Dünyanın Yerlisi
 

Priştine – Bir Günün Ne Kadar Dolu Geçebildiğini Hatırlatan Yer

Birçok ülke/şehir gitmeden önce hayalinizde çok daha farklı tezahür eder. Bu tezahür genelde insanların size anlatımlarına dayanır.

Ülkeye gitmiş, deneyimlemiş, görmüş gerçek gezginlerin tezahürü dışında o ülkeye hiç gitmemiş birinin anlatımı da bizi etkileyebilir.

20170715_121122(0)

‘Doğu bloğuna hayatta gitmem. Orada adamı kesiyorlar.’

‘Çin’de ne yiyeceksin ya. Hepsi köpek yiyor’.

‘Kosovo mu? Köy orası, napcaksın orada?’

20170715_143004

Bir süre sonra bu anlatımlardan doğru ve hakkaniyetli olanları ayırt etmeye başlayabiliyorsunuz. Bu da genel olarak seyahat tecrübesiyle mutabık geliyor.

Gezdikçe, gördükçe hemen hemen her yerin anlatılandan çok daha farklı olduğunu anlıyorsunuz. Herkesin bayıldığı ‘Avrupa’nın aslında o kadar da süper olmadığından, herkesin korktuğu ‘gelişmemiş’ ülkelerin de aslında ne kadar güzel olabileceğinden.

Sanırım Kosova’da bu ikinci kategoriye girdi benim için. Başkasının sözüne kalsam hayatta gitmeyeceğim bu ülkeye, en iyisi kendim görüp kendi kararımı vereyim diye gittim.

 

İtalya’nın Palermo kentine yakın bir arkadaşımın düğününe direk uçak ile gitmek yerine kendime macera dolu bir rut çizdim.

Rutum Priştine (Kosovo) – Priznen (Kosovo) – Tiran (Arnavutluk) – Bari (İtalya) ve Palermo (İtalya) idi.

İlk durağım olan Priştine ve Priznen, beni pozitif anlamda çok etkiledi.

Şimdi dürüst olayım. Priştine birçok başkent gibi. Kuru, görsel açıdan çok etkileyici değil, fakat keyifli ve hareketli. Priznen’de tam tersi, sakin, neredeyse sıkıcı fakat görsel açıdan tam bir şölen sunan bir şehir.

İkisinden de çok keyif aldığım şehirlerde birer gün bulunabildim. Dürüst olmak gerekirse ana hatlarını görmek adına iki şehir için de birer gün yetiyor.

Priznen’de kızarkadaşımın orada yaşayan iki arkadaşı tarafından karşılandıktan sonra hemen güzel bir şehir turuna çıkartıldım. Uzun ana caddesi olan ….’da yürüyüş, güzel Avrupai bir kafede kahvaltı ve akabinde araba ile şehrin biraz daha dışına çıkıp Sırpların ağırlıkta yaşadığı bir köye ve akabinde bir ayı barınağına ziyaret. Yarım günden biraz uzun süren bu tur ile tüm Priştina’yı bitirmiştik. Tabii ki bu ana hatları ile Priştina idi. Güzel turdan sonra hostelime ‘check in’imi yaparken harika bir sürpriz ile karşılaştım.2013’de Strasbourg, Fransa’da tanıştığım e sonra çok yakın arkadaşım olan Daniel’in orada olduğunu keşfettim!

20170715_162624

Alman vatandaşı olan Daniel’in Priştina’da çalıştığını biliyordum ama aklımdan çıkmıştı. Birbirimizin aynı şehirde olduğundan haberdar olduktan 1 saat sonra buluştuk (küçük şehrin avantajları) ve yakın arkadaşların yaptığı ilk aktivitelerden birini yaptık (yemek yemek). Balkanların harika etine doyduktan sonra (daha doğrusu ben doyduktan sonra, Daniel vejetaryen), biraz da Daniel tarafından alternatif bir şehir turu aldıktan sonra hostelime geçtim.

Akşam Ezgi’nin arkadaşları ve Daniel ile harika bir Yunan restoranında güzel bir akşam yemeği ve Ouzo eşliğinde sohbet ettik. Kosovo’da bir Yunan restoranında 3 Türk ve 1 Alman olarak bir arada olmamız bir fıkrayı anımsatsa da, biz bu fıkradan çok keyif aldık.

20170715_205445

Bir gün sonra güzel bir kahvaltı eşliğinde bu sefer Priştine’de yaşayan Kosova’lı bir arkadaşım ile sohbet ettik. Akabinde Daniel bize katılınca birkaç saat oturup, Priznen yoluna çıkmadan önce sohbete devam ettik. Bu sohbette fark ettiğim en önemli şey, temelde eşit haklara sahip olması gereken insanların ne kadar bundan uzak olduğu idi.

Alman vatandaşı olan Daniel’in 198 ülkeden  176’sına vizesiz giriş hakkı bulunurken, bu benim Türk pasaportum ile 101. Bu duruma üzülemiyordum bile, çünkü Kosova’lı Erald’ın sadece 38 ülkeye vizesiz giriş hakkı bulunuyordu.

20170716_113848

Politika, dünya gündemi, spor, kızlar gibi bir çok konuya değindikten sonra Priznen’e gitmek üzere ufak bir otobüs istasyonuna bırakıldım.

Tekrar bir günün ne kadar dolu geçebileceğinin farkına vararak yeni yolculuğuma başlıyordum.

20170716_143043

Yorum yok

YORUM BIRAKIN