Dünyanın Yerlisi
 

Salta – Güney Amerika’lıların Hayvan Sevgisi

Arjantin’in iyice kuzeyine geleceğim bu durağa, Cordoba’dan yaklaşık 12 saatlik bir yolculuk sonunda vardım. Arjantin’deki sondan ikinci durağım olacak bu şehirde 1 gece geçirecektim. Sabahın erken saatinde geldiğim Salta’nın otobüs terminalinden Girişimcilik seminerimi vereceğim (evinde kalacağım hostum 14:00’e kadar evde olmayacağı için çantalarımı ofise bırakacaktım) ofise doğru yürüdüm.

Yaklaşık 3 km (25 dakika) süren bu yolculukta yepyeni bir Arjantin görmüştüm. Cordoba’ya kadar gördüğüm Arjantin oldukça Avrupai (insanların hemen hemen hepsi beyaz tenli ve yuvarlak gözlü) iken, Salta’ya adımımı atar atmaz bir çok insanın ‘’Indigenous’’ dedikleri, yerel halkın yüz hatlarına sahip olduğunu gördüm. Inca, Aztec gibi eski toplulukları temsil eden dikdörtgen çene, hafif çekik gözler, kırmızımsı tene sahip olan insanları gördükçe sonunda gerçek Güney Amerika’ya yaklaştığımı hissettim.

Ofise çantamı bırakıp semineri organize edeceğimiz Rodrigo ile biraz sohbet edip, telefonumun şarjını doldurduktan sonra bu ufak şehirde biraz yürümeye başladım. Oldukça diyagonel bir yapısı olan Salta’nın şehir merkezinde bol bol sokak sanatçısı, yemek satıcısı ve dilencisi vardı. Yürüyüşümde İsveç – Almanya maçına denk gelip yaklaşık 1000 Arjantinli ile birlikte izlemek, sosisli sandviç satan dükkanlarından sandviçime ikram ettikleri kırıntı kızarmış patatesi doldurmak ve lokal bir kafede kahve içmek gibi bir kaç keyifli aktiviteden sonra hostum evde olduğunu belirtti.

Bavullarımı ofiste alıp hostumun evine geçtim. Ufak ve tatlı bir evde yaşayan Delphi’nin bir de Akita köpeği vardı. Delphi İngilizce bilmediği için benim çat pat İspanyolcam ile anlaşmak durumunda kaldık. Biraz sohbet, biraz köpek sevmekten sonra seminerim için tekrardan ofise geçtim.

Keyifli bir seminerden sonra yiyecek birşeyler ve şarap alıp tekrar eve geçtim. Delphi ile şarap eşliğinde netflix’te sevdiği bir Fransız dizisini İspanyolca altyazı ile izledikten sonra yatmaya geçtim. Gecenin ortasında köpeğin havlayarak uyandırması (balkona çıkmak istiyordu) dışında gayet iyi bir uyku çektikten sonra, bir sonraki gün Salta’nın yürüyüş turuna katıldım. 6 turistin olduğu bu yürüyüş turunda rehberimiz bizlere Salta’nın egzotik kiliselerini, hayatları boyunca içinde bulunan rahibelerin dışarıya çıkmadıkları binaları, milyon dolarlık evleri ve güzel bir parkta ihtişamlı bir heykeli gezdirip hikayelerini anlattı.

Santiago’dan beri fark ettiğim başka bir şey ise, Güney Amerika’lıların hayvan sevgisiydi. Sokaktaki bir çok köpeğe bile kıyafet giydirilen Güney Amerika’da hayvanlara karşı çok iyi davranılıyordu. Bu yürüyüş turumuzda da üstünde ‘’kazak’’ olan bir köpek bizi tüm tur boyunca takip edip, kendisini hepimize tek tek sevdirmişti.

Turumuz bittikten sonra eve geçip, sonra hazırlıklarımı yaparken Delphi tekrar geldi. Kısa bir sohbet ettikten sonra bir sonraki durağım Jujuy’a (bu sefer yolculuk sadece 2 saat sürecekti) gitmek için bavullarımı topladım. Salta’ya geldiğim zamanki gibi, yine yürüyerek otobüs terminaline gittim ve Arjantin’deki son durağım olacak olan Jujuy’a yola çıktım.

Yoldayken de son kez arkamı dönüp bana Arjantin’in yeni yüzünü gösteren Salta’ya teşekkür ettim.

Yorum yok

YORUM BIRAKIN