Dünyanın Yerlisi
 

Morelia, Meksika – Misafirperverliğin Son Noktası

2 haftalık Guanajuato tecrübem beni bu şehire oldukça bağlamıştı. Bir yere bağlanınca sanki bir sonraki yeri hiç sevmeyeceksiniz gibi geliyor. Ama bir sonraki yere gittiğinizde bunun böyle kalmayacağını anlıyorsunuz.

2 gün geçirdiğim Morelia’da benim için öyle oldu. Guanajuato’dan blablacar ile 2 saatte vardığım Morelia’ya akşam saatlerinde vardım. Buradaki ev sahibem Viane ile ‘’Parc Des Jardins’’ isimli güzel bir meydanda buluşacağım yere gidip, Viane’yi beklerken kafelerde oturan, sohbet eden ve bir şeyler içip iyi vakit geçiren insanları gözlemledim. 10 dakika sonra gelen Viane’in yanında 2 kişi daha vardı. Couchsurfing üyesi olan bu iki kişiden biri Morelia’da yaşayan ve Couchsurfing’de 200 kadar referans olan bir Meksika’lı çocuk ve 3 senedir Meksika’da yaşayan ve İspanyolca’yı inanılmaz akıcı bir şekilde konuşan bir Kanada’lı bir kızdı.

Buralı olan Diego bizi ‘’gizli’’ bir bara götüreceğinji söyledi. Dandik bir restoranımsı bir yerde, insanların yemek yediği bölüme girdik. Burada Diogo genç bir garsonla konuştuktan sonra, garson bizi restoranın kilere benzeyen bir tarafına götürdü. Kola sandıklarının üstüste dizildiği bir bölümü sürgülü kapı gibi çeken garson, bizi biraz önce olduğumuz yerden tamamen farklı, loş ışıkları olan, şık bir bara soktu. Sonradan öğrendiğime göre burası herkesin girebileceği ayak üstü bir yer değil, sosyal çevresinden barın her hafta değişen giriş şifresini öğrenenlerin girebileceği bir yermiş. Barın şıklığından çok, bu kadar havalı bir yerin fiyatlarının herhangi bir bar kadar düşük olmasına şaşırmıştım.

Havalı bir bar tecrübemizden sonra oldukça havasız bir restoranda oldukça lezzetli Enchilada’ları (tortillalara sarılmış et ya da sebze) yedik. Tüm akşam boyunca, grubun kompozisyonu oldukça değişik olduğu için (grupta ev sahibem Viane İngilizceye hakim değildi, ben de İspanyolca’ya hakim değildim. Diğer iki arkadaş iki dile de hakimdi.) bazen hangi dili konuşacağımızı şaşırıyorduk. Meksika’da olduğumuz ve bizi gezdiren iki kişi Meksika’lı olduğu için genelde sohbet İspanyolca dönüyordu. Bu beni her ne kadar zorlasa da, dilimi geliştirmem adına hoşuma gidiyordu. Bazen kendimi bir konuyu uzun uzun İspanyolca anlatırken buluyor, buna kendim bile şaşırıyordum.

Viane’ın misafirperverliği kadar evi de çok güzeldi. Misafirlerine özel oda veren Viane’ın evinde ayrı bir huzur vardı. Bunu özellikle sabah uyandığımda hissetim. Hem havanın güzel olması, hem yaşadığı yerin sessizliği, hem de evin güzel enerjisi çok keyifli ve huzurlu hissettiriyordu. Tüm bunların üstüne Viane’ın bize güzel bir kahve ve kahvaltı hazırlaması işleri daha da güzelleştiriyordu.

Günlerden Pazar olmasını fırsat bilerek Morelia’ya 1 saat uzaklıktaki, güzelliğiyle ünlü Patzcualo isimli şehre bir önceki akşam çıktığımız aynı ekiple yola çıktık. Tarihi ve oldukça turistik şehirde bol bol yürüyerek, bol baharatlı ve soslu mısırları olan ‘’Helado’’dan ve sokakta satılan Avokado aromalı (bir çok aroma var tabi, benim seçtiğim avokadoluydu) dondurmalardan yedik.

Tüm günü birlikte geçirdikten sonra, akşam yemeği için bir yere oturmak istediler. Hem köşedeki, daha az turistik bir restoranda yemek istediğim hem de biraz tek başıma yürümek için 1 saatliğine gruptan iznimi istedim.

Daha önce gittiğimiz meydana gidip, oturup, etrafı izledim. Aileleri, sevgilileri ve tek başına gezenlere baktım. İnsanların yüzlerinde genel bir mutluluk, genel bir huzur gözlemledim. Herkes kibardı, herkes pozitifti ve herkes mutluydu.

Meydanda yürürken çok güzel bir kız çocuğu gördüm. 2-3 yaşlarında olan bu çocuk kendi kendine oynuyordu, ailesi de biraz yakınında kızlarını gözlemliyordu. Gittiğim yönden dolayı kızın yanına yaklaşmıştı. Beni gören kız, kocaman bir gülümseme ile bana döndü ve ellerini ‘’çak’’ yaparcasına kaldırdı. Kızla güzel bir ‘’çak’’ yaptık. O tatlı kızın enerjisinin bana geçtiğini hissettim. Bir de annemin bu kız aracılığıyla bana ‘’merhaba’’ dediğini hissettim.

Bu güzel ve duygusal andan sonra yemek yiyen arkadaşlarımın yanına geri döndüm. Hava kararmak üzereydi. Bize iki opsiyon sundular.

‘’Ya şehrin tepesine çıkıp manzarayı izleyebiliriz, ya da limana gidebiliriz. Hangisini tercih edersiniz?’’

İkimiz de ‘’liman’’ şıkkını seçtik. Sonradan bir baktık, bizi önce şehrin tepesine, hem de limana götürmüşler. Şehrin tepesinde, güneş batarken harika manzaranın tadını çıkarttıktan sonra, hava iyice karardığında limana gidip, ayın denize vuran ışığı eşliğinde Patzcualo’da son yürüyüşümüzü yaptık.

Morelia’ya, Viane’nin evine döndüğümzde saat 20:30’dü ve Kanadalı kızın deyimiyle ‘’dışarı çıkmak için çok geç, uyumak için çok erken’’di. Biz de orta yolu seçip, laptoplarımızı açıp, kendi işlerimizi hallederken, bir yandan Oscar törenlerini izledik.

Bir sonraki gün yine harika hava eşliğinde, huzur dolu evde uyandım. Viane işe gittiği için evde sadece biz vardık. Bize güvenip, arkasına bile bakmadan evini emanet etmişti. Sabah İngilizce derslerimi verdikten sonra, bir sonraki şehrim gitmeden önce, Morelia’nın şehir merkezinde biraz turladım. Geldiğimden beri ilk kez yağan yağmur eşliğinde tarihi şehirde yürüdükten sonra 16:30’da beni 1 hafta kalacağım Mexico City’ye götürecek Irving ile buluşup, yola çıktık.

 

Yorum yok

YORUM BIRAKIN