Dünyanın Yerlisi
 

Şimkent, Kazakistan – Soğuğa Doğru

Taşkent’e 3. gelişimdi. Eğitim için sık sık geldiğim Özbekistan’da, eğitimim bittikten sonra yeni yerlere (hem ülke içinde hem de komşu ülkelerde) gitmeye çalışıyordum. Bu ziyaretimde Türkmenistan vizesine başvurup şansımı denemiştim. Fakat kapalı bir ülke olmasıyla tanınan Türkmenistan’dan maalesef vize alamamıştım.
Ben de güney yerine kuzey’e gitmeye karar verdim ve Taşkent’ten otobüsle 3 saat yakınlıktaki, Kazakistan’ın bir şehri olan Şimkent’e gittim.
Taşkent’teki otobüs garından bir otobüse binip, yaklaşık 1 saat kadar sınırdaki prosedürleri halledip, toplamda 4 saat sonra Şimkent’e vardım.
Taşkent’ten Aktau’ya kadar gitmeyi ve bu arada da bu uzun mesafede belli aralıklardı şehirlerde 1-2 gün kalmayı planlıyordum. Şimkent’te bu şehirlerin ilkiydi.
Açıkçası Şimkent’in ismini daha önce duymamıştım. Gittiğimde ise inanılmaz modern ve keyifli bir şehirle karşılaştım. Çok güzel bir hostelde 2 gün geçirip, Şimkent’te, Özbekistan’da yapamadığım şeylerin keyfini çıkarttım (buna KFC’den yemek ya da Starbucks’a gitmek de dahildi). Yoğun bir eğitimden çıktığım için, Şimkent’te daha kafamı dinleme temalı kaldım ve genel olarak şehirde yürüdüm.
Güzel bir kaç parkına gidip, güzel bir kaç binanın etrafında yürüdüm. Hostelime yakın bir AVM’ye sık sık gidip, bir kafede oturup, tek başıma olmanın tadını çıkarttım.
Seyahatlerimde belli aralıklarla yalnız olmanın ve pek bir şey yapmanın benim için önemi büyük. Hem uzun seyahatlerde kendimi şarj etmeme yarıyor hem de seyahatte edindiklerimin yansımasını yapmama izin veriyordu.
Şimkent’te yaşadığım en enteresan tecrübe de, Kazak telefon hattı alma maceram oldu. Birçok (hatta gittiğim hemen hemen her) ülkede olduğu gibi, bir telefon bayisine gidip ‘’Hat almak istiyorum’’ deyip, parasını verip hat alacağımı düşünüyordum.
Fakat öyle olmadı.
Daha doğrusu, Kazakistan’a ilk gittiğim zamandan aldığım bir hat (yani sim kart) vardı. Fakat 1 aydan sonra pasaportunuzla gidip kayıt yapmanız gerekiyormuş. Ben de hattını aldığım firma olan Tele2’nun ofisine gittim. Gittiğimde şok edici bir manzarayla karşılaştım.
İçerisi bir telefon hattı bayisinden çok bir devlet hastanesine benziyordu. Farklı gişelerin önünde onlarca insan istif olmuş ve ufacık dükkan yüzlerce kişiyle doluydu.
‘’Bu kadar kişinin telefon hattıyla ne işi olabilir?’’ Diye sordum kendi kendime.
Sıradan bir numara aldım. 85 numarayım. Şu an işlem yapan kişi ise 50 numaraydı. Yani uzun bir süre oradaydım.
Uzun lafın kısası, yaklaşık 1 saat bekledikten sonra, sıra bana geldi (insanlar saygılıydı Allah’tan, hiç bir itişme kakışma ya da sıra kapma denemesi olmadı) ve işlemimi halletmek için gişeye gittim. Bir kaç kafa karışıklığından sonra (Kazak kimliği istiyorlardı, ben de Kazak kimliğim olmadığını anlatmakta zorlanıyordum), işimi halledip temiz havayı bol bol içime çektim.
Şimkent’teki son akşamımda da şehrin yaya yolundaki harika ışıklarla bezenmiş sokağında yürüyüp, Couchsurfing’de tanıştığım bir Kazak ile akşam yemeği yiyip, hostelime geçtim.
Bir sonraki durağım Şimkent’ten trenle 12 saat yolculukla varacağım Kyzl-Ordi olacaktı. Ve hava çok soğuyacaktı.
Yorum yok

YORUM BIRAKIN