Dünyanın Yerlisi
 

Tegucialpa, Honduras – 24 Saatten Az Durunca

San Salvador’dan sonra direkt Tegucialpa’ya gitmemiştim. Öncelikle, sancılı bir yolculuk sonunda, El Salvador sınırındaki San Miguel’e gitmiştim. 

Taksicinin beni San Salvador’da yanlış terminalde indirmesiyle başlayan maceram, bindiğim otobüsün yolun çeyreğinde beni bırakıp, hiçbir yerin ortasındaki bir kasabada beni bırakmasıyla devam etti. Bir çok kişiye sorduktan (İspanyolcam sağ olsun) ve 2 otobüs değiştirdikten sonra, akşam saatlerinde San Miguel’e vardım.

Burada hostum Lissette isminde bir kızdı. Otobüsten inip, bir Burger King’de internete bağlandım. Lissette bana evde olduğunu ve oraya gelebileceğimi söyledi. Yaklaşık 30 dakika yürüme mesafesinde olan evine yürüdükten sonra kapının önüne geldim. Kapıyı çalıp zile bassam da, kimse açmadı. Ben de kitabımı elime alıp beklemeye başladım. 30 dakika geçtikten sonra çıt çıkmadığı için, kapısının önünde oturan, Lissette’in yan komşusundan yardım istedim. Numarayı verdim ve Lissette’i aradılar. 2 dakika sonra Lissette evin içinden çıktı. Meğer ki, ev bir avlu gibi olduğu için, kapıya sert vurmam gerekiyormuş (tabii böyle bir bilgi verilmemişti bana). Her ne kadar başlangıç tatsız olmuş olsa da, sonrasında Lissette gayet misafirperverdi. Beni El Salvador’un ünlü yemeği olan Pupusa pişiren bir yere götürdü. İngilizcesi çok iyi olmadığı için yarı İngilizce yarı İspanyolca idare ettik Lissette ile. Fakat San Miguel’deki tecrübem bu kadardı, çünkü bir sonraki sabah, kahvaltı yaptıktan sonra otobüse binip, El Salvador sınırından geçip, 24 saatten az geçireceğim Honduran’ın Tegucialpa şehrine doğru gittim.

Yaklaşık 4 saatlik bir yolculukla, ufak (ve sıkış tepiş) bir minibüste Tegucialpa’ya geldik. Gelirken yanımda oturan terli ve şişman adam, bir çok yolculukta yaşadığım gibi, benim yabancı olduğumu anladı ve sohbet etmeye başladık. Sohbetin ekseni ‘’Aaa Türk müsün? Hasan Şaş!’’ ya da ‘’Burada uyuşturucu çok ucuz, istersen ayarlayabilirim’’i geçmese de, lokallerden ilgi görmek her zaman güzeldi.

Akşam Tegucialpa’ya vardığımda, bir ‘’Wendy’s’’de internete bağlanıp, vereceğim ‘’Girişimcilik’’ seminerini organize edecek Doris’le kontağa geçtim. Doris’te sağ olsun bir taksi ayarlayıp beni aldı ve ortak çalışma alanına gittim. Hiç katılımcı gelmediği için (bazı etkinliklerde bu olmakta), ortak çalışma alanının sahibi Doris ile sohbet ettik. Üniversiteyi A.B.D’de okuyup sonrasında uzun süre San Francisco’da kalan Doris, bir kodlamacıydı. Etkinliği gerçekleştirmesek de, Doris gibi entellektüel ve iyi bir insanla tanışmış olmuştum.

Doris’le sohbet ederken, nerede olduğumu haber verdiğim, Tegucialpa’daki ev sahibim Samuel’de bize katıldı. Biraz sohbet ettikten sonra, ‘’hadi Honduras’a özgü bir şeyler yiyelim’’ önerisinde bulundu Doris ve Samuel. Ben de seve seve kabul ettim. 

Bir lavaşın içine et, avokato ve bir çok lezzetli malzemenin olduğu güzel bir akşam yemeğini, açık alanda kendine ufak bir alan kurmuş bir sokak satıcısında yedik. Tahmin edebileceğiniz gibi, bu sokak satıcıları en lezzetli yemekleri yapmaktaydı.

Sonrasında Doris bizden ayrıldı ve biz de Samuel ile evine gittik. 1970’lerden kalma Toyota arabasında yaptğımız yolculuk, Samuel’in tam bir ‘’mahalle’’de olan evinde noktalandı. Samuel’in evi çok güzeldi, havadırdı ve temizdi. Ama bu akşamı en değerli kılan unsur Samuel’in harika ailesiydi. Annesi, babası ve üç kardeşiyle birlikte oturup, İspanyolca sohbet edip (edebildiğimiz kadar) bir şeyler yeyip içtik. Bu misafirperverlikleri çok zengin olduklarından dolayı değildi, yanlış anlamayın. Çok fakir bir mahallede, çok zor şartlarda yaşayan bu aile, elindekilerin azlığına rağmen bu kadar misafirperverdi. Asıl etkileyici olan da buydu.

Akşamın sonuna doğru, Samuel’in babası gitar çaldığından ve şarkı söylediğinden bahsetti. Ben de müziğe olan ilgimden bahsedince birden kalkıp bir odaya gitti. Döndüğünde elinde kapağı olmayan bir CD vardı. Bu CD’de şarkılarının olduğunu söyleyip, bir post-it’e ‘’Perçin’e, Samuel ve ailesinden hediye’’ yazan tatlı bir not iletti ve bana hediye etti. Muhtemelen hayatımda aldığım en güzel hediyelerden biriydi.

Bir sonraki gün öğleden sonra Nicaragua’ya geçecektim. Sabah kalkıp, Samuel’in babasıyla kahvaltı yaptım (Samuel işe gitmişti). Sonrasında Doris sağ olsun beni evden alıp, 2-3 saatte bir insan ne kadar gezdirilebilirse o kadar gezdirdi. Bir öğünde 3 farklı yemek yediğimiz, şehrin tepesindeki İsa heykeline gittiğimiz bu 2-3 saatten sonra, beni son durağım olan otobüs garına bıraktı Doris.

24 saatten az bir süreye bu kadar aktivite sığdırdığım, bu kadar güzel insanlar tandıığım bu günden sonra, Nicaragua sınırından geçip, Leon isimli şehirde kalacaktım. Ama bu seyahatte evdeki hesap, çarşıya uymayacaktı.

Yorum yok

YORUM BIRAKIN