Dünyanın Yerlisi
 

Newcastle, Birleşik Krallık – Yeniden ‘Belgian Connection’

Birleşik Krallık ‘Turne’mde, hemen hemen gittiğim her şehre önceden planlayarak gitmiştim. Fakat bir iki şehri son dakika kararıyla görmeye karar verdim. Bunlardan biri de Newscastle’dı.

Daha önce (özellikle futbol takımından dolayı) ismini bolca duyduğum Newcastle’ın bir önceki durağım Leeds ve bir sonraki durağım Edinburgh arasında durduğunu fark edince, güzel bir mola olacağına kanaat getirdim.

Leeds’den otobüsle 3 saat süren Newcastle’a gitmeye son dakika karar verdiğim için, herhangi bir konaklama da ayarlamamıştım. Yine sadık yarım Couchsurfing’e koşup, hem oradaki birkaç potansiyel host’a yazdım, hem de Newcastle grubuna yazıp bir günlüğüne şehirde kalacağımı, beni misafir etmek isteyen biri varsa mutlu olacağımı belirttim. Şansıma, gruptaki yazımı gören Belçikalı bir çocuk bana yazıp beni misafir edebileceğini söyledi.

Otobüste bu haberi almanın mutluluğunu yaşayarak Newcastle’a vardım. İner inmez kesici soğuğunu hissettiğim Newcastle, bir çok İngiliz şehri gibi sadece, tarihi dokusunu korumuş ve estetikti. Soğuğun ve sırt çantamın etkisiyle sadece 30 dakika turladığım şehir merkezinden sonra bir Starbucks’a girip, hem 1 saatlik bir İngilizce dersimi Skype üzerinden verdim, hem de işlerimi toparladım. Sonrasında hostumun eve gelme saati olduğu için 15 dakika yürüme mesafesindeki evine yürümeye başladım. Yolun üstünde olan Newcastle kalesine (İngilizcede Newcastle castle) gidip ufak ama tatlı kalenin etrafında dolandım.

Hostumun evine giderken kendisinden bir mesaj geldi

‘Fırına pizza koyuyorum, sen de ister misin?’

Dayak bulunca kaç, yemek bulunca ye sözünü hatırlayarak ‘evet’ diye cevap verdim. Tabii ki üstüne ‘marketten bir şey lazım mı?’ diye de ekledim? Bir şey gerekmediğini, evinde bira olduğunu söyledi. Azıcık yağmurla birlikte eve vardım. Bir sitenin içinde olduğu için bulmakta biraz zorlandığım için hostum gelip beni bir yerden aldı. Sadece ceketiyle bu soğukta çıkan hostumu görünce biraz şok olmakla birlikte, eve girecek olmaktan dolayı mutluluk yaşamaktaydım.

Güzel, sade bir evi olan Benjamin 6 aylığına Newcastle’a gelmiş, farklı projeler için farklı ülkelerde çalışan genç bir mühendisti. Kendisi de Belçikalı olduğu için ortak birçok paydamız olan Benjaminle sadece güzel birer pizza ve bira değil, aynı zamanda çok güzel sohbetler paylaştık. Yakınlarda bir pub’a gidip orada da sohbeti devam ettirdiğimiz Benjamin’le aynı üniversitede (KU Leuven) okumamız da konuşacak konuların sayısını arttırdı. Gençliğinde barda oturduğu arkadaşlarıyla ‘Hadi Paris’e otostop çekelim’ demeye kadar birçok güzel deneyim yaşayan Benjamin ile bir ortak yönümüz daha vardı.

Kendisinin de benim gibi tikleri vardı Benjamin’in. Benden biraz daha şiddetli derece olan tikleri Benjamin’in sürekli burnuyla bir ses çıkartmasını sağlıyordu. Kendi de bu durumdan müzdarip olmuş biri olarak hem biraz bencilce başkalarının da bu sorunu yaşamasına sevinip, hem de bunun onun da hayatına ne kadar etki edebileceğinin empatisini kurmaya çalıştım.

Bu kısa, güzel ve keyifli gün ve akşamdan sonra eve döndük ve sohbetimizi biraz daha politikaya, yani dünyayı kurtarmaya çevirdik. Mülteci krizinden kendi hükümetlerimizdeki şikayetlerimize kadar bir çok konuyu ele aldığımız konuşmadan sonra, dünyayı biraz daha iyi bir yer haline getirmenin tatmini ile odalarımıza çekildik.

Bir sonraki gün Benjamin erkenden çıkmasına rağmen, benim istediğim saatte kapıyı çekip çıkabileceğimi söyledi. Benim de hafif hasta hissettiğim bu durumda bu nazik teklik çok iyi geldi. Bir sonraki günün yarısını biraz dinlenerek, biraz çalışarak ve biraz da dizi izleyerek geçirdikten sonra bir sonraki durağıma, yani Edinburgh, İskoçya’ya yola çıktım.

 

Yorum yok

YORUM BIRAKIN