Dünyanın Yerlisi
 

Poon Hill, Nepal – Tepeye Çıkarken Yolu Keşfetmek – Bölüm 1

En son tırmanışımı Japonya’nın Fuji dağında gerçekleştirmiştim. Zor bir tırmanış olsa da, sizi 3500 metreye kadar otobüsle götürdükleri, ve son 1500 metreyi kendinizin çıktığı bir tırmanıştı Fuji. Çıkışı 5 saatte, inişi de 4 saatte tamamlamıştım.

Bu seferki biraz daha zor olacaktı. Nepal’in Anapurna dağ bölgesinin ‘Poon Hill’ isimli tepesinde gerçekleştireceğim bu tırmanış, toplam 5 gün sürecekti. Bunun 3 günü tırmanış, 2 günü de iniş olacaktı. Uzun süredir yapmak istediğim bu tırmanış için Pokhara’ya gelmiştim. Hasta olduğumdan dolayı bir gün ekstradan dinlenip tırmanışa öyle başlayacaktım. Sabah erkenden kalktım, iyi hissediyor muyum diye kendimi kontrol ettim, ve yola koyuldum. Önce otobüs ile yaklaşık 2 saatlik bir yolda tırmanışın ilk durağı olan Nayapul’a gelmiştim.

Nayapul’dan (1070 metre yükseklik) 1 saatlik yürüme mesafesini Jeep ile gitme opsiyonu vardı. Fakat zaten her halükarda hazırdım, hem de tüm yolu kendim gitmek istiyordum. İlk başlarda bir tırmanıştan çok bir trek gibiydi. Arada yokuş olan bir yolda yürüyordum. Yaklaşık 2 saat sonra Tikhedunga isimli çok güzel bir köye geldim (1500 Metre yükseklik). Köyün güzelliğini 10 dakika boyunca gözlemledikten sonra hiç durmadan yürüyüşüme devam ettim. Bu gece Ulleri (1960 metre yükseklik) köyünde kalacaktım. Tikhedunga tırmanışından sonra asıl tırmanış başlamıştı. Sürekli yukarı çıktığımız bu yolda kondisyonumun ne kadar kötü seviyede olduğunu tekrar anlamıştım. 10 dakika tırmandıktan sonra nefes nefese kalıyordum. Terden de sırılsıklam olmuştum, fakat hava güzel olduğundan dolayı çantayı çıkartana kadar bunu çok hissetmiyordum.

Zorlu yolculuğun sonunda Hile’ye gelmiştim. Bu akşamı burada geçirecektim. Köylerde sadece yerli halkın işletmesine izin verilen otellerden birinde kalacaktım. İnternetten de bakmama rağmen oteller aralarında bariz bir seçim farkı görememiştim. Bu yüzden gittiğimde gözüme kestirdiğim bir yerde kalacaktım. İsmi doğru hatırlıyorsam ‘Camel’s Inn Hotel’ tarzı bir yerde kalmıştım. Beklediğimden az turist olan bu köyde kaldığım otelde de başka kimse yoktu. Mekanları genelde aileler işlettiği için, muhatap olduğunuz kişilerde ya mekanın sahibi, ya onun eşi ya da çocukları oluyordu.

Her otelde bir fiyat listesi olduğu gibi, burada da yemekleri, abur cuburları, içecekler, alkolleri ve odaların fiyatlarını gösteren bir liste vardı (tırmanışımın devamında tüm fiyatların hemen hemen aynı olduğunu görmüştüm). Ben fiyatlara bakınca kadın ‘eğer akşam yemeği ve kahvaltını burada yaparsan kalacak yer fiyatını 10 dolardan 5 dolara indiririm’ dedi. Tırmanışım boyunca bunun da oldukça sık yapılan bir teklif olduğunu gördüm.

Oldukça büyük, bir tek benim kaldığım, harika manzaralı, fiyatı 5 dolar olan odama çıktım. Kadın çıkarken ‘sıcak su güneş enerjisi ile çalışıyor, güneş tamamen batmadan acele et’ dediği için ilk yaptığım şey terli kıyafetlerimi asıp banyoya girmek oldu. Filmlerde sıcak duşun altında mest olan karakterler gibiydim duşta. Bu kadar terleme ve efordan sonra cennet gibi gelmişti bu duş. Duşum bittikten sonra ısınması olmayan odada üşümemek adına en kalın kazağımı ve pantalonumu giydim ve yemeği gitmeden önce görevime koyuldum.Duş aldığım duşta bu sefer kirli çamaşırlarımı yıkıyordum.

Sonrasında yatağa geçtim ve uzandım. Uzanır uzanmaz her yerimin ne kadar ağrıdığını güzelce fark ettim. Bu farkındalığın içindeyken kapı çaldı. Kapıyı açtım ve geldiğimde beni karşılayan kadını gördüm.

‘Akşam yemeğin hazır’

Bundan başka öğünüm olmadığını bildiğim için yemeğimi tadını çıkarta çıkarta, hiçbir şey bırakmadan yedim. Sonrasında ne olur ne olmaz diye iki tane de cips aldım ekstraya ve iyi geceler dileyip odama çıktım. Biraz bilgisayarımda çalıştıktan sonra, saat daha 22:00’u göstermeden uyudum.

E haliyle erken kalmıştım. 06:00’da kalkıp, valizimi toplayıp kapının çalmasını bekledim. Bu sefer sıra kahvaltıdaydı. Güzel kahvaltımı harika manzara eşliğinde yaptıktan sonra yola koyuldum.

Bir sonraki durağım Ghorepaniydi.

Sabahın 09:00’unda çıkıp bu sefer sürekli yukarı çıktığım, yaklaşık 750 metre tırmanış yaptığım bir gün olmuştu. Yaklaşık 7 saat süren bu yolculuğumda yine bir gün önceki gibi, 30 dakikada bir 2-3’er dakikalık dinlenmeler, 2 saatte bir 20 dakika dinlenme ve yolun yarısında öğle yemeği molası vermiştim.

Tepeye yükseldikçe dikliğin yükselmesi gibi, floranın, yani çevrenin nemlileştiğini, yeşilleştiğini ve yoğunlaştığını fark ettim. Yürüyüşümün yorgunluğuna kapılıp etrafımdaki harika güzelliklerin farkına vermek için kendime bugün de sık sık hatırlatmalar yapıp, bol bol mola verip kendimi an’da tutmaya çalıştım.

Ghorepani’ye, Poon Hill tepesine gelmeden son destinasyonum olan yere iyice yaklaşmıştım. Son 200 metreyi çıkarken artık yanımda geçen yük taşıyan eşeklere, sürekli ‘namaste’ diyen turistlere (en çok da buna kıl oluyordum, sanki tepeye çıkan nirvanaya ulaşıyordu da, sürekli ‘namaste namaste’ diye geziyorlardı) rastlıyordum. Ve Poon Hill’den önceki son durağıma geldim. Hayatımda gördüğüm en güzel manzaralardan birine bakan bir odada kaldığım Ghorepani’de, bir önceki durağım gibi, 20:00 ye kadar işlerimi halledip, duşumu alıp, yemeğimi yedikten sonra, bir saat kitabımı okudum ve 22:00 olmadan yattım.

Çünkü bir sonraki gün Poon Hill tepesinde gün doğumunu izleyecektik…

Bu yazı için resimleri kullanmaktansa çektiğim videoyu sizlerle paylaşmak istedim. İlk kısmını burada bulabilirsiniz.

(Yazını ve videonun devami bir sonraki yazımda)

Yorum yok

YORUM BIRAKIN