Dünyanın Yerlisi
 

Sheki & Qabala & Baku, Azerbaycan – Düğün & Dernek ve Play Station

Daha önceki yazılarımda Bakü ile ilgili bir blog paylaşmıştım. 2012’de gerçekleştirdiğim Bakü seyahatim bir konferans için olduğu için, bir çok konferans ziyareti gibi ‘’havalanından arabayla alındım – otele geçtim – konferans başladı – bir gün biraz gezdirdiler – konferans bitti ve havaalanına geri döndüm’’ ekseninde geçmişti. Yani tam anlamıyla bir seyahat değildi. Fakat harika bir hafta geçirmiş ve harika insanlarla tanışmıştım. İkinci Azerbaycan seyahatime sebep olacak ve onu daha anlamlı kılacak insanlarla.

2018’in Kasım ayında gittiğim Azerbaycan’a 2012’deki NATO konferansında tanıştığım ve iyi arkadaş olduğum İlkin’in düğünü için gittim. En azından asıl amaç oydu. Ama bir çok seyahatimde yaptığım gibi, günlerimi biraz uzatıp Azerbaycan’ın görmediğim yerlerini görmeye karar verdim.

Bu yüzden 1-2 günlük git-gel yapmak yerine, Azerbaycan’da 1 hafta geçirmeye ve Sheki & Qabala şehirlerini de görmeye karar verdim.

Bakü’de indikten sonra, hiç vakit geçirmeden otobüs terminaline gidipi Sheki otobüsüne bindim. 6 saat süren bu yolculuk, 3 saatlik uçak yolculuğunun üstüne ağır gelse de, otobüste oynadıkları Azeri filmi ve otobüstekilerin filme interaktif katılımıyla oldukça eğlenceli geçmişti. Benim yabancı olduğumu anlayan (özellikle de Türk olduğumu anlayınca) her ‘’gülünmesi gereken’’ sahnede bana bakıp tepkimi ölçüyorlar, eğer ben gülüyorsam daha da mutlu oluyorlardı.

Komik olan başka bir olay ise, otobüs kalkmadan, kulaklık satan satıcılar otobüsteki potansiyel müşterilerle konuşurken kulaklıklarının kalitesini ölçmek için benim telefonumu istediler. Telefonuma bakarken birden satıcılardan biri bana dokunda ve telefonu rica etti. Ben de ‘’bilmediğim bir sebepten’’ dolayı telefonu ona verdim. Satacağı kulaklığı benim telefonuma takıp müşterisine müzik dinletip kulaklığın kalitesini kanıtladıktan sonra telefonumu geri verdi. Her ne kadar iyi niyetle telefonumu alsa da, böyle bir şekilde telefonumu istemesi (ve benim de bunu kabul etmem) gülünç bir durumdu.

Hava iyice karardığında vardığımız Sheki’de kalacağım hostele varıp çantalarımı bıraktıktan sonra, hostelin sahiplerinden olan genç bir çocuk arkadaşlarıyla playstation oynayacaklarını, istersem gelebileceğimi söyledi. Ben de yerel insanlarla vakit geçirme fırsatını kaçırmayan biri olarak seve seve kabul ettim. Ufak bir playstation kafeye doluşmuş, küfür eden, bağıran ve tezahürat yapan erkeklerle birlikte PES 2013 adlı oyunu oynadık. Yine Türk olduğumu anlayan kafedekiler bana oldukça ilgi gösterdi ve bol bol Türk popüler kültüründen alıntılar yaptılar (örnek olarak, içerik içinde bir dizi ismi kullanıp beni güldürmeye çalışmaları. Yanımdaki birinin birden ‘’Fatmagül’ün Suçu Ne?’’ diye bağırıp, kahkaha atıp sonra benim tepkimi ölçtüğünü görüyordum).

Tabii ki bir de dil mevzusu vardı. Azerilerin çoğu bizi anlayabilseler de (bol bol Türk televizyonu izlemelerinden dolayı), Azeri dili Türkçe’ye o kadar da yakın bir dil değil. Türkçeye o kadar hakim olmayan bir Azeri ile anlaşmanız oldukça zor. Gençler Türkçe’ye daha hakim olsa da, özellikle yaşlı insanlarla iletişim kurmak oldukça zor olabiliyordu (çoğu Rusça’ya oldukça hakim, fakat Türkçe’ye değil). Playstation oynarken de aynı sorunu yaşıyor, birbirimize sorduğumuz soruları ve ya verdiğimiz cevapları birkaç kere tekrarlatabiliyor ve bazen hiç anlayamayabiliyorduk.

Bol playstationlı, küfürlü ve Azeri’celi bir geceden sonra günün yorgunluğunu güzel bir uykuyla atıp, bir sonraki gün Sheki’nin güzel yerlerini gezdim. Sabah evlenecek arkadaşım İlkin’in bir arkadaşıyla buluşup, bir Azeri restoranında lezzetli fakat inanılmaz yağlı bir yemek yedik. Toprak tasta gelen, önce yemeğin yağını ekmekle yedikten sonra içindeki et, nohut ve bir çok şeyi ayrıca yediğiniz, muhtemelen 1000 kalori olan bu yemeği yedikten sonra kendime gelmem 3-4 saat sürdü (sürekli uykulu ve susuz hissediyordum). Kendime geldikten sonra Sheki’nin tarihi binaları ve güzel sokaklarında yürümeye başladım.

2-3 saat süren yürüyüşümden sonra yemeğin de ağırlığıyla akşama dayanamadan yatağıma geçip birkaç saat uyudum. Sonrasında akşam tekrar bir playstation partisi yaptıktan sonra, Couchsurfing’den tanıştığım bir Azeri çocukla buluşup, bir yerde çay içtik. Burada da şunu fark ettim ki, hemen hemen her kafe ve her evde çayla birlikte şeker, marmelat türü şeyler sunuyorlar size. Ve çaylarını limonla içiyorlar. Ve evet, inanılmaz derecede çay içiyorlar.

Beni bırakmadan bana bir hediye almak isteyen Orkhan, beni Sheki’nin ünlü bir helvac dükkanına götürüp, bir paket helva alıp bana hediye etti. Genel olarak zaten Azeri insanlarının iyi niyetinden ve misafirperverliğinden bahsetmeme çok gerek yok. Yabancılara (özellikle Türklere) karşı inanılmaz samimi, misafirperver ve iyi niyetliler.

Bir gün sonra Sheki’ye yakın bir köyde, ünlü Arnavut kilisesine gittim. Bu mevsimde Azerbaycan’da çok sis olduğu için, köy de biraz korku filmlerini andıracak bir şekilde gri ve sisliydi (10 metre önünüzü göremeyeceğiniz kadar). Sislerin arasından yürüyerek (ve Google maps sayesinde) bulduğum Arnavut kilisesini ziyaret ettikten sonra bir sonraki durağım olacak Qabala şehrine gitmek üzere hostelden çantalarımı alıp, otobüs terminaline gittim.

Sıkış tepiş bir minibüste şehrin 5 km uzağında bırakıldıktan sonra taksiye minibüse verdiğimden daha fazla para verip Qabala’da kalacağım (couchsurfing) arkadaşımın evine vardım. Evde biraz oturup sohbet ettikten sonra ev sahibimin ‘’ne yapmak istersin?’’ sorusundan sonra gelen ‘’playstation’a gidelim’’ sorusunu gülerek kabul ettim. Görünüşe bakılırsa tüm seyahatim büyük bir playstation turnuvası olacaktı. Aynı şekilde gidip, futbol oynayıp, küfür kıyamet içinde oyunumuzu oynadıktan ve Türkiye’ye gelmiş Azerilerin ‘’ben Antalya’da yaşadım’’ ya da ‘’Türk kız arkadaşım vardı’’ hikayelerinden sonra tekrar eve döndük. Eve dönmeden gittiğimiz bir restoranda hayatımın en güzel etlerinden birini yediğimi de belirtmek isterim.

Bir gün sonra her ne kadar Qabala’da gezip, teleferiğe binip bu güzel şehrin manzarasını izlemek istesem de, korkunç sis maalesef buna izin vermedi. Ben de Bakü’ye doğru yavaş yavaş ilerlemeye karar verdim. Fakat bir macera deneyecek ve otobüse binmek yerine otostop yapacaktım. Araba bulması kolay bir köşede ilk otostop çektiğim araba durmuştu. Fakat bu sevincim arabanın 30 km ilerdeki bir köye gidecek kadar olmasıyla kursağımda kalmıştı. Olsun, oradan başka araba bulurdumdu.

Buldum da. Bu arada beni oradan ta Bakü’ye kadar götürdü. Ama bu (ki bindiğimde anlamıştı) otostop değil, biraz daha taksi niteliğinde bir arabaydı. Sisli yollardan geçip, 4 saatte Bakü’ye vardıktan sonra indiğimizde verdiğim 10 manatı (30 TL) beğenmeyen şoför, kızarak 20 manat (60 TL istedi). Her ne kadar başta bir şey dememesine kızsam da (muhtemelen benim bildiğimi varsaymıştı), yine de özel arabayla 4 saatlik bir yolculuk için oldukça iyi olan bu ücreti kendisine takdim ettim.

Bakü’de kalacağım hostelime geçtikten sonra (hosteli couchsurfing’den bulmuştum, o yüzden bir ücret vermeyecektim), NATO konferansında tanıştığım ve son aylarda eğitmen olarak birlikte çalıştığım Gular ile buluştum. Beni hostelin önünden alan Gular, çok güzel bir yerde akşam yemeğine götürdü. Uzun süre sonra yüz yüze görüşme mutluluğunu yaşadığım Gular ile çok keyifli ve güzel sohbetli bir akşam geçirdik. Yemekten sonra Bakü’nün güzel sahil boyunda güzel bir yürüyüş yapıp Bakü’nün güzel merkezinde bir kahve içtik. Sonrasında hostele döndüğüm akşamın sonraki gününde yine NATO konferansında tanıştığım ve evlenecek olan arkadaşım İlkin’le buluşacaktım. New York’ta yaşayan ve BM’de çalışan İlkin Azeri bir kızla evlenecekti ve düğün Bakü’de olacaktı.

Bir gün sonra İlkin, eşi Sabina ve bir arkadaşı ile buluştuk. Düğün telaşı olacağı için İlkin’i çok meşgul etmemekti niyetim. Fakat sağ olsun, tüm bu telaşın içinde bile benimle olabildiğince vakit geçirdi İlkin. İlk günü hemen hemen hep birlikte geçirdikten ve arayı kapattıktan sonra, akşam vereceğim konferans için İlkin’lerden ayrıldım. Bahsettiğim konferans ‘’Girişimcilik Hikayeleri’’ adında verdiğim ve seyahatlerimde de genel olan, o ülkedeki ortak çalışma alanlarıyla birlikte düzenlediğim etkinlik serisi.

Düğüne kadar ki 3 gün boyunca, 2 konferans verip, bu konferanslarda da güzel insanlarla tanıştım. Hatta konferanslarımdan birine 5 sene önce Gürcistan’dayken hostelde tanıştığım Kemal isimli bir arkadaşım katılımcı olarak gelmişti. Sonrasında oturup bir şeyler içtiğimiz Kemal, beni ailesinin yaşadığı köye davet etti.

Kemal’in köyüne gideceğimiz günün öncesinde, Azerbaycan’a asıl geliş sebebimin günü gelmişti. İlkin’in düğünü. Bir çok detay verebileceğim bu gün özet olarak, benim İlkin’in evine gelişim, akrabaların ve arkadaşların evde toplanışı, İlkin’in takım elbisesi ve sinek kaydı tıraşıyla eve gelişi, düğün arabasını uzuuun bir süre bekledikten sonra gelinin evine gidişimiz, gelini evden davul zurnayla alışımız, sonrasında hep birlikte düğün salonuna gidişimiz, İlkin’in arkadaşları masasına oturtuluşum ve diğer bir yabancı olan İspanyol bir kızla yanyana oturtuluşum, düğünde 3 şarkıcının arkalarında ufak bir orkestra ile dolu dolu bir performans sergilemesi, bol bol yemek ve alkol olan bir masa, garsonların bizim kendi suyumuzu bile koymamıza izin vermeyip, tüm servisi kendileri yapmaları (bir keresinde suyumu koyarken garson gelip, şişeyi elimden alıp suyu kendisi koydu), bol bol Azeri dansı, düğünün ortasında kocaman bir Azeri bayrağının ortaya çıkıp sallanması ve gecenin 00:00’e doğru bitmesiyle tamamlandı.

Yani, harika bir akşam geçirmiştik. Hatta İlkin için bir konuşma yapıp, sonrasında sahnede ‘’Gel Ey Seher’’ şarkısını, düğünün muhteşem orkestrasını arkama alıp söyledim.

Bu yorucu ama çok keyifli günden sonra bir sonraki günde Kemal’le anlaştığımız üzere, 3 saat uzaklıktaki köyüne gittik. İran sınırına 1 saat uzaklıktaki bu köyde Kemal’in ailesi bana adeta prensler gibi bakmıştı. İlk vardığımızda Kemal’in dedesi ve anneannesi ile tanıştım. Dedesi çok yaşlı olduğu için çok tepki vermiyor ve televizyonun önünde oturuyordu. Fakat anneannesi yaşına rağmen çok enerjik bir kadındı. Beni gelir gelmez öpücüklere boğan, kafamı okşayan ve artık evlenmem gerektiğini söyleyen bu anneanne’nin bana olan şefkati (ve hayat tavsiyeleri) tüm gün sürmüştü. Açıkçası bu kadar şefkat görmek bana iyi de gelmişti. Mangalda ördek yediğimiz, bol bol çay içtiğimiz ve sohbet ettiğimiz keyifli bir günden sonra Bakü’ye dönmek üzere yola çıkmıştık. Gitmeden Kemal beni kuzeniyle tanıştırmak istediğini söyledi. Onun da seyahat eden, kültürlü biri olduğunu ve tanışmamızın güzel olacağını düşündüğünü söyledi. Ben de seve seve kabul ettim.

Ayak üstü gerçekleşen bu görüşmede beni en çok etkileyen şey, sadece 5 dakika sohbet etmemize rağmen Kemal’in kuzeninin koşarak eve gidip bana hediye olarak konyak şişelerinden birini vermesiydi. Konyağımla döndüğüm Bakü’de, son akşamımı tekrar ilk akşam buluştuğum Gular ile, fakat bu sefer eşi ve ailesi eşliğinde geçirdim. Gittiğim her misafirlikte bol bol yediğim gibi, misafir olduğum Gular’larda da ziyadesiyle yedikten sonra, oturup sohbet ettik. Sohbetin ortasında Gular’lar bir an kayboldular. Ve salona ellerinde bir pasta ve mumlarla geldiler. Doğumgünüm olan ve bugünün tarihi olan 22 Aralık’ı unutmayıp bana yaptıkları bu sürpriz, beni oldukça duygulandırdı. Yemekten sonra Bakü’nün ateş kuleleri, sönmeyen ateşi ve şehitliği gibi yerleri gezdiren Gular ve eşi, sonrasında beni kardeşlerinin barına götürdüler.

Burada Gular, eşi ve tanıdığım iki eski arkadaşım Nazrin ve Günel ile birlikte son akşamımızı geçirdik. Otele dönmeden İlkin görüşmek istediğini söyledi. Her ne kadar düğün sonrası yorgun olduğunu tahmin ettiğim ve rahatsız etmek istemediğimi söylesem de, İlkin’in ısrarı üzerine otelin yakınlarında bir kafede buluşup çay içtik.

Ve böylece bir çok insanla tanıştığım, harika bir düğünde yer aldığım, şarkı söylediğim, bir çok eski arkadaşı tekrar gördüğüm, anneanne şefkatine doyduğum, bol bol yemek yediğim, inanılmaz şekilde misafir edildiğim, benim için sürpriz doğum günü partisi düzenlene ve inanılmaz keyif aldığım bir haftayı tamamladım.

Daha önce de dediğim gibi, seyahatlerimde kuru kuru sadece seyahatin ‘’amacı’’na yönelik gitmekten sonra, biraz daha vakit ayırıp, hem yeni insanlarla tanışmaya açık olup, hem de eski arkadaşlarla hasret gidermeyi ve bu arada bol bol deneyimlemeyi, görmeyi ve yaşamayı tercih ediyorum.

Her zaman yaptığım gibi, tıpkı bir ‘’Dünyanın Yerlisi’’ gibi.

Yorum yok

YORUM BIRAKIN