Dünyanın Yerlisi
 

Quito, Ekvador – Ekvator Çizgisini Geçerken

2,5 ay boyunca güney yarımkürede gezmemin sonuna gelmiş ve artık kuzey yarımküreye geçiyordum. Quayaquil’den Ekvator’a gece yolculuğumda güzel bir uyku çektikten sonra, sabahın erken saatlerinde soğuk Quito’ya indim. Hostumun evi şehirde değil, kırsal bölgedeydi. Yaklaşık 1,5 saat süren yol ve 2 otobüs, 30 dakika yürüme ve birkaç köpek kovalamasından sonra hostumun evine yaklaşmıştım.

Kırsal bölge olduğundan ötürü müstakil bir ev olacağından emindim, ama bu kadarını beklemiyordum. Gittiğimde turistlerin kırsal hayat özlemini giderdikleri, etrafı yemyeşil harika bir bina ile karşılaştım. Girdiğimde yavru bir inek beni karşıladı ve hayatımda ilk defa bir ineğin ev hayvanı gibi gelip kendini sevdirdiğine şahit oldum. Üzerime eve geldiğimde kedimin bana koştuğu gibi koşuyordu ve kendini sevdiriyordu.

Hostum Carlos henüz uyanmamıştı. Ben de evin bahçesinde oturup, gitgide ılıyan havanın tadını çıkartarak bekledim. 30 dakika geçmeden Carlos uykulu bir şekilde çıktı ve beni içeri aldı. Biraz sohbet, güzel bir kahvaltıdan sonra Carlos’a Quito’da neler yapabileceğimi sordum. Bu seyahatim boyunca genelde bir yere gitmeden önce internetten plan ya da araştırma yapmaktansa, gittiğimde orada yaşayan insanlardan tavsiye almayı hep tercih ettim.

Quito’da yapabileceklerimi söyledikten sonra, maalesef kendisinin bana katılamayacağın belirtti. Ben de bir çok şehirde uyguladığım stratejiyi uygulayıp şehrin ‘’Free Walking Tour’’una, yani bahşişle çalışan yürüyüş turuna katılmak üzere yola çıktım. Evden çıkarken tekrar yavru ineğin yanına geldim, o da bana doğru koştu. Bir güzel oynadıktan sonra, yoluma koyuldum.

Yine yaklaşık 1,5 saatten sonra şehir merkezine gidip yürüyüş turunun başladığı yere vardım. Turu yapacak rehber bizi beklerken, gelen turistleri tek tek selamlıyordu, farklı yönlerden gelen turistler de birbirleriyle sohbet ediyorlardı.

Tur rehberi ‘’hoş geldiniz’’ diyerek ve hem Quito ile ilgili, hem de yürüyüş turu konseptiyle ilgili kısa bir girizgah yaptıktan sonra tura başladık. Yaklaşık 5 kilometre yürüdüğümüz bu turda kapalı çarşıya gidip hayatımda daha önce hiç görmediğim meyvelerin ve doğal içeceklerin tadına baktım. Quito’nun tarihi binalarına girip ülkenin acı tarihini dinledik. Eskiden paranın basıldığı darphaneye gidip, Ekvador’un neden Amerikan Doları kullandığının hikayesini dinledik (özet olarak, hiperinflasyondan sonra bir politikacının aldığı ve insanların hiç mutlu olmadığı bir karar). Bir çok güzel yer ve bina arasında tek gidemediğimiz yer Quito’nun tepesinde, elinde taç tutan kadının heykeliydi. Hem gitmesi zor olduğu, hem de rehber tarafından o yolu yürümemiz önerilmediği için gitmedim.

Tur bittikten sonra rehber bizi merkezi bir yerde bırakarak teşekkür etti. Bahşişlerimizi verdikten sonra yavaştan farklı yerlere dağıldık. Bir kafede oturup, güzel bir kahve eşliğinde dinlendikten sonra, kaldığım eve geri döndüm.

Carlos evde çalışıyordu. Turumun nasıl geçtiğini sordu, tek kelime ile harika olduğunu söyledim. Ardından içinde güzel yemekler, içecekler ve harika bir sohbetin olduğu bir akşam geçirdik. Hayattan, işten, ilişkilerden bahsettik Carlos’la. Genç bir girişimci olan Carlos bir şeyler yapmaya çabalıyordu ve bunu iyi niyetle yapıyordu. Carlos’u dinlerken aslında hepimizin ne kadar birbirine benzediğini, hayallerimizin benzer olduğunu tekrar hatırladım ve tebessüm ettim.

Sohbetin sonuna geldiğimizde Carlos’a tekrar teşekkür ettim ve rahat yatağıma geçtim. Quito’dan sonra Ekvador’dan ayrılıp son ülkem olacak olan Kolombiya’ya geçecektim. Seyahatimin sonuna yaklaştığım için biraz buruktum ama biliyordum, her şeyin bir başlangıcı ve sonu olacaktı. Önemli olan bu sürecin tadını çıkartmaktı.

Bir sonraki sabah erkenden kalkıp Kolombiya sınırına doğru yola çıktım. Ülkeye girmeden sınırda gördüklerim beni dehşete düşürecekti.

Yorum yok

YORUM BIRAKIN