Dünyanın Yerlisi
 

Slovenya – Genç Perçin

Slovenya’ya daha önce gitmiştim. Ama taaa 2008’de gitmiştim. Üniversitemin son yılında, üyesi olduğum AEGEE’nin genel toplantısı için.
Ve tam da bu yüzden Slovenya’nın benim için anlamı çok büyük. O toplantıda benim 4 senelik Belçika maceramı başlatacak olan, AEGEE’nin ana yönetim kuruluna seçilmiştim.
Tam 12 sene sonra, benim için anlamı büyük olan bu ülkeye tekrar gelmek, hem güzel hem de nostaljikti.
Sadece bir kere Slovenya’da bulunduğum ve onda da vaktimin çoğunu genel kurulumuzda geçirdiğim için, sadece Ljubljana’yı bir kaç saat görme fırsatım olmuştu.
Bu sebeple Avusturya’dan Hırvatistan’a geçerken, bir kaç gün de olsa, Slovenya’da tekrar vakit geçirmek istedim.
Graz’dan bir otobüsle yaklaşık 50 dakika gibi kısa bir yolculukla Maribor’a gittim. Şirin, sessiz bir şehirdi Maribor. İsviçre gibi ülkelerden sonra Slovenya’nın neredeyse yarı yarıya ucuz olması da güzel bir ekstra olmuştu.
Maribor’daki akşamımda kalacağım yere çantalarımı bıraktıktan sonra bir yürüyüşe çıktım. Yaklaşık 1 saat içinde Maribor merkezin hemen hemen her yerine gitmiştim. Sonrasında güzel bir kafe’de kahve içip, kalacağım yere döndüm. Sabah kalkıp, bu sefer sokaklarda insan olan haliyle yürüdüm aynı yerleri.
Bir gün sonra Ljubljana’ya gidiyordum. Blablacar ile aynı konsepte sahip olan, lokal bir araba paylaşım sitesiyle. 4 Slovenya’lı ve 1 ben, 1,5 saatlik bir yolculukla Maribor’dan Ljubljana’ya gittik.
Ljubljana biraz daha büyük, biraz daha turistikti. Yine akşam ve sabah yürüyüşleriyle bu güzel şehrin sokaklarında yürüdüm. Her adımımda 2008’deki anılarımı hatırlamaya çalıştım.
Ve sonra 2008’de yemek yediğimiz McDonalds’ı gördüm, tam şehrin merkezinde. İçeri girdim, oradaki genç Perçin’i hayal ettim.
Orada oturmuş, zafer mutluluğuyla, arkadaşlarıyla birlikte hamburgerini yiyordu. O günden bu güne yaşayacaklarından habersiz.
Tüm trajedileriyle, tüm güzellikleriyle hayata sımsıkı sarılacağından.
Oradaki genç Perçin’e baktım. Hamburgerinden bir ısırık almadan önce birden bana baktı. Gülümsedi.
Tüm masumiyetiyle hayatında olacaklarıyla ilgili heyecanlıydı.
Ben de ona gülümsedim. Sessizce ‘’hoşçakal’’ dedim ve oradan çıktım.
Sonrasında son bir kez daha yürüdüm bu güzel şehrin sokaklarını.
Akşamında bir sonraki durağım olacak olan Hırvatistan’a doğru yola çıkmadan önce.
Yorum yok

YORUM BIRAKIN