Dünyanın Yerlisi
 

Oxford, Birleşik Krallık

Oxford deyince aklımıza ilk gelen şey nedir? Tabii ki üniversitedir. Şaşaalı Cambridge, Harvard gibi üniversitelerle on yıllardır tartışmasız en üst sıraları paylaşan bu güzel üniversite, şehrin en güzel ve öne çıkan unsurlarından olsa da, tek unsuru değil.

Bu arada dip not olarak, Oxford Üniversitesi şehrin tek bir yerinde dikilmiş bir bina değil. Oxford Üniversitesi 39 farklı ‘College’ı ile şehrin her yerinde bulunan bir yapılar birimi. Her ‘college’ farklı bir üniversite gibi işletmekte. İnsanların daha çok girmek istedikleri, daha popüler olanlar, daha pahalı olanlar, daha iyi eğitimi olanları olarak, 39’u da farklılık göstermekte. Ve tabii ki aralarında da korkunç bir rekabet var (bu rekabet birbirlerinin kaplumbağalarını çalmaktan birbirlerinin akvaryumuna deterjan döküp tüm balıkları öldürmeye kadar ileri gidebiliyor).

İngiltere’nin 23 başbakanını çıkartan Oxford Üniversitesi, J.R. Tolkien gibi muhteşem üstadları da çıkartmış, Harry Potter, Narnia gibi popüler dizilere de ilham kaynağı (ve hatta film seti) olmuştur.

Ve evet, bir çok genç profesyonel gibi, benim de Oxford Üniversitesinde güzel bir MBA yapma hayalim var. Ama şimdi benden değil, Oxford’dan bahsedeyim.

İlk Kasım 2016’da gittiğim bu güzel şehirde Una isimli harika bir İrlandalı kız tarafından misafir edilmiştim. Couchsurfing’den bulduğum Una 3 gün beni misafir etmek dışında, bana harika bir şekilde arkadaşlık edip beni üniversite kampüslerinde gezdirip, güzel yerlerde yemek yedirip, arkadaşlarıyla tanıştırmıştı. Bu ay (Şubat 2018) tekrar geldiğimde Una geldiğim gece yola çıkacağından dolayı beni misafir edememişti ama gitmeden buluşmayı başardık. Kısa vaktimizde bile Leon isimli güzel bir ‘sağlıklı fast food’ restoranında yemek yiyip, güzel sohbetler edip, üniversitenin film gösterimine gitmeye kadar birçok güzel aktivite sığdırdık.

Oxford’u gezdikçe tipik düzenli, güzel İngiliz yapıları ve mimarisi dışında, aldığım keyif ve hissettiğim enerji de bambaşka. Şehrin dinginliği, insanların keyfi, turistlerin hayranlığı arasında şu ana kadar gördüğüm en yaşanılabilir şehirlerden olan Oxford’un estetiği dışında, hem üniversite hem de orada yaşayan topluluklardan dolayı bir çok güzel aktiviteye ev sahipliği yapmakta. Örnek olarak gösterdiğim film gösterimi bile, müze gibi bir binanın salonunda, etrafta harika tabloların asılı olduğu bir yerde yapılmıştı.

Keyifli bir hostel olan ‘Oxford Backpackers Hostel’de kaldığım şehirin ulaşılabilirliği de çok önemli bir faktör. Merkezin en uzak kısmına 15-20 dakikada gidebileceğiniz bu şehirde ve gittiğim her küçük şehirde, bunun ne kadar değerli bir şey olduğunu tekrar hatırlıyorum.

Ve Oxford’da iken uzun süredir denemek istediğim bir şeyi denedim. Son kısımda da bunu paylaşmak istiyorum. ‘Sokak Karaokesi’ isimli bir konseptle, iki tane karaoke (kendinden hoparlörü olan) mikrofonunu alıp, kalabalık bir sokakta bir köşeye geçip, bir kartona ‘ben mükemmel şarkı söylemiyorum, sizin de söylemenize gerek yok. Gelin, birlikte söyleyelim!’ yazıp şarkı söylemeyi planlıyordum. Sokakta bir ‘performans’ yapmak ilk defa deneyeceğim bir şey olduğu için oldukça heyecanlanmıştım. En ufak bahane çıktığında bile ‘neyse ya yapmayayım’ diyordum (karton, kartona yazacak kalem bulmak, uygun yer bulmak vs…) Fakat sonunda cesaretimi topladım ve güzel bir yeri gözüme kestirdim. Halihazırda bir adam gitar çaldığı için yakın bir yerden bir şeyler yeyip biraz vakit geçirdim. İndiğimde adam eşyalarını topluyordu, artık bahane kalmamıştı.

Adamın yanına gayri ihtiyari gittim ve şunu dedim.

‘Ben ilk defa sokak performansı yapacağım ve çok heyecanlıyım, ne önerirsin?’

Adam evsiz bir adamdı. Fakat uzaktan yaşlı biri sandığım bu adama yaklaştığımda çok genç olduğunu fark ettim. Çünkü uzaktayken adama gerçekten bakmamıştım. Adam bana dönüp gayet doğal bir şekilde.

‘Stresli hissetmen çok doğal. İlk zaman en kötü zamandır. 30 dakika burada yaptıktan sonra rahatlamaya başlayacaksın ve yaptığın şey doğal gelecek. Ben 7 senedir çalıyorum, ilk çalmaya başladığımda ilk saatimde 80 pound kazandım. Sonra da çalmayı hiç bırakmadım. Sana en büyük tavsiyem sanki kimse yokmuş gibi söyle.’

Bu güzel sözleri dedikten sonra hiçbir zaman unutmayacağım ve bana çok anlamlı gelen bir hareket yaptı. Kendi performansı boyunca topladığı paraların olduğu kutudan ufak bir miktar bozuk para çıkartıp benim bereme koydu. İlk siftahı yapmama vesile olmasının dışında böyle güzel bir jest yapması hem beni çok mutlu etmişti, hem de güvenimi yerine getirmişti.

Sonrasında 1 saat boyunca karaoke mikrofonumla şarkılar söyledim. Bazı insanlar durup izledi, bazıları para attı, bazıları benimle şarkı söylemek istedi. Yaşlı bir çift gelip (biz beraber söyleyebilir miyiz?) diye sordular. İki mikrofonu da onlara verip harika performanslarını ‘The Killers’dan ‘’Human’’ı söylediler’ izledim (hem de bu durum dışarıdan nasıl görünüyor biraz gözlemledim. Zaten geldiklerinde 1 pound bozuk para atmışlardı. Şarkıyı söyledikten sonra da teşekkür edip, kartlarını verip üstüne 5 pound para verdiler.

1 saatlik performansım sonunda 12 pound toplamamın dışında harika tecrübeler, hikayeler ve anılar toplamıştım. Ve tekrar bir şeyi yapmaya başladığında olacak mucizeleri görmüştüm.

Oxford bir şehir olarak güzel olmasının, üniversitesinin harika olmasının ve içinde çok güzel insanların olmasının dışında bana harika tecrübeler ve ilhamlar sağlayan bir şehir. Bu sebeple eminim ki, bu 2. Seyahatim son olmayacak ve biz Oxford’la daha çok görüşeceğiz.

 

Yorum yok

YORUM BIRAKIN