisini gördükçe, seyahat etmenin bir insanın yaşamı için ne kadar önemli her gün daha da iyi anlıyorum. İşte bu yüzden elini tutup tek başımıza 3 aylığına Amerika’ya gittiğimde, hiç sorgulamadı, hiç zorlanmadı. İçine girdiği yeni yaşama ayak uydurması çok da zor olmadı. Daha önce yaptığı onlarca seyahatte alışmıştı bu gezgin yaşama. Siyahisi, Çinlisi, Meksikalısı, eşcinseli, evsiziyle Amerika’da gördüğü ve yaşadığı şeyler onun kemikleşecek önyargılarını birer birer kırdı belki de… İngiltere’nin bana kazanımı İngilizce gibi görünse de, Icebergin görünmeyen yüzü çok daha derindi. Benim kişiliğimi ve anneliğimi şekillendirmişti… Şimdi aynı yoldan kızım gidiyor. Amerika’nın hayatına katkısının İngilizceden öte olduğu bir gerçek. Ona daha 6 yaşındayken kattıkları boyundan büyük. Bundan sonra seyahat ettiği her ülke, yaşadığı her şehrin hayatına kattıkları onun yaşama bakışını belirleyecek…

Ben basit bir anlam yükleyemiyorum o yüzden seyahate… Basit bir tatilden çok daha ötesi benim için… Gördüğüm taş duvarlar, binalardan öte sohbet ettiğim insanlardan öğrendiklerim, bir köşe başında tanık olduklarım…

İşte bu yüzden “Geziyorum Öyleyse Varım” diyorum…

SEMA TAŞTAN ÇELEPCİ

Yorum yok

YORUM BIRAKIN