Dünyanın Yerlisi
 

Santiago, Şili: ”Avrupa” Gibi Şehir

Uruguay’da keyifli bir hafta geçirikten sonra, Güney Amerika turumda 5. Ülkeme sıra gelmişti. Şili.

Sık sık ne kadar gelişmiş, ne kadar zengin ve ne kadar düzenli olduğu konusunda methini duyduğum Şili’yi açıkçası merak ediyordum. Kafamda muhtemelen Buenos Aires gibi Avrupa bir yer canlanmıştı.

Montevideo’da gece bindiğim uçağım yaklaşık 3 saatlik bir uçuşla Şili’nin başkenti Santiago’ya indi. 24 saat merkeze giden otobüslerine binip, merkezden de 5 km uzakta oturan hostum Kevin’in evine über ile gittim.

Kevin sağ olsun gece 3 olmasına rağmen beni beklemişti. Bir çok Güney Amerika ülkesinde olduğu gibi güvenlikli apartmanına girip, Kevin’in oda numarasını söylemiş, güvenlikte Kevin’i arayıp beni içeriye almıştı. 20 katlı apartmanın 14. Katında oturan Kevin kapının önündeydi.

Beni içeri aldıktan ve 10 dakikalık bir sohbetten sonra Kevin bana salondaki yatağı gösterip, yarın çalışacağını söyleyerek odasına geçti. Ben de sabah 08:30’da kalkıp 10:00’da yürüyüş turuna katılmak üzere uyudum.

Sabah kalkıp evden çıkıp, Santiago’nun güzel ama kalabalık metrosu ile merkeze geçtim. Sıkış tepiş metroda elimde kahve ve tostla hayatta kalmayı başardıktan sonra şehir merkezi olan (ve bir çok şehirdeki meydana verilen bir ad olan ) Plaza Des Armas’ta kırmızı ceketli rehberlerin yanına gittim. Yaklaşık 20 kişilik bir grubu toplayan rehberler 10 dakika içinde başlayacağımızı söylediler. Ben de fırsattan istifade meydandaki harika bir kiliseye girip 5 dakika içerideki güzelliği gözlemledim. Çıktığımda grubu toparlıyorlardı bile.

Yine her yürüyüş turunda olduğu gibi kısa bir girizgahtan sonra bizi 4 saat süren (30 dakikası öğle yemeği) uzun, yorucu ama çok keyifli bir tura çıkarttılar. 1973’teki askeri darbeden, ülkenin yaşadığı trajedilere, şu anki durumdan, binaların tarihine kadar bir çok ilginç bilgi verdikten sonra (hepsini anlatmayayım size, geldiğinizde dinlersiniz). Bu turdaki en enteresan hikaye, bazı kafelerin içinde seksi giyimli kadın garsonlarla hizmet verdiği olmuştu. Amerika’da Hooters gibi restoranlarda sık gözüken bu fenomenin burada da olması beni şaşırtmıştı. Kafelerden birinden içeri baktığımızda (camlar buğuluydu) kadınların gerçekten seksi giyindiklerini gördük. Günümüzde kadın hakları savunucularının bu duruma itiraz edip etmediğini sorduğumda ise, bu kafelerin on yıllardır olduğunu ve artık Şili’nin bir kültürü haline geldiğini belirtti rehber.

14:00 gibi turu bitirdi rehberimiz. Yürüyüş turlarında herhangi bir ücret sorumluluğu olmamasına rağmen hemen hemen herkes (ben de dahil olmak üzere) önerilen katkı payı olan 10 doları rehbere verdi.

15:00 de başlayacak derslerim için koşa koşa Kevin’in evine gitmeye başladım (kafelerin internetine güvenemiyordum), 4 km lik yolu 45 dakikada koştuktan sonra eve varıp derslerimi gerçekleştirdim.

3,5 saat yürümüş olmanın yorgunluğu ile 1 saat dinlendikten sonra tekrar evden çıkıp, merkeze olan 4 kmlik mesafeyi yürüdüm (dönüşte metroya binmeyi planlayarak). H&M’den bir kaç şey bakıp, Bill Clinton’ın diyet kola içtiği yerde (kötü bir) yemek yedikten ve Kevin’e süpermarketten hediye bir şişe şarap aldıktan sonra dönüşte de eve yürümeye karar verdim.

Eve vardığımda 33.000 adım ve 24 km ile MiBand’ımı aldığımdan beri (6 ay) İngiltere’de gerçekleştirdiğim 32.500 adımlık yürüyüş rekorumu kırmıştım. Son bir ayda yürümeye o kadar alışmıştım ki, bacaklarım ağrımıyordu bile.

İlk geldiğimde bir gün daha Santiago’da kalmayı planlıyordum. Fakat 4 saatlik geniş yürüyüş turumuzdan sonra bu şehirde çok da bir şey kalmadığını hissedip, bir sonraki gün Valparaiso’ya gitmeye karar verdim.

Son akşam Kevin’le aldığımız şarabı içip biraz daha uzun sohbet edebildik. Venezuela’lı bir gazeteci olan Kevin, hem homoseksüel olduğu hem de devlet karşıtı yazılarından dolayı gördüğü baskı yüzünden Venezula’dan kaçmış. Venezuela’nın özellikle son senelerdeki berbat durumu yüzünden çok çok üzgün olan Kevin konu hakkında kendi görüşlerini ve duygularını paylaştı. Aynı şekilde ben de Türkiye’nin siyasi konjönktürü üzerindeki duygu ve düşüncelerimi paylaştıktan sonra, günün yorgunluğu üzerime çöktü ve Kevin’den izin istedim.

Ve bir gün sonra, bir günde biriktirdiğim güzel anılar ve iyi bir cardio egzersizi ile bir sonraki durağım olan Valparaiso’ya doğru yol aldım.

Yorum yok

YORUM BIRAKIN