Dünyanın Yerlisi
 

Quetazaltenango, Guatemala – Party Hard, Die Young

Huehuetenango’dan sonra ikinci şehrim olan Quetzaltenango’ya da (Guatemala’lılar kısaca ‘’Xela’’ diyorlar), yine ülkenin ünlü Chicken Bus’larından birinde gittim. Yaklaşık 3 saat süren yolculukta otobüsümüz 3 kere bozulsa da, sonunda sağsağlim bir şekilde Xela’ya vardık. Burada Ligiya isimli bir kızın evinde, 2 gün kalacaktım. Akşam saatlerinde vardığım Xela’da, Ligiya ile buluşacağımız alışveriş merkezine gittim. Kısa bir süre sonra, spordan çıkan Ligiya beni aldı ve eve doğru yol aldık. Guatemala’nın ‘’Yüksek Seçim Kurulu’’nda memur olarak çalışan Ligiya, uzun süredir Couchsurfing’de Guatemala’ya gelen yabancılara evini açmakta. Evine yakın bir yerde çok güzel bir biftek (ve sadece 15 TL ödediğimiz) yedikten sonra eve gidip, biraz sohbet ettik. Sabah erken kalkacağı için yatağa erken giden Ligiya’dan kısa bir süre sonra, ben de odama gidip, bir sonraki güne enerji toplamak için yattım.

Bir sonraki gün, Sabah 10:00 gibi evden çıkıp şehir merkezine 3 kmlik olan yolu yürüdüm. Yürümeye alışkın olsam ve bundan çok keyif alsam da, Xela’nın tozlu yollarında yürümek beni tam anlamıyla bitirmişti. Toza alerjisi olan ben, yolda yürürken en az 50 kere hapşırmıştım ve suratım davul gibi şişmişti. Kendimi bir McDonalds’a atıp, biraz ‘’nefes’’ aldıktan sonra, şehrin tarihi merkezine yürüdüm. Huehuetenango’nun çok da güzel olmayan şehir merkezi aksine, Xela’nın şehir merkezi tarihi dokusu çok güzel, estetik binalarla sarılı, çok güzel bir merkezdi. Merkezde yürürken, çarşılara girip meyvelere, sebzelere bakarken, dükkanlarını açmış, işinde gücünde insanları izlerken bir kaç saat geçmişti bile. Sonrasında da şehir merkezinde bir ‘’procession’’a (Hristiyan figürlerinin kişilerin omzunda taşındığı bir tören) denk geldiğim öğleden sonrasını bir süre bu töreni izleyerek geçirdim.

Hava kararmaya başlarken, Ligiya ile aynı saatte, aynı yerde buluşacağımız alışveriş merkezine gittim. Ligiya ile tekrar eve gittik. Fakat bu akşam farklı olacaktı, çünkü dışarıya çıkacaktık. Böyle dediğime bakmayın, oldukça normal bir ‘’dışarı çıkma’’idi. Ligiya, ev arkadaşı, ev arkadaşının Amerika’lı bir ‘’randevu’’su ve Couchsurfing’den buldukları 2 metre boyunca bir İngilizce çocukla birlikte geçirdiğimiz akşamın ilk kısmını bir barda bira içerek geçirdik. Sonrasında Reggeaton çalan bir ‘’club’’da bir kaç saat boyunca birbirimizi duyamadık. Akabinde ‘’after party’’ olan, ‘’underground’’ bir bara gittik. Saatler 04:00’ü gösterirken eve döndük. Her ne kadar lokal insanların kendi şehirlerinde gece hayatını nasıl yaşadıklarını deneyimlemekten keyif alsam da, tekrardan 04:00’e kadar dışarıya çıkma yaşında olmadığımı hatırladım.

Eve gidip, biraz da orada sohbet ettikten sonra, İngilizlerin de terimiyle, bir ‘’kütük’’ gibi uyudum. Yan odada Ligiya’nın ev arkadaşı ve Amerika’lı erkek arkadaşının sevişme seslerine rağmen (bu kadar seyahat edip farklı yerlerde kalınca, tüm bunlara alışıyorsunuz).

Sabah kalktığımda, her ne kadar tam dinlenmemiş olsam da, bir sonraki durağım olacak Antigua’ya giderken yolda uyuyacak olmayı hayal ederek yola çıktım. Ve burada geçirdiğim güzel iki gün ve çılgın bir geceyi de tecrübelerimin arasında koyarak.

Yorum yok

YORUM BIRAKIN