Dünyanın Yerlisi
 

Üsküp – Metrekare Başına Bir Heykel Düşen Şehir

Not: Bu yazımı 1 ay önceki Üsküp dönüşümde yazmıştım. Fakat sadece bilgisayarıma kaydettiğim ve bilgisayarımda format yediği için haliyle beraberinde dosya da gitti maalesef. O yüzden bu yazıyı Üsküp seyahatimden 1 ay sonra yazabilme fırsatım oldu.

Üsküp’e 2017 yazında bir günlüğüne gitmiştim. Daha doğrusu, Arnavutluk’tan ucuz uçuş bulamadığım için, Tiran’dan 200 km uzaktaki Üsküp’ten İstanbul’a bir uçuş almıştım. 200 km nin normal şartlarda maksimum 4-5 saat süreceği yanılgısına kapılmıştım. Tiran – Üsküp arası ‘muhteşem’ yolda yolculuğum tam olarak 10 saat sürmüştü. Bir gün sonrası da hemen uçağa binmem gerektiği için şehir ile ilgili çok çok bir şey görememiş, havaalanına gidecek otobüse yürürken şehir merkezini hızlıca gezmiştim.

O zaman dikkatimi çeken bir unsur olmuştu. Üsküp’te her yerde heykel vardı.

Bu sefer Üsküp’e ‘’Avrupalı Genç Federalistler’’ (Young European Federalists) isimli bir Avrupa sivil toplum kuruluşunun gençlik politikaları ve Avrupa entegrasyonu ile ilgili Makedonya Parlamentosunda düzenledikleri bir konferansa misafir olarak davet edilerek gitmiştim. Her ne kadar yoğun bir 3 gün geçirsek de, Üsküp’ü görmeye de vakit ayırabildik.

 

30’dan farklı ülkeden 50’den fazla kişinin olduğu etkinlikte konu hakkında problemler nedir, bununla ilgili neler yapılabilir ve nasıl bir yol haritası izlenmelidir konuşuldu genel olarak. Bu tarz etkinliklere gitmek benim için her zaman çok gurur verici ve keyifli olmuştur, çünkü hayatımda en çok keyif aldığım iki şeyi aynı anda yapmamı sağlar: konuşmak ve seyahat etmek.

Dolu dolu 3 gün arasında, elbette Makedonlarla iletişim kurma fırsatımız da oldu. Mesela bizi en çok şaşırtan şey Parlamentonun belli yerlerinde sigara içebileceğimiz ‘’kahve odaları’’nın olmasıydı. 15 sene önce Türkiye’de de (ve bir çok ülkede) gayet normal olan kapalı alanlarda sigara içmek artık o kadar abes geliyordu ki.

Makedonlar hem coğrafi hem de kültürel yakınlıktan dolayı bizlere de çok benzer insanlar. Misafirperver, sıcakkanlı, yardımsever, çabuk sinirlenen, duygusal insanlar. Bu bölgenin (balkan) en sevdiğim özelliği de misafirlerine çok önem göstermeleri ve mutluluğu için elinden geleni yapmaları. Örnek olarak bir akşam yemeğine götürüldüğümüzde 50 kişilik değil de, sanki 100 kişi için hazırlanmış bir sofranın bizi beklemesiydi. Yemek çeşitleri, sürekli içkilerin önümüze gelmesi, içmediğimiz zaman gücenmeleri, bol bol yediğimizden emin olmaları gibi birçok unsur Makedonların ne kadar misafirperver olduğunu gösteriyordu (ve tabii ki de, hayattan zevk almayı bildiklerini).

 

Etkinliğin son gününde çok iyi bir rehber bize Üsküp kalesinden şehir merkezine kadar, adım adım Makedonya ve Üsküp tarihinden bahsettiği bir tur deneyimi yaşattı. Birçok medeniyetin geldiği (ve aldığı) bu bölgede Romalılar, Bizans, Osmanlı, Sovyet Rusya, Yugoslavya gibi birçok kültür geçtiğinden dolayı da, Makedonya oldukça kosmopolit ve birçok kültür unsurunu içinde barındıran bir yer olmuş.

Üsküp her ne kadar güzel bir yer olsa da, herkesin Ohrid’i görmemiz gerektiğini onlarca kez tekrarlaması, oranın ne kadar görülmeye değer bir yer olduğunu gösteriyordu (Ohrid’e bir seminer için 10 sene önce gitmiştim, fakat iş yoğunluğundan hiçbir şey görememiştim.)

Yazın hava çok çok sıcaktı, Mart’ta gidince tam ılıman (biraz yağmurlu) havada daha çok keyfini çıkartabildim Üsküp’ün.

Tur rehberimiz bizi gezdirdiğinde, 1 senedir merak ettiğim sorumu sordum kendisine.

‘’Üsküp’te neden bu kadar çok heykel var!?’’

Cevabı çok detaylı ve güzeldi. Bu heykellerin, bir çok bina, bir çok yapı ve bir çok ‘’proje’’ gibi borçla alınan kredilerin ve hibelerin kullanılması (daha çok cebe indirilmesi) amacıyla şişirilmiş projeler olduğundan bahsetti. Örnek olarak bize çok köhne bir bina gösterdi ve bu binanın ne kadara mâl olduğunu tahmin etmemizi istedi. Birçoğumuz maksimum 200.000 – 300.000 euro tahminlerinde bulunurken bu binaya 3.000.000 euro harcandığını söyledi rehberimiz. Binaya 200.000 euro’dan fazla gitmediği aşikârdı, ama asıl soru, paranın geri kalanı nereye gitmişti?

Bu hikâyeyi dinledikten sonra sadece kendimize ait olduğunu düşündüğümüz problemlerin dünyanın her yerinde olduğunu tekrar hatırladım. Tabii ki bu problemleri meşrulaştırmıyor, aksine bu konuda yalnız olmadığımızı ve buna karşı hep birlikte bir şeyler yapabileceğimizi gösteriyor.

Hem içerik anlamında, hem de gezi anlamında Üsküp keyifli bir deneyim oldu. İlk fırsatta Makedonya’nın diğer güzel şehirlerini görmeye.

Yorum yok

YORUM BIRAKIN