Dünyanın Yerlisi
 

Tebriz, İran

Tehran’dan uçağım kalkmadan önce orada beni misafir edecek olan Amir yazmıştı.

‘Seni havaalanından alacağız’.

Amir daha önce hiç tanışmadığım, couchsurfing’den bulduğum biriydi. Buna rağmen geçireceğimiz bu iki günde 40 yıllık arkadaşım gibi davranacaktı bana.

Havaalanından bir arkadaşlarının arabasıyla aldılar beni. Bizim Tofaş’tan bozma bir arabayla şehir merkezine gitmeye başladık. Tebriz Tehran’ın aksine daha tarih kokan, mimarisi daha özenli ve daha güzel bir şehre benziyordu. Aç olup olmadığımı sordular. Aç olduğumu söyleyince eve gitmeden bir restorana getirdiler. Menuden hiçbir şey anlamadığım için ‘benim yerime karar verin, ben her şeyi derim’ dedim ve kendimi Amir ve arkadaşının ellerine bıraktım. Kocaman bir tavuk kebap, bol bol pilav, 10 kişiye yeterecek kadar tereyağı (tereyağının büyüklüğüne onlar bile şaşırmıştı) ve 2 litrelik pet kolayla güzel bir öğlen yemeği yedik. Tam cüzdanımı çıkaracakken ‘asla’ deyip elimi tuttular ve gidip hesabı ödediler. Daha önce Hindistan’da da tanık olduğum gibi, bu çocuklar öğrenci olmalarına ve iki kuruş paraları olmasına rağmen bir şey ödememe kesinlikle izin vermiyorlardı.

Güzel yemeğimizden sonra Amir’in evine bavulları bırakıp, arabalarını evin orada bırakıp merkeze doğru çıktık. Farklı duraklara giden taksi dolmuşlardan birine binip, yine Türkçe müzik eşliğinde tın tın merkeze doğru gittik. Tebriz merkezinde 95% erkek olan kalabalıkta yürürken burada insanların Farsça değil, Azeri Türkçesi konuştuğunu gördüm (benimle konuştuklarında daha iyi anlıyordum ama birbirleriyle konuştuklarında hiçbir şey anlamıyordum).

‘İki kişiyi daha alacağız, onlar da bende kalacak’ dedi Amir bizi gezdirirken. Birkaç kapalı pazara, sokağa ve dükkana girip çıktıktan sonra Amir’in yine Couchsurfing’den bulduğu iki Danimarkalı çocuğu almaya gittik. Tam geldiğimiz zaman çocuklar da İran’lı bir adamın arabasında geldi. Çocuklar adama otostop çektiklerini sanarlarken adam bunları korsan taksi niyetine getirdiği için kibarca çocuklardan para istedi. Çocuklarda para lafını duyunca ‘çoook teşekkür ederiz’ nidalarından birdenbire ‘haydaaa’ moduna girdiler. Fakat hem getiren adam hem de çocuklar kibar oldukları için parayı verip, birbirlerine teşekkür edip ayrıldılar. Sonraki gün çocuklar Amir’e bir kağıda Farsça ‘biz otostopçuyuz, para ile değil, bedava götürmenizi rica ediyoruz’ diye yazdırdılar. Danimarkalı çocuklarla beraber tekrar eve gidip bavulları bıraktık.

Bir gün sonrasında Girişimcilik üzerine bir seminer ayarlamaya çalışıyordum Tebriz’de. O günün akşamı kontakta olduğum eğitim firmalarından biri dönüş yaptı ve görüşmek istediklerini söylediler. Amir’in evinin önüne arabayla gelip beni aldılar. Tebriz’de başka tanıdıklarımın da olduğuna şaşıran Amir’e durumu kısaca anlattım ve gelen arkadaşların arabasına bindim. Harshid ve Elif isimli iki arkadaş ile arabada kısaca sohbet edip anlaştık, yarın etkinliği yapacaktık. Akabinde bir AVM’ye gidip pizzalarımızı yerken Elif sayfalarından etkinliği girdi.

Etkinliği 24 saatten az bir sürede organize etmemize rağmen yaklaşık 20 katılımcı geldi. Genelde anlattığım şekilde girişimcilik hikayemi anlattıktan sonra hem Türk olduğum, hem de konuşmacı olduğumdan dolayı katılımcılardan yoğun ilgi gördüm. Birçoğu hem konu ile ilgili hem de Türkiye’yi görmek ile ilgili isteklerini belirtip, hepsi bir yemeğe, şehir turuna ya da onlarda kalmam konusunda davet etti. Ben de maalesef bir gün sonra ayrılacağımı söyleyip hepsini reddetmek durumunda kaldım.

Konferans öncesi de yine Amir, arkadaşı ve Danimarkalı iki yeni arkadaşımla Tebriz sokaklarını arşınlayacaktık. Tam olarak arşınlayamadık çünkü hava -5 dereceydi ve korkunç derecede kar yağıyordu. Tebriz müzesine girdiğimizde tertemiz olan hava müzeden çıktığımızda ‘The Day After Tomorrow’ filmine dönmüştü adeta. Bu karı görünce İran ile ilgili başka bir önyargım daha yıkılmıştı. Tüm İran çöllerle dolu sıcak bir yer değildi.

Müze çıkışı Amir’in karlar altında kalan arabasını alıp, Amir daha önce hiç karda araba kullanmadığı için saatte 20 km ile gidip Amir’in evine vardık. Eve girmeden önce yakında bir kebapçıdan kebap ve pilav porsiyonu kişi başı 3 TL’ye alıp eve geçtik. Sonrasında da söylediğim gibi konferans için ayrıldım. Danimarkalı çocuklardan biri ‘ben de gelmek istiyorum’ deyip bana katıldı. İran’ın Uber’i olan ‘Snapp’ isimli bir uygulamadan çağırdığımız taksi şoförü Türk olduğumu duyunca para almamaya kalktı. Israrlarım sonucu paramı verip konferansıma doğru ilerledim.

Bu harika konferanstan sonra tekrar Amir’in evine döndüm ve bir gün sonra sabah erken saatte Tebriz’den Van’a gidecek otobüsüme hazırlanmaya başladım. Sabahın köründe kalkıp, taksiye binip otobüs durağından bir vana binip, 18 kişinin 17’sinin İran’lı ve bir tek benim Türk olduğumuz yolculuğa başladık. Aracın en arkadaki 4 lü koltuğunun sağına geçmiştim, ben den sonra da 3 Tebriz’li genç araca bindi. Yabancı olduğumu anlayınca nereli olduğumu sordular. Türk olduğumu öğrenince de koyu bir muhabbet başladı. Ben tüm yolculuğu uyuyarak geçirmeyi hedeflerken ilk başta bu sohbetin içinde kalmaktan her ne kadar hoşnutsuz olsam da, sonrasında çok keyif alarak devam ettim. Evden yaptırdıkları börek, çay, tatlı vs her şeyi paylaşan bu gençler Van’a ‘zamparalığa’ gittiklerini söylediler ve bildiğim ‘yerler’ olup olmadığını sordular. Hem Van’a ilk defa gittiğimi hem de öyle ‘yerleri’ bilmediğimi söyleyince üzülseler de, sohbetimize devam ettik.

İran-Türkiye sınırına geldiğimizde araçtan indik ve yürüyerek devam ettik. Sınırda sigara kaçakçılarıyla birlikte güzel güzel beklerken birçok kaçakçıdan torbalarını taşıma teklifi aldık. Tüm bu teklikleri reddederek sırada ilerledik. Sınırda, arabada olduğu gibi herkes İran’lı, bir tek ben Türk’tüm. Bu yüzden sınır polisi pasaportumu görünce beni biraz lafa tuttu, bunun da sebebi muhtemelen aksanımı dinleyip pasaportumun orijinal olup olmadığını anlamak içindi. Sonrasında bavulları detektörden geçirirken de oradaki polis ‘sen ne iş yapıyorsun’ diye sordu. İşimi söyledikten sonra da ‘hmm, buraya genelde gelen profilden farklısın’ diye cevap aldım.

Sınırda aracımızın önündeki araç ihbar aldığı ve A’dan Z’ye tarandığı için karlar altında 1 saatten uzun süre bekledik. Allah gerçekten kimseyi soğukla imtihan etmesin. Çocuklarla sohbet edip kaçak sigaralarımızı içerken çocuklardan biri şunu söyledi.

‘Ya tüm yolda sohbet etmeye çalıştık. Biz burada 3 kişiyiz ve sen 1 kişisin. Ama hep biz senin dilini (Türkçe) konuşmaya çalıştık, sen hiç bizim dilimizi (Azerice) konuşmaya çalışmadım. Bu haksızlık değil mi?’

Bu cümle beni çok etkilemişti ve çok güzel bir yere parmak basıyordu. Ben de cevap olarak nasıl İngilizce’nin dominant bir dil olduğundan dolayı bir İngiliz ile görüşünce onun bizim dilimizi konuşması değil de, bizim onun dilini konuşmamız bekleniyorsa, sanırım aynı şekilde Türkçe burada daha dominant dil olduğu için aynı durum burada yaşanıyor dedim.

Tabii bu sohbet böyle yazdığım kadar akıcı geçmedi. Her konuştuğumuzda ben onların ne dediğini tahmin etmeye çalışıyordum, aynı şekilde de onlar benim dediklerimi tahmin etmeye çalışıyordu.

Ve böylece hem Tebriz hem de 1 aylık seyahat maceramı sonlandırıyordum. İlk defa geldiğim Van’da olduğuna çok şaşırdığım ‘Van Backpackers Hostel’de çok güzel bir akşam geçirdim. 1 aylık seyahat çok keyifliydi ve harika anılar bıraktı. Ama açıkçası ülkeme dönüyor olmak güvende ve iyi hissettiriyordu. Kimseyle anlaşmaya çalışma derdi olmadan, neyi nereden isteyeceğini bilerek ve bir sorununu aksettirebilmek iyi bir histi.

Bu seyahat bana ayrıca gerçekten bizim şanslı insanlar olduğumuzu hatırlattı. Yani İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de yaşayan sen ben gerçekten dünyanın %90’ından daha iyi şartlarda yaşıyoruz. Bir sonraki öğünümüzü dert etmiyoruz, istediğimiz şeyi (nispeten) yapmakta özgürüz ve gerçekten çalışırsak iyi bir hayat kalitesi tutturabiliyoruz. Bu sebeple her gezdiğimde ne kadar şanslı olduğumu tekrar hatırlıyor ve bunu kulağıma küpe ederek etrafıma katkı sağlamaya çalışıyorum.

Buna vesile olan bu harika seyahatime ve son durağım olan Tebriz’e de teşekkür ederim.

Yorum yok

YORUM BIRAKIN