Dünyanın Yerlisi
 

Panama City, Panama – Küçük Miami

Panama City’e gitmeden önce şehirle ilgili duyduğum yorum genelde ‘’Orası tam bir küçük Miami’’ idi. O zamana kadar henüz Miami’yi henüz görmediğim için üstüne çok yorum yapamadığım bu yorumların üstüne düşünmek yerine, Latin Amerika yolculuğumun son durağı olan Panama City’i kendim deneyimlemeye karar verdim.
David’den normalde 6 saat sürmesi gereken, fakat, şehire daha girmeden başlayan korkunç trafikle 8 saat süren yolculuktan sonra, Panama City’deki hostum Jose, şehire geç geldiğim için sağ olsun, gelip arabasıyla beni terminalden aldı. Ufak, tatlı bir stüdyo dairesi olan Jose, tek odası olmasına rağmen insanları şişme yatağında misafir ediyordu. Verecek çok az şeyleri olan, ama yine de paylaşan hostlara hep çok saygı duydum. Bana birşeyler paylaşmak için illa çok şeyinin olmasına gerek olmadığını hatırlattı her zaman.
Biraz sohbet ettikten sonra, geç olduğu için uyuduk. Bir gün sonra Jose çalıştığı için, şehri keşfetmeye çıktım. Bunu yaparken farklı yerlerden yardım aldım tabii.
Mesela Yalçın isimli, Panama’da yaşayan Türk bir çocuk daha ben gelmeden, vereceğim semineri duyup benimle iletişime geçmişti. İlk onunla, buluştuk. Bana nasıl Panama’lı bir kıza aşık olup buraya taşındığını, sonrasında ayrılmalarına rağmen burada kaldığını ve şimdi buraya gelen Türk kafilelerle nasıl çalıştığını anlattı.
Sonrasında semineri vereceğim ortak çalışma alanına gidip etkinliği organize eden Natalie ile oturup sohbet ettim. Venezuela’lı olan, fakat uzun süredir Panama’da yaşayan Natalie ile girişimcilikten ve hayattan konuştuk. Sonrasında da Itzelle isimli, Couchsurfing’den tanıştığım bir kızla buluştum. Beni güzel bir Panama restoranına götürdü. Hem sohbet ettik hem de güzel Panama yemeklerini tattık.
Bu görüşmelerimden sonra, Itzelle’in beni bırakmasıyla Panama City’nin tarihi kısmı olan ‘’Casco Viejo’’ya gittim. Sokaklarda yürüdüm, kiliselere girdim, okyanus kenarında ağır ağır yürüdüm.
Akşamında Jose’yle buluşup birer bira içmek için dışarı çıktık. Misafir ettiğimiz kişilerden, gittiğimiz ülkelerden, yaşadığımız deneyimlerden konuştuk.
Bir sonraki gün, çocukluğumdan beri görmek istediğim Panama Kanal’ına gittim. Giriş 20 dolar olsa da, hayatta bir kere yapılan tecrübeler kategorisine giren bu deneyim için değerdi. Önce müzede dolaştıktan sonra, güzel bir film izledik. Sonra da, ziyaretin en üst noktası olan, kanaldan bir geminin geçişini ve kanalın sisteminin işleyişin kendi gözlerimizle, canlı canlı izledik. Bu arada yanımda bulunan ve sohbet etmeye başladığımız bir çocukla sohbeti iyice koyulaştırdık (geminin geçişi oldukça yavaş olduğu için araları sohbetle doldurmak iyi oluyordu). Bir günlüğüne, A.B.D’ye giderken Panama’da aktarma yapan Pakistan asıllı Avusturalyalı Zübeyir şehir merkezine gideceğini, istersem beni de götürebileceğini söyledi.
Bu günün akşamında girişimcilik seminerimi Panama’lı katılımcılara verdim. 10 kişinin katıldığı ve oldukça interaktif geçen güzel seminerden sonra, gece kalacağım hostele geçtim (Jose beni sadece 2 gece misafir etti, sonrasında başka şehire gitmek zorundaydı). Bu seyahatimde hemen hemen hiç hostelde kalmadığım için, bir hostel ortamında olmak artık tuhaf geliyordu. Couchsurfing’de birinin evinde kalmaya ve o kişiyle sohbet etmeye alıştığım için hosteldeki kısa ve yüzeysel sohbetler artık çok keyif vermiyordu bana.
Panama City’deki son günümde de, dün seminer verdiğim yere gidip öğlene kadar işlerimi hallettikten sonra, şehrin güzel kıyısını (evet, Miami’ye benzeyen kısmı buydu) 6 km’lik bir yolda yürüdüm. Hem spor, hem de güzel havada oldukça keyifli bir yürüyüş olan bu aktivitede yolda spor yapanlar, çiftler, yabancılar, lokaller, kısaca her türlü insanı gördüm. Yürürken olabildiğince anda kalıp, güzel şehrin silüetini doya doya yaşamaya çalıştım. Hava karardığında, tekrar şehrin tarihi kısmına vardım. Burada güzel bir barın terasında kendime güzel bir margarita ısmarladım. Margaritamı yudumlarken şehrin ışıklarını izledim. Son akşamımın tadını olabildiğince çıkartmaya çalıştım.
Sonrasında, ilk gün buluştuğum Itzelle ile buluşmak üzere hostele döndüm. Itzel beni alıp tekrar geldiğim şehrin tarihi bölgesine götürdü. Burada oturup, birşeyler içip biraz sohbet ettikten sonra artık Latin Amerika maceramı bitirme vaktim gelmişti. Sağ olsun, beni havaalanına kadar bırakıp hayatımı çok kolaylaştırdı Itzelle. Vedalaştıktan sonra, gece 02:00’de kalkacak olan Miami uçağıma binmek üzere havaalanına girdim.
Havalanına girerken son bir kere dönüp arkama baktım. Karanlıktı, görülecek birşey yoktu. Ama olsun, ben yine de, sembolik de olsa hem Panama City’e, hem de geri bıraktığım harika 3 aya teşekkür ettim gitmeden.
Ve artık sıra yolculuğumun son durağına gelmişti. Gece uçuşunda uçağın penceresinden kapkaranlık gökyüzüne bakıp, son 3 ayı tekrar hafızamdan geçirdim. Sonrasında da bu seyahatimin son macerası olan Miami hava aydınlandıkça bana ‘’hoş geldin’’ demeye başladı.
Yorum yok

YORUM BIRAKIN